Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Ünye’nin İlk Üniversite Mezunu kız Necla Gökşin Sefercioğlu (2)
14 Şubat 2011 Pazartesi 08:40
Belgesel-Röportaj: Hacer Coşkun-Yaşar Karaduman / Bu röportaj bölümler halinde yayınlanacaktır.
Çocukken hayallerimiz büyükmüş.

Necla Sefercioğlu kimdir?
29 Ekim 1925’de Ünye’de doğan Necla Sefercioğlu, Ünyeli Nuri Kadı’nın torunu Ünyeli ilk doktor Fahrettin Gökşin’in kızı, Eczacı Mehmet Nuri Gökşin’in kardeşi ve Doktor Eflatun Gökşin’in ablasıdır. Necla Hanım, 1950 yılında Banka Müfettişi Orhan Bey’le evlendi, eşi 36 yaşındayken vefat eden Necla Sefercioğlu’nun bugün 3 çocuğu 7 torunu var. Emekli olan Necla Sefercioğlu, ANKARA’da yaşamaktadır.
Geçen haftadan devam.

Bize Ünye’deki ilkokul yıllarınızı anlatır mısınız?
Ünye küçüktü. Bu kadar büyük değildi, avuç içi kadar küçüktü. Öğretmenimiz Aliye Hanım vardı, onu çok severdik, severek dersine girerdik. Zaten sınıfımız 15 kişilikti. Teneffüslerde Paşabahçe’ye koşardık, elma alırdık. Okula yürüyerek giderdik, yukarıdan aşağıya koşturarak eğlenirdik. Evimiz Kadılar Yokuşu’ndaydı, yokuşun tepesinde ki büyük ev dedem Nuri Kadı’nın eviydi. Dedem Kudüs Kadısıydı.

Öğrencilik yılarınızın Ünye’sinden, konak yaşamından biraz bahseder misiniz?
Ünye’deki eski evleri hatırlarım, eski evlerde hep konsollar vardı, büyük ve görkemliydi. Ünye’de eskiden samimiyet ve dostluklar vardı ve bu beni çok etkilerdi. Ankara’ya döndüğümüzde oturduğumuz ev apartman dairesiydi, çocukken bana Ankara’daki evimiz sanki ananemin evinin yani dedem Nuri Kadı’nın konağının salonu kadar gibi gelirdi. Yıllar sonra konak satıldığında 1947’de Ünye’ye geldiğimde, annem evi seyretmek istedi, eve götürdüm. Çocukluk devrimden sonra ikinci defa gitmiştim eve. Ama hayal kırıklığına uğradım. Çünkü konağın çocukluk döneminde düşündüğüm kadar büyük olmadığını gördüm. Çocukken hayallerimiz büyükmüş.

Sizin tahsilinizi yaptığınız yıllar genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yokluk yılları idi. Sizin karşılaştığınız en büyük sorun neydi?
Evet yokluk yıllarıydı, ancak bizim hiç sorunumuz olmadı, babam bize hissettirmedi. Babam yetim büyümüş, parasızlık çekmiş ve sıkıntıyı biliyor. Onun için çocuklarına hiç yokluk göstermedi.
Yalnız sene sonu gelince abimi, beni ve kardeşimi çağırırdı. Çantalarımızı, defterlerimizi getirirdik, o zaman sarı defterler vardı. Defterde kullanılmayan sayfaları koparır, zımbayla deler, iple bağlardı. “Seneye bunu müsvette defter olarak kullanacaksınız” derdi. Her akşam kalemlerimizi babam açardı, çünkü memlekette yokluk vardı. Babamda idareli olmak için bıçakla, çakıyla kalemlerimizi kendisi açar, israf ettirmezdi. Ülkemiz yokluk içindeydi, parasızlık çekmememize rağmen idareli kullanırdık.
Abime pabuç alırdı, pabucun aynısını bana da alırdı, kız erkek pabucu diye ayrılmazdı o zamanlar.

Ünye’deki okul arkadaşlarınızdan bizim tanıdığımız ve sizin görüştüğünüz kimse var mı?
Ünye’deki okul arkadaşlarımın hiç birini tanımıyorum. Ancak elimde Ünye’de ilkokul dönemime ait fotoğraflar var. O fotoğraftaki bir kişinin Hüseyin Çağatay olduğunu öğrendim.
Hüseyin Çağatay, geçtiğimiz yıllarda Ünye’ye annesi adına okul yaptırmış. Ünye’ye geldiğinde Hasan Şimşek’in yanına uğramış, bende olan okul fotoğrafının aynısı Hasan Şimşek’e göstermiş. Elindeki resimde 3 kız var. Şu öldü, bu öldü, şu yaşıyor diye Hasan Şimşek’e anlatırken, “Lamia öldü, şu da doktorun kızıydı ama öldü mü kaldı mı bilmiyorum” diye anlatmış. Hasan Şimşek’te aile dostumuz. O fotoğrafın aynısının bende olduğunu biliyor. Beni anlatmış. Hüseyin Çağatay’da o şekilde beni buldu ve Ankara’ya gelince beni ziyarete geldi. O zaman bir araya geldik, bir tek Ünye’de okul yıllarımdan arkadaşım olarak Hüseyin Çağatay’la bu şekilde görüşebildik. Başka maalesef tanıdığım yok.

Ünye’de ki tahsilinizin ardından Ankara’da eğitim hayatına devam ettiniz. Bildiğimiz kadarıyla da uzun yıllar İngilizce öğretmenliği yaptınız. Hangi üniversiteden mezun oldunuz, ilk görev yaptığınız yer neresiydi?
Evet, uzun yıllar 40 yıl İngilizce Öğretmenliği yaptım. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde okudum ve fakülteden 1947 yılında mezun olur olmaz Ankara Bahçelievler ortaokuluna tayinim çıktı. İlk görev yerim olan bu okulda 3 yıl hocalık yaptım. Evlenince okuldan ayrılmak durumunda kaldım.

Peki evlendikten sonraki dönemden bize bahseder misiniz? Devam ettiğiniz öğretmenlik hayatınızda bizim de tanıdığımız meşhur bir öğrenciniz var mı?
1947’de başladığımı belirtmiştim meslek hayatıma. 1950 yılında evlenince 3 yılda ara vermiştim. Ancak bu uzun sürmedi. Evlendikten 9 yıl sonra eşimi kaybettim ve tekrar öğretmenliğe başladım. Bu sefer üniversiteye girdim ve hep Ankara’da görev yaptım. Mesleğe döndükten sonra emekli olana kadar Ankara Üniversitesi’nin değişik fakültelerinde İngilizce Öğretmenliği yaptım ve 1987’de emekli oldum. Geçen yıl meslekte 40 yılını dolduranlara bir plaket veriliyordu ve bende o törene davet edildim, çok mutlu oldum. Hala özel derslerle mesleğime devam ediyorum.
Ankara Bahçelievler Ortaokulu’ndan mezun ettiğim çocuklar 62 yıl sonra beni geçen yıl buldular ve bir yemeğe davet ettiler. 1’i İstanbul Teknik Üniversitesi’nde hoca, biri mimar, biri serbest çalışan 3 erkek çocuk. Mezunların bir araya geldiği bir gece için Ankaralı arkadaşlarıyla konuşunca toplantıya geliriz, ama Necla Hoca sağsa demişler. Evet, hocamız sağ dediklerinde de beni buldular ve toplantıya geldiler, buluştuk. Şimdi hala görüşüyoruz. Böyle güzel anılarda olunca gerçekten öğretmenliğin çok güzel bir meslek olduğunu hep düşünüyorum.

Gelecek hafta: Biz ne Mısırlı Prensesi ne de hayaletini görmedik.


Bu Haber 4146 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI