Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Esra Karaduman Okay / Hazreti Süleyman’ınYüzüğü
15 2011 Perşembe 10:01
Kaynak :Canik Dergisi 9.Sayı
Hz. Süleyman, parmağında taşıdığı mühür-yüzüğü sayesinde, tüm hayvanlarla konuşabilirmiş.
Günün birinde bir bülbül ona, 999 karısından birinin, başka birine aşık olduğunu söylediğinde yüzüğünü fırlatıp atmış.
Rivayet odur ki; Süleyman o günden sonra bir daha hiçbir hayvanla konuşamamış.


Davranış bilimci Konrad Lorenz, “Hz. Süleyman’ın Yüzüğü” adındaki kitabında, çok iyi tanıdığı birkaç türle konuşabildiğini yazıyor. Hz. Süleyman kadar iddialı değil ve yüzüğü de yok. Ama onun bu kitapta anlattıkları, bilimsel verilere dayalı araştırma sonuçları. Bu noktada, kitabı oluşturan, bilimsel veri ve araştırma sürecinden bahsetmek gerek. Çünkü araştırma deyince, hemen gözünüzün önüne gelen laboratuar ortamı, denek hayvanlar vs. den sizi kurtarmalıyım. Lorenz, bir doğa bilimci ve laboratuarı da doğa. Yani doğal ortam. Ormanlar, parklar, göller ve bir de doğal ortama dönüştürdüğü kendi evi. O ve ailesiyle birlikte yaşayan hayvanların türleri oldukça ilginç. Bu hayvanlar alışkın olduğumuz tarzda ev hayvanlarının oldukça dışında. Birkaç örnek vermek gerekirse; kargalar, yaban kazları, papağanlar.

“Benim kargam, teleklerinin uç kısımları iyice sertleşip de uçmaya tam olarak hazır hale geldiğinde, kişi olarak bana karşı çocuk gibi düşkünlük göstermeye başladı. Evde oda oda peşimden uçuyordu ve günün birinde zorunluluktan onu yalnız bırakmak durumunda kaldığımda da, ümitsizce seslendi. Bu ses de ona isim oldu.”

Lorenz, hayvanlarla iletişim kurabilmek için insan merkezli bakış açımızdan kurtulmamız gerektiğini söylüyor. Onu bu kitabı yazmaya iten en önemli şeyin ise, günümüzde fazlasıyla ortaya çıkan ve hayvan beslemekle ilgili “tüyo”lar veren yayınlar olduğunu anlatıyor. Gerçekten de onun kurduğu dünyaya girdiğimizde, hayvanlarla ilgili, en iyi bildiklerimizin bile eksik ya da yanlış olduğunu gözlemliyoruz. Balığın alıklığı, tilkinin kurnazlığı, kurdun yırtıcılığı sadece bizim yanılgılarımız. Tabii, edebiyatta önemli rolleri olan bülbül, aslan ve kartalla ilgili olanlar da.

“Lafı sakınmadan söyleyecek olursak; mevcut yırtıcılar arasında en tembelidir aslan, hatta bir gıpta edilecek derecede tembel. Yaban hayatta yaşayan hayvanlara baktığımızda bunların avlanırken çok uzun mesafeleri geride bıraktıklarını görürüz gerçi; gelgelelim anlaşılan bu içsel bir itkinin, bir çeşit güdünün değil, bastıran açlık duygusunun bir sonucudur.”

Özellikle büyük şehirlerde, doğayı evimizde yaşama arzusuyla (Konrad Lorenz, evde hayvan beslemenin altında böyle bir sebep olduğunu söylüyor.) hayvan beslemeye çalışıyoruz. Çoğu zaman da bu seçimleri yaparken, arzularımıza göre davranıyoruz. Ne beslediğimiz hayvanın ihtiyaçlarını göz önünde bulunduruyoruz ne de kendi verebileceklerimizi. Açıkçası bu konuda yardım alabileceğimiz çok yer olmadığını da kendi deneyimlerimden biliyorum. “Hz. Süleyman’ın Yüzüğü” bu konuda da bir başvuru kaynağı gibi.

Konrad Lorenz, 1903 Viyana doğumlu. Tıp ve biyoloji eğitimini de aynı şehirde almış. Karşılaştırmalı davranış bilimin kurucularından olan Lorenz, 1973 yılında Tıp ve Fizyoloji dalında verilen Nobel Ödülü’nü (Karl von Frisch ve Nikolaas Tinbergen ile birlikte) almıştır. 1989’da da ölmüştür.

Lorenz’in bilim insanı yanından etkilenmemek mümkün değil. Doğa bilimci olmanın dışında bir entellektüel olduğu da gerçek. Bize hayvanların dünyasıyla kurduğu muhteşem ilişkiden bahsederken sık sık şiirlere, yazarlara yani edebiyata göndermeler yapıyor. Kurduğu dil son derece akıcı. Anlatım tarzı da oldukça ironik. Kitap eğlenceli hayvan hikâyeleriyle dolu. Bilimin bu kadar eğlenceli olabileceğini bizim ülkemiz de anlamak biraz zor. Ama okumak ve bir yerlerde var olduğunu görmek umut verici ve keyifli. Balıkların çiftleme ritüeli, kargaların ve yabankazlarının nişanlanması, kutların savaşı sonucunda acize cömertçe bağışlanan hayatı, hayvanların; aşkları, evlilikleri, ihanetleri, çocukları ve daha birçok şey. Hayvanlarla onların diliyle kurulan ilişkide düşündürücü çok yan var. Tabii ki insanın sosyal ilişkilerine dair…

Doğal hayatı anlatan programlarda sıkça, yırtıcı bir hayvanın beslenme zincirinde kendinden aşağıdaki hayvanı dişlerinin arasında, kan revan içinde sallarken gösterirler bize. Haberlerde de cep telefonu birkaç kere çaldı diye sevgilisinin kafasına kurşun sıkan adamı ya da bir maç sonrası coşkusuna kurban giden üç yaşındaki çocuğun artık büyümeyecek olan halini. Hangisinin daha vahşice olduğunu evrimsel sürecini tamamlamış ‘insana’ sormak gerekir elbette.(Kaynak:Remzi Kitabevi Gazetesi )

Bu konuda iki ek bilgi:
Bir ortopedist olan babası Konrad’la ilgilenmesi için Resi adında bir bakıcı tutmuştu. Resi bir gün, “Nils ve Uçan Kaz” öyküsünü Konrad’a okudu. Konrad Lorenz, bu öyküden nasıl etkilendiğini ve hayatının nasıl değiştiğini şu sözlerle anlatıyor:
“Resi bana bu öyküyü okuduktan sonra ben de bir yaban kazı olmak için yanıp tutuşmuştum. Bunun mümkün olmayacağını anlayınca hiç olmazsa bir yaban kazım olsun istedim. Bu da olanaksız gibi görünüyordu. Ben de evcil kazlarla yetinmek zorunda kaldım. Bir süre sonra onların davranışlarından çok etkilendiğimi, ayrıca onları etkilediğimi fark ettim.”
Avusturyalı doğa bilimci ve etolog, çocukluğundan başlayarak hayvanlara büyük bir ilgi duyan Lorenz, çocukluğu döneminde evinde balık, köpek, maymun, ördek, böcek, kaz gibi birçok hayvan beslemiş, komşusunun kendisine hediye ettiği ördek yavrusunun tepkilerini kendisine aktardığını gözlemiş, böylece çocuk yaşta damgalama olgusunu keşfetmiştir. Erişkinlik yıllarında tıp, zooloji ve psikoloji alanlarında doktora, özellikle evrim ve hayvanlardaki öğrenme süreçleri konusunda araştırmalar yapmıştır. Lorenz çalışmalarından ötürü 1973 yılında Nobel ödülü almıştır.



Bu Haber 6146 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI