Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Nedim Taşoğlu/Ortaokulu bitirdim, fakülte bitirdim sandım
6 2011 Cumartesi 09:55
Kaynak:Canik Dergisi 8. sayı
Ortaokul’dayken kasket takıyorduk
1964-66 yıllarında Nuriye Köyü’nden (Şimdiki Nuriye Mahallesi ) Ünye Ortaokulu’na gittim. Ortaokul derken, daha 10-12 yıl öncesine kadar 5 yıllık ilkokulla, üç yıllık lise öğretimi arasındaki üç yıllık eğitim-öğretime ‘ortaokul’ deniyordu.

O yıllarda Ünye’de bir tane ortaokul ve bir tane lise vardı. Her ikisi de şimdiki Merkez Meçhul Asker İlköğretim okulunda öğretim görüyordu. Lise’de her sınıftan bir veya iki şube vardı, ortaokul ise liseye göre daha kalabalıktı. Lise öğrencileri bugünkülere göre yaşça çok daha büyüktü.
Okula giderken herkes öyle isteği şekilde giyinemiyordu. Belli bir kılık kıyafet giymek zorundaydık. Başımızda şapkamız vardı. En kaliteli şapka Zilber marka olanıydı. Liseye gidenlerin şapkalarının üst kısmında sarı şerit vardı. Sokakta ortaokul ile lise öğrencisi şapkasındaki bu şeritten tanınıyordu.

Hocalarımıza asker gibi selam verirdik
Hocalarımızdan korkardık, ayrıca onlara karşı büyük saygımız vardı. Yolda hocalarımızı gördüğümüzde asker gibi selam veriyorduk. Selam vermediğimizde ise hemen okul idaresine çağrılıyor, sorgulanıyorduk. Zaten öğrenci sayısı bu güne göre azdı. Hemen her hoca öğrencileri nerdeyse adıyla, soyadıyla, hatta numrasıyla tanıyordu. Bu nedenle öğrencilerin takip ve kontrolü çok kolaydı.
Okula erkekler erkeklerle, kızlar da kızlarla birlikte gidip geliyordu. Kız kardeşi olan bazı erkekler kızlarla birlikte okula gidebiliyorlardı.
Lise öğrencisi o yıllarda çok azdı. Onlar bizim ağabeylerimizdi. Lise son sınıf öğrencileri bazen bizim derslerimize dinleyici olarak geliyorlardı.
Bizim okula gidiş gelişlerimizde yanlış hareketimizi gördüklerinde liseli ağabeylerimiz bizleri uyarıyorlardı. Biz de onlara karşı saygılı davranıyorduk. Zaten sokakta okula gidiş gelişlerimizde ortaokul öğrencileri orta okul, lise öğrencileri de lise öğrencileri ile gidip geliyorlardı. Ortaokul ile lise öğrencileri arasında belli bir mesafe vardı. Herkes seviyesini biliyordu

Mendil ve tırnak kontrolü yapılırdı
Hergün, nöbetci hoca okulun giriş kapısında duruyor, sıra halinde okula girerken kılık kıyaflerimizi, kıravat ve şapkamızı kontrol ediyorlardı. Şapkasız ve kıravatsız olan öğrenciyi okula almıyorlardı. Kıravata ve şapkası olmayanlar da hemen okulun arka tarafına gidiyor, bağırıyor, arkadaşları ona okulun içinden şapka ve kıravat atıyordu. O da kıravat ve şapkayı takıp okula öyle giriyordu.
Sınıf öğretmenimiz bazı günler aniden cebimizdeki mendilimizi çıkartıp sıranın üzerine koymamızı ve ellerimizi de mendilin üzerine koymamızı istiyor, mendilimiz olup olmadığını, tırnaklarımızın uzun olup olmadığını kontrol ediyordu.
Tenefüste tuvalet ihtiyacımızı gidermek için tuvalete girdiğimizde, bazen okul müdürü Rahmi Şahin Odabaşı tuvalette sigara içen var mı diye kontrole geliyordu. Varsa tekme ile kapıyı açıyor, sigara içen öğrenciyi suçüstü yakalıyordu.

Yazılı ve sözlü önceden haber verilmezdi
O yıllarda hocalar ne zaman yazılı yapacağını, yazılıda hangi konudan hangi konuya kadar sorumlu olacağımızı söylemezdi. Sınıfa girer hiç beklemediğimiz bir anda “çıkarın yazılı kağıtlarını yazılı yapacağım” der ve yazılı yapardı. Bizler her ders girişinde yazılıya hazır bir durumda olurduk, Çantamızda devamlı olarak yazılı kağıtlarımız bulunurdu.
Aynı şekilde sözlü yapacaklarını da söylemezlerdi. Derste konuyu anlatır, peşinden cebinden not defterini çıkartır, kaldırır sözlü yapardı. Sözlüde o zamana kadar okuduğumuz konulardan soru sorardı, Dersi zayıf olan öğrenciler her an sözlüye hazır durumda olurlardı. Sömestri sonlarında zayıf kurtarma yazılısı veya sözlüsü yapılmaz, öğrenci sömertri içinde almış olduğu not ortalamasına göre karne alırdı.

Okula gitmek için hergün 10 km yürürdüm
Evimiz ile okulun arası tam 5 km idi, Okula gidiş-geliş her gün 10 km yürürdüm. Bir kış günü idi. Sabahleyin kalktığımda kar benim belime kadar gelmişti. Okula gitmem imkansız görünüyordu. Rahmetli babam evimizin bulunduğu yerden 300 metre kadar uzakta olan köy yoluna kadar beni getirdi. Köy yoluna geldiğimizde bizden önce giden bir kişi karda iz yapmış. Ben babama “Sen daha gelme, ben gidebilirsem giderim, gidemezsem dönerim “ dedim. Babam geri döndü. Kar yağmaya devam ediyordu. Benden önce gidenin izini takip ederek o günkü Köprübaşı’na, bugünkü Fevzi Çakmak Mahalllesi’ne geldim. Okula vardığımda üzerimde balıkcı yaka kazağım vardı. Nasılsa nöbetci hoca kapıda olmaz düşüncesi ile okula girmek istedim. O sırada nöbetçi hoca beni gördü ve hemen yakamı işaret ederek ”kravat” dedi.
Mecburen dışarıya çıktım, o kadar yolu gelmişken sınıfa girmem, hiç değilse biraz ısınmam gerekiyordu. Hemen okulun arka tarafına koştum, bizim sınıftan bir arkadaşa işaret ettim. Sınıftan kıravat attılar, ben de kıravatı takıp okulun kapısına geldim. Nöbetci hoca kapıdaydı. Kravatı kazağın üzerine takmıştım, hoca şöyle bir baktı.. “Hocam kıravat dediniz taktım “dedim. Bana “sizinle baş olmaz “diyerek okula girmemi istedi. İçeri girdim, sınıf sıcacıktı.

Öğrenciler gece sinemaya gidemezdi
Ortaokul öğrencilerinin geceleyin sinemaya gitmeleri yasaktı. O yıllarda Cumartesi öğleye kadar okul vardı. Öğleden sonra saat 13.00 de de öğrenci matinesi vardı. Bileti de normal biletin yarı fiatına idi. Biz ancak öğrenci matinesine gidebiliyorduk. Bunun haricinde sinemaya gidemiyorduk.
O yılların sinemaları Konak ve Yeni Sinema’nın kapısında bilet toplayan biletçinin yanında mutlaka bir nöbetci hoca vardı. Nöbetci hoca sinemaya girenleri takip ediyor, öğrenci varsa sinemaya almıyordu. Yanında velisi olan veya tanıdık birisi! olan öğrencilere göz yumulduğu oluyordu.
Köylerden gelerek Ünye’de ev tutup okuyan öğrencilerin adresleri alınıp, o öğrencilerin geceleyin evde olup olmadıkları nöbetci hoca tarafından kontrol ediliyordu.

İngilizce dersine Amerikalı ‘barış gönüllüleri’ giriyordu
Ortaokulda yabancı dil olarak önce sadece Fransızca dersi varmış. Benim ortaokula gittiğim yıl İngilizce ve Almanca dersleri de konuldu. Bizim sınıf İngilizce okuyordu, İngilizce dersine Amerika’dan Edward Block isimli ‘barış gönüllüsü’ bir üniversite öğrencisi gelmişti. Almanca dersini ise Eczacı Yusuf Alver veriyordu.
Ortaokul 2. sınıfta İngilizce dersimize Amerikalı barış gönüllüsü Josef Jean Crom isimli üniversite öğrencisi geldi. Onunla samimi oldum. Çamurlu Mahallesi Saray Caddesi’nde bulunan iki katlı binanın birinci katında tek başına oturuyordu. Arada eve yanına gidiyordum. O bana İngilizce bir şeyler söylüyor, ben de ona yarı Türkce yarı İngilizce bir şeyler, böylelikle anlaşıyorduk. Bir gün yine evine gittim, evde halının üzerinde renkli bir kaç sıva parçası gördüm. Bu ne dediğimde bana, Aynikola’da bulunan kiliseye gittiğini, orada bulunan duvarın dibini kazdığını, duvarın toprak kısmında bulunan renkli sıvadan bir kaç parça koparıp aldığını, bunu Amerika’ya götüreceğini söyledi. Amerika’dan beri gelmiş orada bulunan kilisiye bulmuş ve kilise duvarının dibinden renkli sıva parçalarını almış, ülkesine götürecekti. Çok şaşırmıştım. Nitekim Amerika’ya giderken bunları götürdü.

Beden dersi sonrası Yalı’da denize giriyor, terimizi akıtıyorduk
Beden eğitimi derslerini okulun bahcesinde altımızda siyah şort üzerimizde atlet ile yapıyorduk. Okulun bahçesinde yaptığımız 19 Mayıs provalarında ders zilinden 5 dakika kadar önce hocamız üzerimizi giyinmemiz için bizi bırakıyordu. Biz hemen üzerimizde şort ve atlet ile koşarak Yalı’ya iniyor, orada denize giriyorduk. Deniz kenarında şimdiki gibi kum yoktu, deniz hemen yaya kaldırımın kenarındaydı. Biz de yaya kaldırımın kenarından denize atlıyor, orada biraz yüzüp çıkıyor, koşarak okula derse gidiyorduk.

O yıllarda okul bitirme sınavları vardı
O yıllarda ilkokul beşinci sınıf sonunda, ortaokul ve lise üçüncü sınıf sonunda okul bitirme sınavları olurdu.
Ortaokul 3. sınıf sonunda da tüm derslerin ortalaması 10 dahi olsa okul bitirme sınavına giriyorduk. Okul, Mayıs ayı sonlarında bitiyordu. Karne almıyorduk, Haziran ayı başından itibaren 1-2 gün ara ile tüm derslerden sınava giriyorduk. Sınavda ortaokul 1-2 ve 3.sınıf kitaplarından soru soruluyordu. Tabiki bu sınavda sorular zor oluyordu. Ortaokul 1. sınıftan sonra 2 yıl geçmiş o konuları unutmuşuz. Bu sınavdan aldığımız notlar üzerinden okuldan mezun olabiliyorduk.
3. sınıfta yıl sonunda hiç zayıfım yoktu. Haziran’da okul bitirme sınavlarına girdik. Öyle zor bir sınavdı ki.. Sınavların sonunda 6 tane zayıfım vardı. Eylül’de tekrar sınava girdim tek zayıfım kaldı. O sene şansıma tek dersten kalanlara bir sınav hakkı daha verildi. Sınava girdim ve Eylülde mezun oldum.
Ortaokulu bitirdiğim zaman kendimi çok büyük bir okul bitirmiş, sanki fakülte bitirmiş de hayata atılmış gibi hissettiğimi hatırlıyoru.


Bu Haber 3908 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Dün bugün olmuş haberim bile olmamış Tarih : 6 Ağustos 2011 / Pazar Üye Adı :bilgin hasdemir
Sayın Taşoğlu, dünü bugün yaşıyormuşcasına kaleminizden damlatmış; bir an beni liseden mezun olduğum güne götürmüşsünüz... Aynı yollardan geçmiş, ama Siz Nurettin'den Ünye'ye; ben ise Ünye'en Ordu'ya yol almışım... Aynı yoldan yürümüşüz; o nedenle birbirimizle karşılaşmamışız.. Olsun varsın... Bugün karşılaştık ya... Anıları hiç sönmeyen ve içimizi sımsıcak ısıtan büyük bir ateşin başında hep anlatmak; hep dinlenmek temennisiyle
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI