Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Aynur Zeren Tan/Ünye’nin Tepe Camlı Evinden İstanbul'da Dahi Kalmadı
21 Aralık 2011 Çarşamba 10:43
Kaynak:Canik Degisi / 11. Sayı
Bu evler çoğu zaman o dönemlerin en yüksek gelir gruplarına dahil olan “kaptanların evleridir”.
Tepe pencerelerinde mutlaka bir fener asılı olur ve o kente bir şekilde gelen kaptanlar hiç zorlanmadan bu evleri
tepe camlarından bulur ve meslektaşının evinde konuk olarak kalabilir.

Ünye’nin tepe camlı evi Hacı emin yokuşunda. Bu ev Ünye taşı üzerine ahşap ve tamamen Türk mimari örneğidir.
Ünye’de kalabilen evler arasında en değerlisidir. Zaten bu evler genellikle varislerin miras anlaşmazlıkları sonucu günümüze kadar gelebilmiştir.
Ünye’nin tepecamlı evli gerçek bir mimari değerdir. Camın çok küçük parçalar halinde kullanılabildiği dönemlerde inşa edilen evlerdir. Bu evlerin gün içinde ışık alması küçük parçaların birleştirilmesi ile oluşturulan pencerelerle sağlanır.
Bu evlerin soğuklardan ve yağışlardan ve güvenlik amacı ile korunması için pencere kepenkleri vardır. Bir nevi dışarıya karşı kafes niteliğinde de kullanılan kepenklerin kapatılması ile işte bu tepe camları devreye girer.
Tepe camları, pencerelerde ki camlardan daha da küçük parçaların alçı ile birleştirilmesi sonucu oluşturulur.
Bu camlar kepenklerin çokça kapalı olduğu zamanlarda gün ışığının içeri girmesini sağlar. Hatta vitray formunda hazırlanalar, renkli camlardan oluşur ve gün ışığı evin içerisine gök kuşağı renklerini içeren motifler halinde girer.
Hatta bu camların alçılı desenleri ile birleşen renk cümbüşü, o dönemin çok Türk-İslam mimari geleneğinin temelini oluşturan sadelik anlayışı ile ahşap kaplı düz duvarlarda tavana asılmış şahane tablolar görüntüsü oluşturur.
Bu muhteşem aksesuara sahip duvarlara başka bir süsün eklenmesine gerek yoktur.
Bu muhteşem mimari tarz hiçbir aksesuarda olmayan bir özellikle binanın hem iç hem de dış duvarlarını süslemektedir..bu süsler ayrıca ev sahibinin gelir seviyesine göre, model ,desen, renk zenginliğine kavuşur.
Tepe camlarının fonksiyonları saymakla bitmez. Dediğimiz gibi tepecamları sahibinin gelirine göre renk ve desen zenginliğine kavuşur. Ve genellikle de gelir seviyesi iyi hatta yüksek kimselerin evlerini süsler.
Bu evler çoğu zaman o dönemlerin en yüksek gelir gruplarına dahil olan “kaptanların evleridir”.Ve bu tepe pencerelerinde mutlaka bir fener asılı olur ve o kente bir şekilde gelen kaptanlar hiç zorlanmadan bu evleri tepe camlarından bulur ve meslektaşının evinde konuk olarak kalabilir.
Tepecamlı evlere en güzel örnekleri tabiî ki İstanbul boğazında bulunuyordu.1700 lü yıllara kadar inebilen bu ev Türk mimari geleneğinin erken dönem örneğidir ve hemen hemen Türkiye’de tekdir.(Bildiğim yok, bilmediğim olabilir)
Hatta İstanbul Boğazında ki eşiz yalılar arasında dahi bu güzellik de pencere formuna sahip yalı kalmamıştır. Amcazade Hüseyin Paşa yalısı geleneksel mimarinin erken döneminin en eski örneğidir ama tepe camlı değildir aksine camları çok alçaktır fakat kepenk uygulaması ve iç planları benzerdir.
Bu bina ayrıca Türk mimari anlayışının Orta Asya’ya uzanan kolları gibidir. Bildiğimiz gibi Orta Asya Türk Kültürü yerleşik hayata geçerken, mimarisin de çadır kültürünü uygulamıştır.
Bu mimari anlayışında, ortada bir sofa etrafında “başoda” en manzaralı bölümde olmak üzere odalar sıralanır. Alt katta atlara ayrılan bölüm seyis ve uşak odaları da vardır.
Zemin ve duvarlar ahşap kaplama, tavan ağaç oyma sanatı örneklerine sahiptir ve her odanın tavanı ayrı desendedir..
Evlerden vazgeçmek mümkün değil, ama evleri bırakın bir takım kirli eller çamlıkta ki mezarların taşlarını yürütüyor. Kaplama taşların altından iri iri ırmak taşları meydana çıkmış,
Ayıptır, bu durumdan “ÜNYELİLER”nasıl sıyrılabilir.Yani birkaç yüzyıllık kültür mirası kalıntıları koruyamamak gibi.Hani” narsist bir hemşehrilik “boyutuna varan memleket sevgisi karşısında merak ediyor insan.
Evler tarihi eser kapsamından çıkarıldığı gibi mezarlar da mı tarihi eser kapsamından çıkarıldı.?Yıkıp yok etmeniz ve sonrada yerlerinde apartman veya otel yapabilmeniz için minicik bir cümle yeterli;
“TARİHİ ESER ÖZELLİĞİNİ YİTİRMİŞTİR” nasıl oluyorsa?

Tepe camlı evin pencerelerinin sanatsal özelliği
REVZEN

“REVZEN” Farsça bir kelimedir,”PENCERE” demektir.”REVZENÇE” de küçük pencere dir ve “REVZENE” şeklinde de kullanılmıştır.
Edebiyatımızda da zaman zaman kullanılan bu kelime, Tevfik Fikret’in , tahtdan indirilen Abdülhamid’i kastederek yazdığı siyasi bir manzumenin adı “revzenleri mai tülle mestur.”Fikret, Revzeni mahl-ü (indirilmiş pencere) olmuştur.
“Revzençe”ise,”sarmaşıkları arasında cabeca açılmış aralıklardan bir revzenç-i zümurrut buldu –Uşaklıgil.
“Revzene” şeklinde de “Gülistana açılır revzenesi” şeklinde, Naci’de yer almıştır.
Anadolu’da daha önceden ve Selçuklu dönemlerinde sarayların ve büyük konakların pencerelerinde cam kullanıldı.
İlk cam örnekleri, çeşitli malzemelerle birbirlerine tutturulan küçük parçalardan oluşurdu.
Avrupa’da kurşunla birleştirilen renkli camlardan oluşan sisteme “VİTRAY”,
Osmanlı mimarlığında ise alçı ile birleştirilen benzerine, “REVZEN” adı verilmiştir.
“REVZEN” tekniği her yenilik gibi önce saraylarda kullanıldı.
Önceleri pencere düzeni iki katlı idi .Alt kat sabit ahşap kapaklar dan oluşurken,üst kısımlar “REVZEN” tekniği ile donatılmıştı.
REVZEN”lerin en yalın ve ucuz örnekleri, şişe dibi benzeri yuvarlak cam parçaları ile yapılırdı.
“REVZEN” ağır bir malzeme olduğu için, pencereler henüz hareketli kanatlar olarak yapılmıyordu.
16.yy’da tek bir odanın “REVZEN”leri küçük bir servete mal oluyordu.
Bu nedenle bu tip camların kullanımı yaygın değildi.
Camın saray yapıları dışında kullanılması ,17.yy ‘da gerçekleşmeye başladı.
18.yy da İstanbulda’ki konakların hemen her odasında ,”REVZEN”li pencereler vardı.
Anadolu’da ise “REVZEN” kullanımı, günümüzden üçyüz yıl önce özellikle batıda yaygındı.
Daha sonra diğer bölgelerde de görülmeye başlandı.
İşte Ünye’de bu eşsiz Osmanlı bezeme sanatı donatılmış ,ev ve evler var.Yaklaşık sekiz yıldır bunlara dikkat çekmeye çalışıyoruz (fotoğraf sergileri yaparak)ama tek bir evin dahi korunamamış olmasının bir izahını bulamıyorum.(bu arada kendi durumumu özetleyen şu atasözüne bakar mısınız?”OLSA İLE BULSAYI EKMİŞLER ,YEL İLE YUF BİTMİŞ. Bütün şehirlerde bu tip evler korumaya alınmışken, neden bunların yok olmasına kayıtsız kalıyoruz ?
20.yy’da ise Anadolu (daha önce bunca inceliğe sahipken ) yeşil alanları azalan ,su havzaları küçülen,kıyıları kirlenen ve havası kömür kokan kalabalık kentlerin ülkesi.
KENTLERİ YENİDEN YAŞANACAK YERLEŞİMLER, HALİNE, BU DEĞİŞİMİ SAĞLAYACAK GÜÇ, ÜLKENİN BUNDAN SONRAKİ ÖYKÜSÜNÜ YARATACAK GENÇ NÜFUS OLACAKTIR.
ÖZELLİKLE GENÇ MİMARLAR!!!

Yazıya konu olan ev şimdi Müzedir, Ünye Belediyesinin çalışmaları ile müzeye dönüştürülmüştür.


Bu Haber 3183 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI