Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Han Duvarları - Yahya Cumhur Tapçı
6 Ocak 2011 Perşembe 19:22
Eğitimci - Yazar
Bir zamanlar Suluhan’da, ortasından su olan bir sulu han vardı…


Duvarlar… Han duvarları…
Eski zaman yolcularının uzun bir yolun sonunda yorgunluklarını gidermek, rahat bir nefes almak ve rahatlamak için sırtlarını dayadıkları bu duvarların harabeleri arasından geçiyorum…
Yeni zamanın keşmekeşi içinde, kimsenin dikkatini çekmediği bu taş duvarlar eskinin günümüze hüzünlü ve anlamlı bir bakışı…
Zorla ayakta durmaya çalışan bu taş duvarların eskiden ne işe yaradıkları hususunda bilgisi olanların da yavaş yavaş aramızdan ayrılmak üzere olduğunun ızdırabını taşıyan han duvarları, taşlaşmış yüreklere taş bakışıyla tepeden bakmaktadır. Ancak zamane çocuklarının bu bakıştan bir anlam çıkarması ne mümkün…!
Belki bir zamanlar bir garibe sıcak bir yuvayı muhafaza ediyordu bu taş duvarlar…
Ortasında bir ocak, tepesinde bir çatı ile han duvarları idiler. Şimdi boynu bükük, Sulu Han’ın kaderini düşünüp kahırlanıyordur belki de… Yılların verdiği tahribat, üzerinde oynanan oyunlar ve başka amaçlara hizmet etmesi için kafasına yediği kazma kürek, çekiç keser, mala darbeleriyle artık benliğini yitirmiş, bir bilinmez varlık gibi ayakta duruyor… Belki de çoktan yer ile yeksan olacaktı ama eskiden, geçmişten günümüze bir nişan olarak görüldüğü için midir yoksa varislerin dağınıklığı ve ilgisizliğinden midir bilinmez metruk bir bina gibi öylece durmaktadır orta yerde.
Kaç yolcuya, garibe, yolda kalmışa sığınak, buluşma ve toplanma; işlerini halletme yeri olmuştu kim bilir… Kim bilir; belki hastalığı nedeniyle köyünden şehre, doktora gelmiş bir köylünün tahta zemin üzerinde hasır yatağı, bir tüccarın işlerini halledene kadar beklediği evi, bir berduşun, sarhoşun sığınağı, hangi sebeptendir bilinmez bir kanun kaçağının yolu üzerindeki korunaktı hanlarımız… Hanları ayakta tutan, sıcaktan ve soğuktan koruyandır han duvarları…
Atalarımız, yaptıkları han, hamam ve kervansaraylarla yolda kalmış insana hizmet etmişti. Hizmet vermiş yüz yıllar boyu bu hanlar… Onları ayakta tutmuş han duvarları…
Duvarlar…
Taş duvarlar… Kışın sıcak, yazın serin duvarlar… Kurda kuşa, yoldaşa kucak açan duvarlar… Şimdi, kapılarında asma kilit, boynu bükük, ihtiyarlamış öylece bakıverir bizlere… Anlayana sivrisinek saz: anlamayana… kabilinden!
İsli gaz lambalarının isli ve soluk ışıkları altında uyumaya çalışan nice garibin, feri kaçmış ocak başında ellerini ovuşturan han yoldaşlarının fısıltılarını duyar gibiyim geçmişten günümüze uzanan… Bu sesler bize bizi hatırlatır. Geçmişimizden bir haber verir. Haddimizi aşmamayı, dünü unutmamayı hatırlatır bizlere.
Şimdilerin üç, beş, yedi yıldızlı sosyetik otellerin süit odalarında fahiş fiyatlarla zevk yapan ekabir takımının, tatilcilerin ve yolcuların hanlarda ve han duvarlarındaki hatıraları anlaması ne mümkün…!
Bu gün elli atmış yıl önce yapılmış betonarme binaların döküldüğünü, çirkinliğini görüyor ve teker teker yıkıyoruz. Ardından hiç düşünmeden aynı işi yeniden yapıyoruz… Beton kutular dikiyoruz şehrin orta yerlerine, yollarına, bulvarlarına… Şehrin kalbini kırıyor, ciğerlerini patlatıyoruz…
Etrafımıza baktığımızda en çok ilgimizi çeken şey nedir? Geçmişten günümüze kalan eski binalar… Onların harabeleri bu günkü villalardan daha çok ilgimizi çekiyor. Şehrin değişik yerlerinde ihtiyaca binaen yapılmış taş duvarlar beton duvarlardan daha fazla ilgimizi çekiyor, fotoğraf çektiriyoruz. Hangi beton duvar önünde fotoğraf çektiren bir insan gördünüz? Göremezsiniz… Adı üzerinde beton duvar… “Taş gibi” deyimi bile taşın gücünü hatırlatıyor bize ve duvar denilince aklımıza taş geliyor. Taşla ilgili pek çok deyimimiz var ama betonla ilgili kaç deyim sayabiliriz?
Taş bizden gözüküyor, beton yabancı, soğuk… Taş duvarlarsa serin ve ferah… Ama artık uzaktan el sallıyor bizlere; yıkıldım yıkılıyorum, diyor. Güngörmüş, ileri görüşlü bir kişinin çıkıp kendisini sahiplenmesini, restore edip geleceğe hazırlamasını ve gelecek nesillere geçmişten bir mesaj iletmesini arzu ediyor.
Han duvarları Faruk Nafiz’in Han Duvarları değil, Ünye’nin son nefesini vermekte olan ve imdat çığlıkları atan han duvarlarıdır… Geçmişini bilmeyen geleceğe yön veremez… Han duvarları, geçmişin günümüze dönmüş yüzüdür. Kaderine terkedilmiş bu duvarlara duvar olanlar utansın…!

Eski dostu hatırlayan komşu handan bugüne kalan sadece bir duvardı…
Kimsesiz garip duvar utanmasa kaderine ağlardı…

Eski Ünye hanlarından günümüze sadece, üç beş hatıra ve birkaç duvar kalmış; bize bakar durur, yüreğimi yakar durur…


Bu Haber 4008 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI