Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
EREN TOKGÖZ/Suluhan.. Ortaçarşının Hikayesi
26 Aralık 2011 Pazartesi 10:13
Kaynak: Canik Dergisi / 11. Sayı
“Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu bazen içli bir şarkı”

Suluhan. Alt katında fıskiyeli havuzu, sarnıcı,
kurşuni renge boyanmış pencereleri hep gözümün önünde.
Suluhan ile tanıştığımda Fındık Tarım Satış Kooperatifi ve fındık kırma fabrikası olarak hizmet veriyordu.
Demokrat Partinin köylüye buğday dağıtımı alt katlardaki
iki göz depodan yapılırdı

Ünye sözü ile başlamak istiyorum.
“ Dur dinle… Eyi dinle… Beni dinle.”
Ünye’den Sahil yolu geçmeden denize paralel Belediye Caddesi ve Hükümet Caddesinden sonraki üçüncü caddesinin adı ORTA ÇARŞI… Uzun seneler Çapulacılar arastası olarak da anılmıştı.

Hükümet Caddesi üzerinde köşe başındaki Ayla fırınının işletmecisi Nazım Biberci. Fırının üst katları Ayla Kulübü ve Ayla Oteli idi. Mülk sahibi Tüfekçilerden Hacıbey’in Ahmet Baskan. Kulübe çıkan merdivenin girişinin sağında bayan ayakkabıları satan Demiray’ın dükkânı ve Orta Çarşı Caddesi köşesinde ayakkabı imalatı yapan Toker ile Ahmet ve Bahri Bay kardeşlerin saatçi dükkânı. Ünye’nin saatlerinin yarıya yakını burada tamir olurdu.

Karşı köşede Arziye teyzenin evinin altında Enver Önder’in berber dükkânı ve bitişiğinde ayakkabıcı Seyit Ergün’ün dükkânı vardı. Sağa döndüğümüzde Orta Çarşı Caddesi eski hamam tarafına doğru Hasan Ürer’in evi köşede.. Hasan Ürer, Ferit ve Kadir Ürer’in Babası, Halil Ergün’ün de kayınbiraderi. Seyit ve Arziye Ergün’ün oğulları; Kadir, Ertuğrul, Yılmaz ve Ali Ergün kardeşler.

Sağa devam ettiğimizde sokak başında içkili Ege Lokantası, karşısında sonradan noter olan yer Ege Lokantasının mutfağı ve bulaşıkhanesi olarak kullanılıyordu. Ege Lokantası daha önceleri Hükümet Caddesinde üzeri şehir kulübü olan Sırmabıyıkların binasının altındaydı. Ege Lokantasının karşısında P.T.T. eski binası, sonradan Musiki Cemiyeti, daha sonraları da Halk Eğitim Merkezi ve Kütüphanesi oldu. Ege Lokantası gecenin birinde yandı. Yangın enkazından otomobillere ait yağ filtresi bulunmuştu. Ege Lokantası bu yangından sonra 1960 yılına kadar “Vatan Cephesi” salonu olarak işlevini sürdürdü. 1960’dan sonra Cevdet Gemici’nin İmren Gazoz Fabrikası olarak hizmet verdi. Gazoz Fabrikası kapanınca Metin Uzbay’ın pasta salonu ve şekerci dükkânı oldu. Okumuş İbrahim Ustanın yaş pastaları ve “Kocataş Kola” ile burada tanıştık. Ben Okumuş ustayı Yalı kahvesindeki Pastacı dükkânından da biliyordum.

Eski hamama doğru yürüdüğünüzde Mustafa Kalemen dede ve oğlu Ahmet Kalemen’in, bitişiğinde damatları Kemal Küçükoğlu’nun evleri vardı. Kemal Küçükoğlu’nun mahdumları Serdar, Servet, Selçuk Küçükoğlu kardeşler. Kemal Küçükoğlu (Yavuz Kemal) evinin bitişiği şimdilerde bilinen adı ile Ofisbank’tır. Bu binanın ön cephesi Hükümet Caddesi tarafındadır. Ziraat Bankası uzun yıllar bu binada hizmet verdi. Bitişiği köşede bisikletçi Enver Gündüz, arkasında Ahmet İskender (Çüksüz Ahmet)’in lokantası vardı.

Ziraat Bankasının Orta Çarşıya cepheli arka tarafının karşısından ayakkabı ustaları Ufuk Temel, Sami Kurnaz, Recai Ekinci, Karşı arada Avare Kadir renkli simalardı. Yazın dışarı çıkarılan tezgâhların etrafında kıştan kalma derin av hikâyeleri anlatılırdı. Kıdemli Muhtarlarımızdan Nail Birben’in terzi dükkânı sonradan bölüme taşındı, Torpil İsinin (Hüseyin) meyve deposu uzun yıllar hizmet verdi.

Ayla Oteli altındaki saatçi Ahmet ve Bahri Bey kardeşlerin saatçi dükkânının bir cephesi de Orta çarşı caddesi üzerindedir. Bitişik binası Haydar Şahinbaş’ın fındık kırma fabrikasıdır. Aynı sırada dava vekili Zihni’nin Hukuk Bürosu ve üstte evi, bitişiği Terzi Yusuf Şentepe’nin terzi dükkânı, yanında Ahmet Dokgöz’ün evi, altında terzi Cemal ileriki zamanlarda Sezai Telci, Ahmet Kaya ve Şerif ustanın Cengiz in terzi dükkânları vardı. Yanında Çataklı’ların binası. Bu binanın yarısında Hüseyin Çataklı, diğer yarısında Lezzet lokantasının sahibi oturuyordu. İlkokul ikinci sınıfta buzdolabını görmek için öğretmenimiz bizi Lezzet lokantasına götürmüştü. Daha sonraları Çataklı dedenin (Prof. Osman Çataklı’nın babası) evinde oturanlardan Ağır Ceza Reisi Öktülmüş, Cemal Altuntaş, Hâkim İsmail İlik, Hüseyin Çataklı ailesi İstanbul a göç ettikten sonra Ağır ceza Reisi Süleyman Malkoç İsmail Kök (Hüseyin, Sadıka ve Sadık kardeşlerin babası), Beden Eğitimi Öğretmenimiz Ali Kayadelen ile yıllarca komşuluk yaptık.

Bizim evin karşısında Camii Bahçesi, şimdilerde kısmen yol olan yerde Fotoğrafçı Hüseyin Keleşoğlu (Akrep Hüseyin) Arzuhalci Ruhi, Necmettin Çıngay, bayan terzisi Mustafa Keleşoğlu’nun dükkânları vardı. Keleşoğlu’nun dükkanını’nın yanındaki boşluğa düzgün yayılmış Ahşap kulübesi ile eskici Şeref USTA arasta esnafı olarak dâhil oldu. Şeref Usta Ürer’lerin evinin karşısından bizim tarafa göç etti. Şeref usta aynı zamanda ötücü kuş beslerdi. Ziraat Bankası kredileri ve buğday dağıtım zamanlarında Fotoğrafçı Hüseyin Keleşoğlu’nun fotoğrafhanesi çok kalabalık olurdu. Akrep Hüseyin amca birazcık asabiydi, gelenleri sıraya sokar sonradan ikişerli Araplarını çeker (negatif) sırası ile normal fotoğraflarını yapardı. Son olarak duru sudan çıkan fotoğrafların makas ile kenarlarını düzeltir, havlu ile suyunu alır ve herkesin kasketinin içine koyar kasketleri de başlarına giydirir öylece gönderirdi. Fotoğraflar şapkanın altında gidecekleri yere kadar kurudu. İstanbul’daki Kızkulesi’ni tanımam, Hüseyin Amcanın önünde Fotoğrafta çektiği Kızkulesi’nin tuvale resmedilmiş panosu ile oldu.
Pazar günleri sabahtan buluşan mahallemizin çocuklarından sayabildiklerim; Küp Ali, Ahmet (tas), Taslı’nın Mustafa, Gıdış’ların Hamdi, Salim, Şişko Yalçın, Hilmi, Pörtlek Atila (Babası Emniyet amiri idi), Tayyar, Çıkık Seyfi, Sıçtıgırıştı Hüseyin, İkizler Fahri, Bahri kardeşler, Sarı Mustafa’ların Abdullah, Orhan, Hami ve diğerleri… Akşam saatlerine kadar Suluhan yangın yıkıntısında, orta camiinin bahçesinde, Soysal’ların bahçesinde, Kaledere İlkokulunun bahçesinde, çifte hamam yıkıntısında, her sokak ve köşede, bucakta mümkün olabilecek her oyun ve kurguyu gerçekleştirirdik. Akşam saatlerine yakın iki renkli sima çıkık Seyfi ile Sıçtıgırıştı Hüseyin hiçbir Pazar aksatmadan tartışmayı kavgaya dönüştürürler ve geceye kadar kavgaları sürer, onları büyüklerimiz hariç kimse ayırıp sulh edemezdi. Sonrasında asla birbirlerini düşman görmezler, kin tutmazlardı. Gelecek Pazar akşamüstü yine aynısı tekrar edilirdi. Büyüdükçe değişen gelişen anlayışımız sonucu bu tür oyun ve mekânlardan uzaklaştık
Küp Ali’ye kimse itiraz etmezdi. Adil davranırdı, haksızlığı da tahammülü yoktu Ali kardeşin. Ben çelimsiz bir çocuktum. Ben hep onun takımında korumasında olurdum. Ortaokulda da sınıf arkadaşıydık orada da hep korudu beni. Bodancı Şener, Tantoğlu M.Ali (zagi), Ahmet Yılmaz ve Akkan Ahmet, sayemde çok dayak yediler Ali kardeşten…
1939 yılındaki Erzincan depremi Ünye’de de zarara yol açmış, Orta Cami bu depremde
yıkılmış, ellili yıllarda bugünkü cami inşa edilmiştir
Geldik Suluhan meydanına. Adı üzerinde Suluhan. Alt katında fıskiyeli havuzu, sarnıcı, kurşuni renge boyanmış pencereleri hep gözümün önünde. Suluhan ile tanıştığımda Fındık Tarım Satış Kooperatifi ve fındık kırma fabrikası olarak hizmet veriyordu. Demokrat Partinin köylüye buğday dağıtımı alt katlardaki iki göz depodan yapılırdı. Çarıkçılar arastasına bakan kapıdan girildiğinde görkemli bir merdiven ile üst kata çıkılırdı. Yukarı katları tam olarak keşfedemeden Suluhan bir gece yarısına doğru yandı. Derin uykulardayım !... Suluhan’ın camlı kulesinden parlayan kıpkırmızı ışık ile birlikte burasını mekan tutan güvercinlerin yavruları, yumurtaları da yanıp kül oldu. Uzun süre konuşuldu nasıl yandığı. Neticede yangından geriye taştan iskeleti kaldı. Yangından sonra güvercinler yeni caminin kubbesini ve bizim evin çatısını mekân tuttular.

Öyle büyük yangındı ki Samsun, Çarşamba, Fatsa ve Terme İtfaiyeleri geldiler. Depolardaki fındıklardan yanmayanlar dışarı çıkartıldı. Aylar boyu yanmış fındığın acı kokusu sindi kaldı orta çarşının, Kazancılar Caddesinin ve Suluhan meydanının en ücra köşelerine. Suluhan daha sonraki senelerde parça parça satıldı. Terzi Nahit usta. Kuyumcu Turan ve Orhan Külünk kardeşler (Ufuk Mistepe’nin dayıları) Suluhan adasındaki yerlerini aldılar. Külünk Dedenin (Ufuk Mistepe’nin dedesi) dükkanının dış cephesinde kullandığı BTB’nin mavi ve tonlarındaki taneciklerini duvara inci gibi dizerken yaptığı özenli çalışmayı seyrederken sabır nedir öğrendim !....

Çataklı’ların evinin altında köşe başında Terzi Nihat Mutlu, ara sokağa doğru bayan terzisi Ahmet Kavaklıoğlu (Hacı Mahmure teyzemin sevgili eşi, arkadaşlarım Mehmet İlhan, Mustafa ve Çiğdem Kavaklıoğlu nun saygıdeğer babası) dükkânı, hemen yanı Hüseyin Çataklı’nın ev kapısı onun yanında Berber Hikmet Terzioğlu’nun dükkânı var. Hüseyin Çataklı’nın terzi dükkânı ve nihayet Hükümet Caddesi köşesinde Hüseyin Çataklı’nın Manifatura dükkânı. Çataklı Prof. Osman Çataklı’nın ağabeyidir. Karşı sırada uzun yıllar lokanta daha sonraları kahve ve bilardo salonu olan yerin lokantadan önceki halini tuz deposu olduğunu hatırlıyorum. Bir Turnede Ünye ye gelen Necdet TOSUN’un kapının tek kanadından sığamadığını gördüğümü hiç unutmadım.

Orta Çarşı Caddesinin şimdiki çiçeklik olan bölümünde kapsayan dükkânlardan oluşan bir ada mevcuttu. Her iki sokağa da cepheleri vardı. Burada sırası ile Dilsiz usta, arka cephede körüklü çizme ustası Laz Temel usta, Nuran Onat (Muhtar), sayacı Enver, diğer cephede Koca Mustafa (Cinek), sayacı Faruk Civelek, İbrahim Karaduman, çapulacı Halil Derin’in dükkânı, köşede Selahattin Gıyışkan’ın dükkânları sıralanıyordu.

Soldan itibaren devam edelim. Arada Elektrikçi Hüsnü’nün bobinaj atölyesi faaliyette, Köşedeki dükkân Ürer’lerin yazıhanesi olarak kullanılıyor. Bitişiğinde terzi Leon Baygın ve oğlu Gazoroz ustaların dükkânı var. Leon Usta daha sonra arkadaşım olan mimar Mardiror’un babası. Mardiros’da bu dükkânda ütü doldurup çıraklık yapmıştır. Bitişiği berber Hüseyin Taşkınsu dükkânı idi. Koltuk kolçaklarının üzerine konulan tahtaya oturur, saçlarım üç numara takılmış taraklı el makinası ile o zaman kalfa olan İngiliz Faruk tarafından bu dükkânda kesilirdi. Aynı sıradan devam ile terzi Nahit usta ile kalfaları Erdal ve Ünal abiler ve köşede Hulusi Âşık ve oğulları Hikmet ve Mehmet Âşık kardeşlerin ayakkabıcı dükkânı ve üstünde evleri vardı. Kızları Sevil sınıf arkadaşımdı. İlerleyen yıllarda Berber Hüseyin Taşkınsu dükkânı, Osman ustanın ayakkabıcı dükkânı, Nahit ustanın dükkânı THK yazıhanesi oldu sonraları Âşıkların karşı köşesinde çapulacı sayacı Abdullah Tarhan (Kanbur usta) (Burhan, Kemal ve Hasan kardeşlerin babası), Bitişiğindeki dükkânda Mustafa Ertoy lastik çizme ve spor ayakkabı ile kara lastik ayakkabı satıyordu. Daha ileride Terzi Nail, (Ahmet Birben’in babası), Bayraktarların binasının köşesinde Kalafat Mustafa, karşıda Topal Tevfik, ileride Sümer kardeşlerin dükkânları ve soba ve teneke işleri yapan Arap Rıza ve oğullarının dükkânı vardı. Sondaki Azmi Bıyık’ın kahvesini hatırlıyorum, köşe başında, tabanı Ünye taşından, eşikleri aşınmış, oluklaşmış Topal Tevfik’in karşına düşen arada Saz yapım ustası bağlamacı Sami’nin dükkânında her zaman bağlama sesi duyulurdu. Sami usta; Ünsal (Sarı), Mustafa (Tahtakılıç) ve Tuncay’ın babasıdır.


Arasta’nın esnaflarından çapulacılar. Soldaki fotoğrafta Burhan Yazgan, Hikmet Başaran
Mustafa Kalafat, Aptullah Yazgan, Yaşar Aksoy, A.Gürkan ve Sait Zeren görülmektedir.
Soldaki fotoğraftakiler ise, Ekrem Çayırezmez ve Ufuk Mistepe’nin babası Hüseyin Mistepe
Deri tabakhanelerinde işlenen derilerin yarı mamul satıldıkları gibi mamul çapula olarak ta Rusya’ya satıldığını çocukluğumda çok dinledim. Kavaklı dedenin çınar ağacı (Mustafa Kavaklıoğlu nun dedesi, Mustafa Kalafat ustanın dayısı) gölge yapacak kadar büyük olmadığı günlerdi. Yazın öğleden sonra tezgâhlar binaların gölgesine çıkarılır işler arastanın serininde devam ederdi. Tezgâhları dışarıya çıkarmak sadece çapulacılar arastasına mahsus değildi. Sıcak yaz günlerinde terziler, bakırcılar da dışarıya çıkarak, püfür püfür esen poyrazın serinliğinde çalışıyorlardı. Ayakkabıya ait her şey el ve el aletleri ile yapılıyordu. Dikiş ipliği balmumlanırdı. Bu iplerle dikilen taban köseleleri ahşap çivilerle de çakılıyordu.

Sonbahar başlarında Kazancılar caddesinin Suluhan köşesine bakan yerinde Murat usta ve oğlu Gazıyak ustanın dükkânının önü ve yol ağzı lehimlenecek turşu tenekelerinden dolardı. Çömlek (pişmiş kilden) kaplarda turşu için kullanılıyordu. Plastik yoktu daha ortalıkta. Murat Ustanın yanında Pamuk dedenin (hallaç) dükkânı, bitişiğin de Kuyumcu Bilal, onun yanında Tüfekci Sabri, erkek berberi Teğmen vardı.
Suluhan’nın yangın enkazı önündeki alanda Karakin ustanın kaporta zımparalama yeriydi. Karakin usta kaporta ve boya işini Ünye’ye getiren ustaydı. Kuzine, soba ve kilit imalatından sonra bu işe girişti. Ustaların ustasını yetiştiren ustaydı. Komitoğlu Abdullah Karakin ustanın baş kalfasıydı.
Orta çarşı caddesinde Ramazanlarda ayrı bir güzellikteydi. Her ramazan başında Babaannem (Hoca kızı) minare şerefesindeki ampulleri yeniletirdi.
Günümüzde babaannesinin geleneğini torunu Abdulkadir sürdürüyor. Ramazanın 15. gününden başlamak üzere yatsı ezanından önce Adatepe İbrahim ile Ramis Çolakoğlu güzel sesleri ile söyledikleri ilahiler ile ramazan uğurlanırdı. İstanbul Selatin Camilerine (Sultan Camileri) mahsus bir geleneği Ünye’de yaşatıyorlardı ramazanlarda.
Çapulacılar arastası sonraki adı ile Orta Çarşı Caddesi Ünye İktisadi hayatının yönlendiği ana mekânlarda biri olmuştur Çapulaların, kunduraların yapımına emek verenler Ali Kurt’un modern makinalarına ve daha sonrada beraberce İstanbul ve Konya fabrikasyonuna yenildiler. Murat Ustanın turşu tenekesi lehim işi plastiğe yenildi. Kazancılar caddesinin bakır ve kalay ustaları toptan alüminyuma yenildiler. Çok sonraları da alüminyum, emaye ye çelik kaplara ve teflona teslim oldu. Soba, kuzine ve kapı kilitleri el emeği ile üretiliyordu. Kilit İstanbul fabrikasyonuna, soba, kuzine işleri de Kayserilinin emayesi ile başa çıkamadı.
Orta çarşının meşhur masif mobilya ustası Hüseyin ve Hasan Güdek kardeşlerdi. Masif ahşaptan mobilya yapımını sunta üzeri formika kaplama işi sonlandırdı. Masif üzerine kaplama, masif ve gomalak tarihteki yerlerine oturdular. Bütün terziler bayramlarda iş yetiştirmek için sabahlara kadar çalışıyorlardı. Onlarda Konfeksiyona yenik düştüler
Sonuçta Orta Çarşının iş ve aş üreten meslekleri zamanın tünelinde bir bir eridiler… Sürüp gidecek değişim başlamıştı bir kere.
Ünye Lisesini bitirdiğimde Orta Çarşı caddesindeki evimizde Hocakızı, Dokgöz dedem, annem, babam, kardeşlerim Abdulkadir ve Sema birlikteydik. Unutamayacağım harika günler yaşadım. İlk ipek böceğimi burada yetiştirdim, büyük aşkım Şampiyon’a burada sevdalandım.
Orta Çarşı Caddesinin sonradan İzmir’e tutsak edilen sokak taşları ile sevda acılarımı paylaştım Ünye gecelerin de….

“Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım
Bazen gözyaşı oldu bazen içli bir şarkı
Her anını eksiksiz dün gibi hatırlarım
Dudaklarımda tuzu, içimde durur aşkı"
Üsküdar, 29 Ocak 2007



Bu Haber 4862 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : ali kurt Tarih : 23 Aralık 2015 / Pazar Üye Adı :hulunk @hotmail.cim
Ali kurt yapimi eski bir makasim var acaba ayni ali kut mu
Başlık : Ünye suluhan Tarih : 11 Mart 2015 / Pazar Üye Adı :İSMAİL TAŞKINSU
Erenciğim bana çocukluğumu tekrar yaşattığın için sana çok teşekkür ederim meğer benim böyle bir şeye ihtiyacım varmış . buyazından dolayı seni kutluyorum.Yalnız sana küçük bir hatırlatma yapma ihtiyacı hissettim, oda şu. ünye mizin en iyi mobilya ustası marangoz HASAN USTA yı (babamı) ve dükkanını unutmuşsun herhalde. özür dileyerek. hoşcakal görüşelim.
Başlık : çocukluk anıları Tarih : 28 Aralık 2011 / Pazar Üye Adı :zakire tahmaz dindar
sevgili Eren beni de çocukluğumun naif dünyasına taşıdın.Taşlarla paylaştığın sevda acılarını okurken duygulandım.yüreğine ve kalemine sağlıklar diliyorum.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI