Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
ZEKİ ORDU / Yüreğim Üşüyor Öğretmenim
26 Mart 2011 Cumartesi 12:09
Canik Dergisi 7. Sayı
Daha dün el bebek gül bebek gibi ilgi görüyordu. Ailesi küçük olduğu için ona daha sıcaklık göstermesi dikkatinden kaçmıyordu. Kayda değer şikâyetleri dikkate alınıyor, mümkün olduğu kadar çaresine bakılıyordu.
Zaman geçtikçe bazı işlerini kendisinin yapmasının gereği üzerinde yapılan telkinler her ne kadar kendisine olan ilgiyi azaltmış gibiyse de büyüklerinin üzerine titredikleri gözden kaçmıyordu.
Etrafı seçecek yaşa geldiğinde çok şey öğrenmişti. Ünye’ye ait basit bilgileri biliyordu. Çamlık mevkii çok sevdiği yerlerdendi. Nedense Çakırtepe’ye çıktıklarında hem kalın hem de daha güzel giyindiriyorlardı. Orda ailesi ona çay ve meşrubattan çok meyve suyu içirip yaşı için diğerlerinin uygun olmadığını söylüyordu. Ama o burada tek başına çay içeceği günleri hayal ediyordu.
Gün geldi çattı. Okula gidecekti. Çok istekliydi. Mahalledeki abi ve ablalar gidiyorlardı. Artık okul çağına gelmişti. Son yazında Ünye’yi doya doya gezmek istedi. Asarkaya’ya, Şehnuz’a gitti. Galabuzu, Fokfok, Aynikola sahillerini dolaştı. Onlar kadar heyecan vermese de limanı da gördü. Kadılar Yokuşu’nu çıkarken küçük ayakları yoruldu. Fevziçakmak Mahallesine ve Göbü’ye yapılan yeni binaların bazılarını fark etti. En sonunda huzur bulduğu Çamlık mevkiinde yorgunluk attı. Meydandaki çınarın varlığı hakkında soru soracak yaşta değildi…
Okul zamanı gelip çattı. O da anne ve babasıyla birlikte okuluna gitti. Birinci sınıflar bir hafta erken başlıyordu. Kendi yaşıtlarında birçok çocuk vardı. Onlar da büyükleriyle gelmişlerdi. Sıra olup sınıflara girip oturdular. Yanlarında aileleri de vardı. Öğretmen herkes geldikten sonra velilerin dışarı çıkmasını isteyince, bir anlık yalnızlık hatta terkedilmişlik hissine kapıldı.
Anne ve babası okul bahçesini terk ettikten sonra bir yalnızlık hissi kapladı kendisini. Severek geldiği okul buydu demek. Kısacık geçmişi film şeridi gibi geçti aklından. Gecede birkaç defa gelip üstünü örten annesini, ara sıra eliyle ateşi var mı diye yokladığı babasını düşündü. Biraz durgun olsa ‘neyin var yavrucuğum’ diye kendisine şefkatle bakan büyüklerini düşündü. Yemezsen büyüyemezsin, sakın terleme, koşma dikkatli ol bir tarafın incinir gibi tavsiyeler meğer ne kadar güzel bir şeymiş diye geçti içinden.
- Ah anneciğim!
- Ah babacığım!
Buna benzer şeyleri düşünürken öğretmenin sesiyle kendine geldi birden.
Beni dinleyin!
Dinleyin kelimesi onlarca yankı yaptı ruhunda. “Dinleyin, dinleyinn, dinleyinnnn…” aslında öğretmen topluca hitap ediyordu. O da içinden ne kadar sevimli olduklarını düşünüyor bunları eğitip öğretme görevinin kendinde olduğunu ve bunun da ağır bir yük olduğu idrakindeydi. Ama gel gör ki o öğretmendi. Hiç ana ve babaya benzer mi?
Okulda nasıl davranılır neler öğrenilir onu anlatıyordu öğretmen. Biraz emir, biraz kural gibiydi. Küçük zihninden neler öğreneceğiz diye geçirdi. Misket oynamayı, tendürük oyunu, körebeyi de öğretecekler mi sorusuna cevap aradı içinden. Bazı yerleri gezeceğiz derken neyi kastetti öğretmen? Bunlar arasında Kızılkaya’yı ziyaret de var mıydı? Görgü kuralları da ne demekti? Belli ki kısa sürede bunlara cevap bulmak zor olacaktı.
Teneffüs, ders zili, beslenme saati, paydos ve bunun gibi şeyler, ilk öğrenilen bilgiler arasındaydı. Temizlik ve saygının önemini anlamaya çalıştı.
Bir haftadan sonra diğer büyük sınıflarda okuyan öğrenciler de geldi okula. Onlar arasında kendilerine anlatılanlara uymayanlar vardı. Onlara öğretmemişler mi diye düşündü. Her şey yolunda giderken ilk hayal kırıklığı bahçedeki çöpler oldu. Neden atarlar bunları buraya? Üstelik birçok çöp kutusu varken. Bu kavga neyin nesi? Neyi paylaşamıyorlar? Disipline verileceklermiş… Orası neresi? Şu abi üç kere disipline gittiğini söylüyor. Bir şey olmuyor diye öğütlüyor arkadaşlarını. Olmazsa filanca dayı hallediyor bu tür işleri diyor. Ama ben o dayıyı tanımıyorum ki. Nasıl hallediyor bazı işleri. Okul ne zormuş meğer…
Artık bazı şeyleri sorguluyor hatta yorumluyordu. İlle arasında mukayeseler bile yapmaya başlamıştı.
“Neden tuvaletler bizim evdeki gibi değil? Bu ağır koku ne? Kapıları niçin basit malzemeden yapıyorlar? Ya kırık ya da ses çıkarıyor. Muğla’da ve Edirne’de okuyan tanıdıklarım nerden biliyor bizim okulda olanları? Oralarda da mı aynı yoksa? Ama öğretmenler bize öyle şeyler yapın demiyor ki? Bu işe bir mana vermek güç.”
Zamanla kantine gitmeyi öğrendi. Minicik elinde tuttuğu madeni parayı uzatıp ‘şundan verin’ dedi. Kâh verdiler kâh vermediler. Meğer her şeyin bir bedeli varmış. Bazıları kantine hiç gitmiyordu. Her şey o madeni eşya yüzünden.
Kış gelmişti. Bazılarına göre okul evden daha sıcakmış. Hiç öyle olur mu, dedi içinden. Evden sıcak bir yer olur mu? Öyle diyor arkadaşlarımdan bazıları. Bazıları okula aç geliyormuş. Kantin ise madeni eşyayı istiyor. Bazıları titriyor. Ayakları üşümüş. Kar sularının ayakkabının yırtıklarından giriyormuş. Ama kantinde ayakkabı satılmıyor olmayanlara alsak.
Her şeyin düzeleceği yer olarak gördüğü okulda, bazı olumsuzluklar onu çok üzüyordu. Yapılacak ne olabilir diye düşünmeye başlarken zil ile hayallerinden kurtuldu. Öğretmen kış, kar ve üşümekle ilgili herkesin bir konuşma yapmasını istedi. Biri söz aldı: Bak kar da yağmaya başladı. Herkes ellerini saklıyor. Demek ki üşüyorlar. Karlar bana da yağdı. Ama ben üşümüyorum. Yüreğim üşüyor öğretmenim.
Yüreğim üşüyor…


Bu Haber 2855 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI