Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
GÜLKURUSU / Merve ÜRER
15 Ocak 2011 Cumartesi 10:09
Canik Dergisi 6.sayı
Silahlı kuvvetlerimizin arama tarama faaliyetleri esnasında açılan ateş sonucu iki er şehit oldu. Şehit Er-Aydın KORKMAZ, Gaziantep, Kilis; Şehit Er- İlker ŞEN-Ordu, Ünye kazasından. Aydın KORKMAZ, evli ve bir çocuk babasıydı. İlker ŞEN ise evlilik hazırlıkları yapmaktaydı.

Gece yarısı. Odanın penceresinden bakıldığında şehir ne kadar da kimsesiz görünüyor. Başıboş köpeklerin bile başını sokacak bir delik bulduğu bir gecenin tam da orta noktası.
Caddenin karşısındaki dükkânın ışıklandırılmış camekânı birbirinden güzel oyuncaklarla dolu. Arabalar, trenler, toplar, bebekler, minyatür ev gereçleri… Gün içerisinde annesini çekiştire çekiştire cama yapışan, kendisine oyuncak aldırabilmek için bir damla gözyaşı dökmeden ağlayan çocukların seslerinden eser yok şimdi. Tüm oyuncaklar, yeni aileleri ile tanışmanın heyecanı içerisinde bir sonraki günü bekliyor. İlerideki giysi mağazası ise rengârenk vitrini ile gecenin hâkim rengi siyahı gölgede bırakmaya ant içmiş âdeta. Gözleri daima ileriye bakan, dipsiz bucaksız ufuklara dalmış kadın mankenin üzerinde turkuaz rengi bir etek, beyaz bir gömlek, omuzlarında kilim desenli bir şal var! Erkek manken ise haki bir pantolon, beyaz gömlek, toprak rengi kadife ceket ve rugan ayakkabılar ile eşlik ediyor genç kıza. Çevreleri misinalarla çeşitli şekillere sokulmuş erkek ve kadın kazakları ile sarılmış. Yerde günün modasına uygun topuklu ayakkabılar, uzun çizmeler ve sonbaharın olmazsa olmazı sararmış çınar yaprakları. Aksesuar olarak oraya buraya serpiştirilmiş kemer, cüzdan ve çantaları ise saymıyorum bile. Kim bilir gündüz kaç kişi vitrinin önünde alabileceği ya da alamayacağı tüm bu eşyalara birkaç dakikasını ayırdı. Geçiyorken uğradı, alışveriş etti ya da bir sonraki ay eline para geçince alacağına dair –tutamayacağını adı gibi bildiği- bir söz verdi kendi kendine. Bilinmez. Tüm bunlara tek tanık, vitrindeki cansız mankenler! Onlar da sırdaşları ile aralarında olanları ebediyen saklayacaklarmış gibi öylece susuyorlar!
Havada ağır, elle tutulacakmış hissini veren garip bir durum seziliyor. Öyle ki insan, başının üzerinde ya da ciğerlerinde yapışkan, kıvamı koyu bir sıvı taşıdığından kuşkulanacak hâle geliyor.
Bu zamana dek sayıp döktüğümüz tüm bu ayrıntıları zihninde evirip çeviren kişiye gelince! Odanın lambasını kapatmış, perdeyi hafifçe aralamış. Her ne kadar öksüz bir gecenin ortasında olsa da dışarıdan görülebilme konusunda temkinli olmayı tercih etmiş. Başını görünmeyeceğini umduğu bir şekilde pencerenin yanındaki duvara dayamış. Dışarıdan baksanız hafif bir uykusuzluğu olduğunu düşüneceğiniz bu solgun çehre, aslında kendi içinde felaketlerin en büyüklerinden biri ile imtihan oluyor.
Pencerenin eşiğine düşen ilk gözyaşı tanesi, arkasından gelecek sağanak yağışın habercisi âdeta. Nihayet! Günlerdir herkesin bir damla bile gözyaşı dökmediği için hummaya tutulacağından korktuğu biçare genç kız, yaşadığı acıyla daha da ağırlaşan omuzları sarsıla sarsıla ağlıyor. Arada sırada hıçkıracak, içini çekecek, gözyaşlarına acılı, ağrılı bir ses eklenecek gibi oluyor. İşte o anda derhal ellerini gözyaşlarıyla ıslanmış yüzüne kapatıyor. Bir süre sonra sakinleşiyor, ancak artık gözlerine söz geçirebilmek ihtimali mümkün değildir. Göz pınarları, dökecek bir damla yaş kalmayıncaya kadar ağlamaya yeminli gibi görünüyorlar. Hadisenin en acı noktası ise tüm bu rahatlama seansında bile zihnin son derece açık bir şekilde tekrar tekrar o günü yaşaması…


Pırıl pırıl bir sabah. Gözlerini açar açmaz pencereden bakmak âdeti olduğu için cam kenarında alıyor soluğu. Salih Amca, dükkânı çoktan açmış, sabahları okula giden öğrencileri bekliyor. Birazdan birer ikişer sökün edecekler. Her biri taşıdıkları çantanın içerisinde gelecekleri de olduğundan habersiz uyku mahmurluğunu yürüdükleri yollara serpe serpe okulda alacaklar soluğu. İşte bu sırada unutulan bir kalem, ödev için sipariş edilmiş bir karton ya da bir silgi, Salih Amca’nın güler yüzlü dükkânında yeni sahipleriyle buluşacak.
Acele etmeli! Elini, yüzünü yıkadıktan sonra odasına dönüyor. Gardırobun yağlanmadığı için gıcırdayan kapısı, sabahın karanlığı içerisinde masallardan fırlamış da kahramanı yemek için ağzını açmış bir devi andırıyor. Askıdaki pazen elbiselerden birini geçiriveriyor üstüne. Saçlarını usulen topladıktan sonra tuvalet masasının üzerindeki lavanta kolonyasının tatlı serinliğinde kayboluyor yüzü. Hırkasını ve çantasını aldıktan sonra kimseyi uyandırmamak için tahta basamakların ucuna basarak iniyor aşağıya. Kapıyı kapatırken evin derin derin nefesler alarak uyumaya devam ettiğini iliklerine kadar hissediyor. Yakındaki fırından aldığı simidi yiye yiye erkenden uyanmış sokağın her dakika perde perde artan kalabalığına bırakıyor kendini.
Dükkâna gittiğinde iş yeri sahibinin henüz gelmediğini fark ediyor. Dükkânın orta işlerine bakan Cemil, elinde bir süpürge eşiği ve kaldırımı süpürüyor. Leyla, alışkın hareketlerle içeri giriyor. Hırkasını, cüzdanını arka kısımda her zamanki yere bırakıyor. Yolda giderken çorabı kaçmış bir memurenin telaşlı bir şekilde içeri girmesiyle onun için yeni bir çalışma günü daha başladı işte. Bütün gün çocuk giysileri, makaralar, nakış iplikleri, çoraplar, düğmeler ve daha pek çok ufak tefeği talep eden her yaştan, her mevkiden insana aynı güler yüzle, aynı ilgiyle hizmet etmeye çalışıyor. Gün akşama doğru evrilirken ayaklarını dinlendirebileceği bir yer bulma ihtiyacı ağır basmaya başlıyor. Cemil, müşterinin seyrekleşmesini fırsat bilerek, eline süpürgeyi almış, dükkânı süpürüyor. O da seri hareketlerle tezgâhın üzerine yığılmış, müşterinin beğenisine sunulmuş onlarca küçük parçayı teker teker düzenleyip alışkın oldukları yerlere yollamakla meşgul olmaya başlıyor. İşini bitirip Ahmet Bey’den izin aldıktan sonra dünya onun oluyor. Şimdi kendisiyle meşgul olmak vaktidir. Evden çıkarken haftalıklarından biriktirdiği para cebinde, yol üzerindeki manifatura dükkânına doğru yorgun ama heyecanlı adımlarla ilerliyor. İçeri girdiğinde burnuna çarpan naftalinle karışık fabrikadan çıkmış kumaş kokusu, heyecanını daha da artırıyor. Dükkân sahibinin masasının arkasında duran gülkurusu saten kumaştan gözlerini alamıyor. Bir önceki akşam annesiyle terzi Naciye Hanım’a model bakmaya gittiklerinde karar verdikleri renk gülkurusu. “Benim kızıma ne de yakışacak gülkurusu.” diyor annesi. “Elimizi çabuk tutmalıyız Naciye Hanım, şunun şurasında ne kadar kaldı ki nişana. ‘İlker oğlum, askerden döner dönmez nişanlayalım gençleri.’diyor bizim bey. Bilirsin pek titizdir.” Leyla, tüm bu konuşulanlardan dolayı utanıyor, sıkılıyor, gözlerini kaçıracak kuytu köşeler arıyor. Annesiyle, Naciye Hanım, utangaç gelin adayına muziplik, merhamet, çokça da mutluluk dolu bakışlar fırlatıyorlar. Hatırına gelen bu ayrıntılar onu bir kez daha utandırıyor, yanakları pembeleşiveriyor hafifçe. Sıkılgan bir tavırla, “Şu arkanızdaki gülkurusu saten kumaştan almak istiyorum. Nişan elbisesi yapacağız da!” deyiveriyor sonunda.
Elinde kumaş, aklında nişanının nasıl olacağı ile ilgili bin bir güzel hayal, yarı dalgın bir edayla Arnavut kaldırımı yolu arşınlıyor şimdi de. Kapıdan içeri girdiğinde et büryan ve patates kızartması kokusunun evin her noktasına sindiğini duyumsuyor. Annesi, başında oyalı çemberi, önünde önlüğü ile telaşlı telaşlı yemek hazırlıyor. Konuşmasına fırsat vermeden,”Leyla, tam vaktinde geldin. Kaynananla kayınpederini akşam yemeğine davet ettim nişan işini konuşmak için. Ellerini yıka da bana yardıma gel hemen!” diyor. Sonrası hızla donatılan sofra, beklenen misafirler ve geleneksel lezzetlerin resmigeçidi şeklinde gelişiyor.
Sofra toplandıktan sonra kahveler pişiriliyor. Evi bir uçtan bir uca saran kahve kokusu eşliğinde nişan ile ilgili ayrıntılar konuşulmaya başlanıyor. Damadın ailesi, aklı başında, uyumlu insanlar. Hem Leyla’yı hem de ailesini kendi aileleri gibi kabul etmişler. Sohbet, sanki birbirini uzun yıllardan beri tanıyan iki dost ailenin sıcaklığını barındırıyor. Leyla’nın ailesi, nişanı sahildeki aile gazinosunda yapmayı planlıyor. Nişan, eylül ayına rastlayacağı için gece serinliği ihtimaline karşı kapalı bir yeri tercih ediyorlar. Nermin Hanım’la İzzet Bey de onaylıyorlar. Ayrıca gazinonun sahibinin İzzet Bey’in arkadaşı olması, işleri daha da kolaylaştıracak gibi görünüyor. Pasta, limonata, kimlerin davet edileceği derken zaman su gibi akıp gidiyor. O sırada saatine bakan İzzet Bey, “Ohooo! Leyla kızım, ajans çoktan başlamış. Sana zahmet televizyonu bir açıver.” diyor. Leyla’nın televizyonun düğmesine dokunmasıyla birlikte odayı televizyon spikerinin ciddi, ağırbaşlı ses tonu dolduruyor. Erkekler haberlere kulak verirken, kadınlar nişan elbisesinin modeli üzerinde sessiz ama hararetli bir sohbete koyuluyorlar. Aradan en fazla beş dakika geçiyor, geçmiyor. İzzet Bey’in “Hanımlar! Susun!” diye feryat etmesiyle birlikte herkes, her şey, hatta taze demlenmiş çayın buğusu bile olduğu gibi donarak, tekrara tekrar hatırlanmak üzere bu beş kişinin zihninde malum yerini alıyor.
“Sayın Seyirciler! Bugün silahlı kuvvetlerimizin Şemdinli kırsalındaki arama tarama faaliyetleri esnasında açılan ateş sonucu iki er şehit oldu, bir er yaralandı. Şehit erlerimizin isimleri ve memleketleri şöyle: Şehit Er-Aydın KORKMAZ, Gaziantep ili Kilis kazasından; Şehit Er- İlker ŞEN-Ordu ili Ünye kazasından. Alınan bilgiye göre şehit erlerden Aydın KORKMAZ, evli ve bir çocuk babasıydı. İlker ŞEN ise evlilik hazırlıkları yapmaktaydı. Cenazeler, Hakkâri’de yapılacak askeri törenin ardından memleketlerine gönderilecek. Ayrıca yaralı erin tedavisi için Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne sevk edildiği bildirildi.”


Bu Haber 3450 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI