Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Aynur Zeren Tan /MUSTAFA ALTIOKLAR’IN BİR KANADI ÜNYELİ
3 Ekim 2011 Pazartesi 10:39
Kaynak :Canik Dergisi / 10.Sayı
“Benim annem Ünyeli, Batum göçmeni bir aileyiz biz, Gürcü bir aile,dedelerimizden Mevlüt Dede göç etmiş ilk önce,daha sonra Veysel Dede göç etmiş,Veysel Dede’nin kızı olan Türkan’dan önce Gülden ve daha sonra ben olmuşum.Mehmet adında bir erkek kardeşim daha var biliyorsunuz.Ortaokulun bulunduğu Ortayılmazlar Mahallesi’nde bir konağımız vardı,”



Sevgili okuyucular merhaba, bir “Ünye’nin Sözlü Tarihi Programı” röportajı ile karşınızdayız
Biliyorsunuz Ünye’den yola çıktık daha sonra Ordu, Fatsa çevresi ve bu çevrede yetişmiş kişilerle, Ordu’yu, Fatsa’yı, Ünye’yi ve Türkiye gerçeklerini konuşmaya çalıştık.
Birbirinden değerli yöre şahsiyetlerimiz ile yaptığımız röportajlar içerisinde nihayet sanat alanında başarılı bir isim ile karşınızdayız. Çocukluğunun büyük bir bölümünü Ünye’de geçirmiş Sn. Mustafa Altıoklar ile buluşturuyoruz sizleri. Röportajımızın Ünye ile ilgili kısmını, kendisinin Ünye’de geçen anıları ve Türk sineması ile ilgili görüşlerini paylaşacağız. Hepimiz anne tarafından “Ünyeli” olduğunu biliyoruz fakat kendisini yeterince tanımıyoruz diye düşünüyorum. Eşim İsmail Tan’ın da çocukluk arkadaşı olması nedeni ile(ki bize çok büyük kolaylık sağlayıp oldukça geniş zaman ayırdığı için bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz kendisine) yaptığımız bu samimi röportajı okuduktan sonra Ünye’de ki aile geçmişi ile sizlere daha yakından tanıtacağımız Altıoklar’ı birbirinden güzel filmleri ve basından yeterince tanıyamamış olduğunuzu düşünecek ve daha çok
benimseyeceksiniz.Eminiz.

Aynur Zeren Tan: Çocukluğunuzun herhalde büyük bir bölümü Ünye’de geçti?

Mustafa Altıoklar: Evet büyük bir bölümü, belki de çocukluk dediğimiz zaman diliminin tamamı Ünye’de geçti. Benim annem Ünyeli, Batum göçmeni bir aileyiz biz, Gürcü bir aile,dedelerimizden Mevlüt Dede göç etmiş ilk önce,daha sonra Veysel Dede göç etmiş,Veysel Dede’nin kızı olan Türkan’dan önce Gülden ve daha sonra ben olmuşum.Mehmet adında bir erkek kardeşim daha var biliyorsunuz.Ortaokulun bulunduğu Ortayılmazlar Mahallesi’nde bir konağımız vardı ve
annem genç kızlığını orada geçirmişti. Ünye’de ilköğretim, ortaöğretim ve lise eğitimini
bitirdikten sonra ilkokul öğretmeni olmak için İstanbul’a gidiyor, babamda Kemal
Altıoklar, Konya’dan Tıp Fakültesi okumak üzere İstanbul’a geliyor ve orada tanışıyorlar, evleniyorlar ve daha sonra 3 çocukları oluyor ben ikinci çocuğum fakat annem ve babam her ikisi de Cumhuriyet çocuğu olduğu için devletten almış oldukları bursların
karşılığını vermek için mecburi hizmete gidiyorlar. O zaman cehalet çok tabi doktorları,,öğretmenleri falan çok önemsiyorlar, ihtiyaç duyuyorlar.O nedenle ben 1958 yılında doğduğum zaman annem bir tarafta, babam bir tarafta vazifelerini yerine getiriyorlar, Beni de Ünye’de yaşamakta olan büyük dayımın yanına gönderiyorlar ve ben 1.5 yaşımdan itibaren artık Ünye’deydim.

A.Z.T: Daha çok yaz aylarında Ünye’ye geliyorsunuz diye biliyordum.

M.A: Yok hayır, yedi yaşım kadar kesintisiz Ünye’de yaşadım. Bu arada annem ve babam mecburi hizmetlerini,askerliklerini falan tamamladırlar ve ben 7 yaşımda iken biz aile olarak Ankara’da bir araya geldik,kardeşlerim de dahil.7 yaşımda Ankara’ya yerleştikten sonra, Ünye’ye geliş gidişlerim senin dediğin gibi oldu.Haziran ayında okullar kapandığında
Ünye’ye gelir, üç ayımızı burada geçirir ve dönerdik Bu durum lise 1ve 2 ye kadar devam
etti. Dolayısıyla benim hayatımın çok önemli bir bölümünde, çünkü çocukluk insanın
kişiliğinin şekillendiği bir dönemdir, Benim bu dönemimde Ünye yer alıyor. Ünye’de geçirdiğim günler, yaşadığım olaylar, oradaki hatıralarım kişiliğimin gelişmesinde ,karakterimin oturmasında önemli bir yere sahip.
A.Z.T: Altıoklar’ın geniş hayal gücünde Ünye, nasıl bir görüntü olarak yerleşmiş?
(II)
M.A: Hayal gücü sadece bir kaynaktan beslenen bir şey değil, bir çok yerden besleniyor ama Dünya ya ilk gözlerimizi açtığımız yer, tabi ki bebeklik çağından bahsetmiyorum, iki yaş ve üzerinden bahsediyorum, algılarımızın işlemeye başladığı dönemlerden. Dünyayı Ünye’de algılamaya başladığımı söyleyebilirim, Buna dayanarak söylediğimde Ünye’nin güzellikleri zaten say say bitmez. Gerek insan ilişkileri gerek doğal güzellikleri, tabii benim bulunduğum zaman çok fazla göç almamış, kalabalık olmayan hali idi. Gerçekten anlatmakla bitmez, gecesi gündüzü ayrı, yazı sonbaharı ayrı güzel, Yalıda karaya vuran hamsilerin kilometrelerce uzanıp karaları kapatan hali, yanlın o görüntüsünden tut da, çizmelerini giyip, küreklerini eline alıp yağ tenekelerini hamsilerle dolduran balıkçıların görüntüleri, fındık bahçeleri, o fındık bahçelerinin tepelerde kalan ve arabalarla ulaşılamayacak kadar yerleri Zaten o dönemlerde fazla arabalarda yok, genelde yürüyerek veya eşeklerle çıkılırdı fındık bahçelerine, Ünye’nin ortaokulun olduğu Ortayılmazlar Mahallesinde bizim bir evimiz vardı,bir de Halit Dayımın.Ünye Çimento Fabrikasının birkaç kilometre ilerisinde Hend esuyu denilen yerde evi vardı,biz o evi dayımla birlikte yapmıştık.Dört, beş yaşlarındaydım tuğlaları taşımakta,vesaire işlerde dayıma çok yardımcı olmuştum.İşte ben Ünye’de bu iki evde büyüdüm.Ünyeliler hatta Karadenizliler çok iyi bilirler ki,Hendeksuyu’ nun oralarda başlayıp,Trabzon ve Artvin’e kadar uzanan karayolunda oldukça fazla sayıda turist seyahat ederdi.1968 ve sonrası Hippi döneminde, Karadeniz Sahil Yolu boyunca ilerleyen Hippiler Hendeksuyu’ nun oraya,çok renkli otomobilleri,çok renkli tosbağa arabaları ve kendi çok renkli imajları,saçları,kıyafetleriyle gelirler,orada denize girerler biraz da eğlenirler ve yollarına devam ederlerdi. Bunlar Ünye’de geçen zamanlarımın renkli kısımlarıydı.,Hayatımda da büyük önem taşıyan olaylar aynı zamanda.

A.T: Zaten Ünyeliler, Ünye’ye eskiden çok daha fazla turist geldiğini söylerler, bu renkli görüntüler de sizin çocuk zihninizde yer ettiği anlaşılıyor. Anlaşılan o ki turistlerle iletişiminiz iyi imiş?
M.A : Evet o başka şehirlerden gelerek Karadeniz Sahil Yolu boyunca ilerleyen turistler,bizim Hendeksuyu’ nun oraya gelene kadar sıkılmış oluyorlardı. Hendeksuyun’da mola verir denize girerler ve daha sonra oralarda olan bizleri görür sohbet ederlerdi, Bazıları yolculuklarına hemen devam etmezdi, Eğlenirdik hatta gece bizde kalırlardı. Ben de o zaman Ankara’da ki eğitimime Ankara Koleji’nde başlamıştım. İyi derecede İngilizce öğrenmeye de başlamıştım.Yaz aylarında da Ünye’ye geldiğimde, böyle durumlarda çok daha rahat diyaloglar kurabiliyor ve çok daha fazla zevk alıyordum..Hendeksuyu ‘n dan gelip geçen,bazen konaklayan insanların,turistlerin hayat felsefeleri,düşünce tarzları,onlardan dinlediğim şeyler bugün ciddi anlamda kendi kişiliğimin oluşmasında önemli rol oynamıştır.Özgürlüğe ,hoşgörüye verdikleri önem,savaş değil barış tarzındaki zihniyetleri benim için gerçekten faydalı ve önemli şeylerdi.Dahası o sırada Amerika,Vietnam’ın içine ederken, benim karşılaştığım sohbet ettiğim bu tür insanlar,Amerika ve Amerikan emperyalizmine karşı olan insanlardı,Bu tür insanlarla karşılaştığım ve benim için gerçekten önemli olan türden sohbetler yaptığımız yerin Ünye olması da benim için büyük bir önem taşır.

A.Z.T: Bir de benim bildiğim Mustafa Altıoklar’ın çok daha renkli bir dünyası
var, Yani çocukluğunda evdeki ortamı,eşyaları kendisine göre,hayal gücüne göre tiyatral
biçimde kullanabiliyor, kendi oyunlarını yaratabiliyor.
(III)
M.A: Evet, çok doğru, yaratıcı kişiliğim gerçekten çok gelişmiş,herhangi verilmiş bir oyunun içerisine kendime ait zevkler,gizemler,renkler katmak gibi bir derdim vardı,Hiçbir zaman verilenle idare edememişimdir,onlara hep kendi hayal gücümden bir şeyler,zevkler katmak çok hoşuma gidiyordu.

A.Z.T: Birazda ailenizden söz etsek dedeleriniz,aileniz..gerçekten güzel,kalabalık ve ataerkil bir aile ve onun Ortayılmazlar Mahallesinde’ki devamında geniş ve sıcak bir çerçeve içerisinde yaşıyordunuz.O günlerde, neler duyuyordunuz ailenizden ,neler dinliyordunuz?

M.A: Evet doğru ataerkil bir aile olduğu doğru ama yinede umulandan aksine ciddi anlamda kadının sözü geçiyordu bizim ailede.

A.Z.T: Anadolu kadınından ziyade Karadeniz kadınından hiç umulmaz, çok güzel, doğru bir tespit.

M.A: Karadenizli kadınlar kolayla ataerkil falan dinlemiyorlar. Yıkılmadan önce Vidinli Apartmanı’nın hemen arkasında idi bizim konak. İki katlı ve hatta alt kattaki çamaşır yıkama bölümünü sayarsak 3 katlı bir konaktı ve o konakta üç ayrı aile birlikte yaşardık. Annem de o sıralar Ünye’de öğretmenlik yapmaya başlamıştı ama babam bizimle birlikte değildi, dolayısıyla dört aile birlikte o konakta yaşardık. Yani tam eski tip, dededen toruna herkesin bir arada barındığı bir konaktı. İçerisinde hep birbirini seven insanlar olunca o evde neşenin eksik olması akla gelecek bir şey değildi. Onların sıcaklığı, keyfi, bir sürü çocuk ortalıkta onların koşuşturması, kavgaları gerçekten güzeldi, çok güzeldi. Hendeksuyu’ nda ki köy evine geçtiğimiz zaman da oradaki güzellikler de başka idi. Arkamız orman, önümüz deniz, uçsuz bucaksız. Küçük ve sarı bir Roma Yolu geçiyordu önünden. Orada yaşadığım şeyler, oynadığımız oyunlar anlatmakla bitmez. Gerçekten çok mutlu bir çocukluk geçirdim Ünye’de. Ben çok mutluydum gerçekten, tavuğun kıçından yumurta, dalından domates yemekten,bunlar şimdiki çocukların asla yaşayamayacağı şeyler maalesef.

A.Z.T: Mustafa Altıoklar,Türkiye’de ki gelişmelere o dönemlerde nasıl bakıyor?

M.A: O dönemlerden iyi hatırlıyorum, annem Ünye’de öğretmenlik yapıyordu, Ortaokul
Yokuşundan yalıya inerdik, parkta yürüyüşler yapardık. Ben üç tekerlekli bisikletimde
ve annemde benim yanımda. Ben beş yaşlarımdayım o sırada, o dönemlerde annemin anneannemin fotoğraflarını çok iyi hatırlıyorum, uçları sivriltilmiş gözlükler, sadece annemlerden bahsetmiyorum ben, park gezilerimizde, o yalı boyunca hep böyle türden bayanları ve aynı şekilde çok şık beyleri görürdüm ben o yürüyüşlerde. Ben hiçbir zaman yalıdaki, parklardaki bu bayanlara etraftan rahatsız edici bir söz duymamış veya bir bakış görmemişimdir. Şimdi ise zannetmiyorum, bu tip bir bayanın rahatsız olmadan bahsettiğim dönemlerdeki gibi dolaşabileceklerini. Bunun sebeplerinden birisi de, Ünye’nin kısa zamanda çok fazla göç almış olmasıdır. Daha iç kısımlardan, maalesef daha yoksul ve kültür seviyeleri daha aşağılarda giden vatandaşlarımızın, çünkü eğitim ile kültür paralel giden şeylerdir, gelmelerini görüyoruz ve göç ettikleri yerlere çok fazlada ayak uyduramayan yapıda toplumlar oluştu. Kırsal ve yoksul kesimlerden buraya yerleşen insanlar geldikleri yerdeki özellikleri ve yaşam tarzlarını da beraberlerinde getirdiler buda doğal ama yerleştikleri yerin özelliklerini benimsemektense oradaki insanları da kendi özelliklerine büründürdüler. Böyle olunca nereden nereye geri gittiğimiz çok net bir şekilde görünüyor.

A.Z.T: Köy enstitülerinin de kaldırılmasıyla bahsettiğiniz şeyler ciddi anlamda başladı ama Ünye ve Fatsa yine de kendisini koruyabildiği kadar korumaya çalışıyor.
M.A: Evet, evet Ünye, Fatsa bunlardan en az erozyona uğramış olanı doğru.

A.Z.T: Artık, İstanbul ayrı bir devlet Anadolu ayrı bir devlet, siz de çocukluğunuzu Anadolu’da geçirip daha sonraki yıllarınızı Ankara ve İstanbul’da geçirmiş birisiniz ve gerçekten bu ikisini de görebiliyoruz Mustafa Altıoklar’ da . Siz bu geliş ve geçişi nasıl
Sağladınız? Başarılı bir geçiş çünkü bu.

M.A: Tabi çok kolay olmadı, pat diye olan bir şey değil bu bir defa, Ünye’de çocukluğumun bir kısmını geçirip Ankara’ya başkente gittiğimiz zamanlarda ben kasabadan gelmiş bir çocuk oluyordum.Ankara’da da kolej okumaya başlamıştım ama tabiî ki kasabadan gelmiş bir çocuk olarak orada kültürel eksiklik yada eziklik hissettim.

A.Z.T: Baba doktor,anne öğretmen olduğu halde..

M.A: Evet, öyle olduğu halde çünkü oradakiler hep öyle,zengin insanlar,işte konuşurken falan “nerden geldin sen?”,” Ünye’den geldim” kasabalı çocuk,bu sefer Ankara’dan Ünye’ye geldiğimde de Ünye’ye göre şehirli ve kolejli çocuk oluyordum.Hep böyle tahterevallinin bir orasında bir burasında oldum işte,İstanbul’a gelişim ise 1982 yılındaydı ve bu benim için terazinin kollarının çok daha ağır olduğu yıllardı. Bu sefer Bizans’a gelmiştik buranın değerleri başka oranın değerleri başka gerçi Ünye’nin başka bir özelliği vardı.Batum,Trabzon,Ordu,Fatsa,Samsun,Ünye…buralar hep İstanbul ile bağlantılı olan yerlerdi,gemi ticareti ile olsun yada Ünye’den Ankara ve İstanbul gibi şehirlere okumak için gidenler vardı epey,yani Ünye’ye, Fatsa’ya İstanbul kültürü girip çıkıyordu ciddi anlamda,Ünye,başka yerlerle kıyaslandığında kapalı kalmamış bir yer,durum böyle olunca da aslında git -geller yine de çok çok zor olmadı,bende de biraz bukalemunluk vardır zaten böyle oldu.

A.Z.T: Gerçekten öyle, gurur duymamızı sağlayacak şeyler görüyoruz.,Artık İstanbul bile dar gelmeye başladı yavaştan ki bu da sorularımın içerisinde var zaten,toplumsal değişim güçleri yeterince özgür mü?Mustafa Altıoklar ve İstanbul’da, istediği kadar yada yeterince özgür sinema yapabiliyor mu?

M.A: Eskiye göre biraz daha özgür ama yine hala karşıt görüşlere saygı duyma fikrini geliştirebilmiş bir toplum değiliz,



Bu Haber 4245 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : BEĞENDİM Tarih : 25 Ocak 2012 / Pazar Üye Adı :ayşe arslan
GÜZEL BİR SOHBETMİŞ OKUDUM
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI