Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
SELÇUK ÜRER / LAVTA*
6 Ekim 2011 Perşembe 10:28
Kaynak:Canik Dergisi /9. Sayı
Türk musikisi sazları arasında Lavta’nın da epeyce eski bir geçmişi vardır. Avrupa ansiklopedi ve musiki lügatlerinde bulunan Lut, Lavta, Lauta gibi isimler bu sazın Batı’ya gelinceye kadar az çok değişikliğe uğradığını gösterir. Lavta da Ud gibi en eski millî sazımız olan Kopuz’un daha sonraki dönemlerde aldığı ileri bir şekildir. Lavta’nın Ud ve Tanbur arasında bir yeri vardır. Araplar’ın İspanya’da kurduğu Endülüs Devleti aracılığıyla Avrupa’ya yayılmıştır. Meselâ, sabit perdeli bir saz olan “Koloşan” Lavta’ya çok benzer. Batılı kaynaklar, “Luth” kelimesinin (El-Ud)’dan geldiğini yazar. Almanlar “Lauta” der.
XVII. yüzyılda Avrupa’da büyük rağbet kazanan Lavta’nın pek çok türleri yapılmış, toplumun her kesiminde itibar kazanmış, ünlü ressamlara modellik etmiş, J.S. Bach bile bu saz için eserler bestelemiştir. Ud’a benzeyeni, benzemeyeni, kısa saplısı, uzun saplısı, yapılmış, böylece uzun yıllar Batı’da dolaştıktan sonra yeniden anayurduna dönen bir saz olmuştur.
Türk Musikisi’ne XVII. yüzyıl ortalarından sonra girmiştir. Önceleri iki Lavta, bir Kemençe olmak üzere “Kabasaz” takımlarında kullanılmıştır. Böylece bir süre daha klasik musikimizin içinde halk musikisi bulunması geleneğini sürdürmüştür. Tıpkı Tambur’da olduğu gibi Lavta da Cemil Bey’in sanat süzgecinden geçtikten sonra bambaşka bir üslup kazanarak bir ritm ve refakat sazı olmaktan çok, bir solo saz niteliğine bürünmüştür. Ud’un gittikçe revaç bulması ve Lavta’ya göre daha kolay çalınır gibi görünmesi sebebi ile icra tekniği, mızrabı, üslubu unutulup gitmiştir. Son yıllarda yeniden canlandırma çabaları dikkati çekmektedir.
Lavta’nın Tanbur ve Ud’a benzemeyen, fakat iki sazdan da renkler taşıyan güzel bir sesi vardır. Ritm vuran tek ve tipik bir çalgı olarak yıllarca oyun havaları icrasında kullanılmıştır. “… Şekli Ud’a benzer; fakat onun daha narin yapılı bir türüdür. Teknesi daha az sığ ve basıktır. Göğsünde tek bir kafes deliği vardır. Sapı udunkinden daha uzundur; üzerine kirişten perdeler bağlanmıştır. Bu perdeler Lavta’nın ayırıcı özelliğini teşkil ederler. Zaten eski musiki kitaplarında, makamlara dair yapılan izahlarda Ud’un sapının perdeli olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde bu özellik Lavta’da geleneğini kaybetmemiş oluyor. Ayrıca bu sazın İstanbul folklorunda tetkike değer bir mazisi vardır.”1
Ünlü saz yapımcılarından Manol ve Baron, sanat değerleri çok yüksek lavtalar yapmışlardır. Sapının sabit on sekiz perdesi, dört çift teli vardır. Son yıllarda perde sayısı değiştirilerek bugünkü icra özelliğine karşılık verecek duruma getirilmiştir. Çok eski yıllarda üç ya da tek telli olarak da çalınmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi “…Tamburi Cemil Bey’e gelinceye kadar Lavta, Kabasaz dediğimiz Kemençe, Lavta ve bazen Zurna’dan mürekkep takımlarda Köçekçe ve oyun havalarının refakat sazı idi. Melodiye kattığı hafif ve basit akorlar, ayrıca mızraplarla vurulan ritmik tempolarla bu havalara daha renkli ve canlı bir karakter verirdi. Sonradan Cemil’in sanat hayatında en çekici, en sıcak günlerini yaşadığı (Ferik Mustafa Paşa devri) günlerinden birinde bizzat Paşa’nın kendisine hediye etmiş olduğu, Sultan Aziz’e ait bir Lavta, O’nun ellerinde en yüksek icra ve tetnik seviyesine erişti. Ve Cemil bu sazla neler yapılabileceğini, yahut kendisine nispetle neler yapılamayacağını gösterdi…”2
Lavta, eskiden kartal kanadı ile çalınır, mızraba ait çırpma sesinin duyulması bir özellik sayılırdı. Cemil Bey ise, Tambur mızrabından daha ince, her iki ucu oval yuvarlaklıkta bağadan yapılma mızraplarla çalmıştır.
Lavta çalanlara “Lavtacı” ya da “Lavtazen” denir. Musiki tarihimizde iz bırakan başlıca ustaları şunlardır: Hristo, Andon, Civan Kardeşler, Lavtacı Lütfi Bey, Ovrik Efendi, Galip Bey, Lambo Efendi, Tamburi Cemil Bey, Mesud Cemil.
1-Ruşen F. Kam, İzahlı Müzik
2-Mesut Cemil- “Kaybolan Türk Sazı:Lavta”, Musiki Mecmuası, Sayı 270, s.
*KAYNAK: TÜRK MUSİKİSİ TARİHİ- DR. M.NAZMİ ÖZALP



Bu Haber 3816 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI