Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Fatih ORDU/Gül Yangını/Unutulmuş Bahar Çiçekleri
3 Kasım 2012 Cumartesi 09:43
Kaynak: Canik Dergisi
Bir de yağmurun altında sokaklar olurdu.
Kimselerin geçmediği gece yarısı
sokaklarıydı onlar.
Yalınız bir kız, gelip geçerdi
sokak aralarından.
Yürürken saçları uçuşurdu
öylece her yana.
Çiçeğe durmuş portakal
ağaçlarına, ince gül dallarına,
sakin yüzlü çocuk
uykularına tutunur savrulurdu saçları



yalınız bir kız, gelip geçerdi sokak aralarından.
yürürken saçları uçuşur savrulurdu.
yol boyunca limon dallarında çiçekler açardı,
oysa bahar gelir geçerdi sokaklardan,
kimse bilmezdi.
yürek nihandı, aşk nihandı da
nihan olan didede aşikâr ‘bir kutlu ızdıraptı.
Ve yağmur öyle aşikâr yağardı da
köhne sokak lambaları altından,
bakardın kimseler ıslanmazdı.
kaldırım kenarlarında
limon çiçeği açan şehirlerim olmadı
sonra benim.
ay ışığı gümüş kelebekler gibi saçlarıma
konmadı.
bir gençlik yangınıydı, yandı, yandı.
kül etti her şeyi, bir erguvana çevirdi
bir bulut nasıl gererse usul usul dolunayı,
bir ahir zaman dilberinin yüzü de
öylece örtüldü ipek yaşmakla
Baharlar geldi geçti,
saçlarında uçuştu dolunay gölgelerinden
ümüş kelebekler.
uçuştu gencecik mezarlar ülkesinde.
bir gül yangınıydı; yandı, yandı.







Çiçeğe şehir kültürünün bir unsuru olarak bakılır. Şehir kültürünün; yani yerleşik medeni hitamesi. Yepyeni b yetin. Bu mânâda Yunus’un ‘sarı çiçeği’ milletimizin asırlar sürmüş göçünün de bir ir medeniyete ait bir bahar kasidesinin girizgâhı
Sarıçiçek bir bozkır izlenimi bırakıyor bende. Onu güller, laleler, sümbüller ve karanfiller arasında düşünemiyorum. O bahçelerin malı değil, o daha çok hür yamaçlara ait.
Köyde büyümemizin bir sebebi midir bilmem ama, çiçeklerin hâlini ve dilini hatta üç beşinin haricinde adlarını, hususiyetlerini pek bildiğimi söyleyemem. Bütün bunlar serin bahar yellerinin, en evvel köy çocuklarının yüreğinde esmediği anlamına da gelmez. Bahar zamanları, ilk mektebin paydoslarında, kekik kokan dağların-tepelerin yolunu tutup laleler toplamaya çıktığımızı hatırlıyorum. Kuzukulağı denilen küçük yapraklı, bugün bile yüzümü ekşitmeden hatırlayamadığım, ekşi otlardan toplardık sonra. Bembeyaz yoğurtçuklar, sapsarı leylek çiçekleriyle bezenirdi dağlar. Lale soğanları kazardık ve saksılara dikerdik. Kıpkızıl ve en tabiisinden kır laleleriydi; geride kaldı. Çocukluğumuz gibi.
Sonra Şehirler…
Ardından büyük şehirlere göçtük; meydanlar, otobüs durakları, yabancı simalar… Çiçekleri hatırlamıyorum o şehirlerde. Büyük bulvarlar, beton bloklar ve gürültülere karışan karanlıklardır hatırladığım ilk gençlik akşamlarında.
Belki üniversite yıllarım bir istisnaydı. Ege’de dağları zeytin ağaçlarına emanet bir küçük şehirdi. Neden bilmiyorum ama -gerçekten bilmiyor muyum-, bir istisnaydı. Genç bir yürek taşıdığımız için miydi, O genç yüreğin kabuğunu kırdığı için miydi bir istisnaydı. Bir başka yağmurun altında ıslanmaktı, bir başka bulutun perdelemesiydi gökyüzünü. Belki de gizlenmek ve de gizli kalmak o en insanî olduğundan dolayı idi ki başkaydı. Her şey nihandı; gençlik nihandı, okul yolu nihandı, yürek nihandı, aşk nihandı da nihan olan didede aşikâr ‘bir kutlu ızdıraptı’. Ve yağmur öyle aşikâr yağardı da köhne sokak lambaları altından, bakardın kimseler ıslanmazdı.
Bir de yağmurun altında sokaklar olurdu. Kimselerin geçmediği gece yarısı sokaklarıydı onlar. Yalınız bir kız, kimselerin kimseciklerin görmediği bir kız gelip geçerdi sokak aralarından. Yürürken saçları uçuşurdu öylece her yana. Çiçeğe durmuş portakal ağaçlarına, ince gül dallarına, sakin yüzlü çocuk uykularına tutunur savrulurdu saçları. Uzak ay ışıkları dalgalanırdı yumuşak. Bir gümüş kelebek tufanı olurdu ay ışıklarından, bir dolunay gölgesi düşerdi sulara. Yol boyunca limon dallarında çiçekler açardı, kimsenin geçmediği gece yarılarında. Oysa bahar gelir geçerdi sokaklardan, ürkek yüreklerden ve kimse, dedim ya, bilmezdi.
Yeniden çiçekler…
Sonra bahar çiçekleri: Erguvan, hanımeli, birkaç dal gül. Sayarsan bir de akasya. Budur benim baharım. Limon çiçekleri, laleler, krizantemler, mimozalar, reyhanlar unutuldu çoktan. Kimi çocukluktan, kimi üniversite sonrasından; ama unutuldu. Bir hatırası bile kalmadı aşikâr. O yangın kül etti her şeyi. O yangın, o kıvılcım, o ateş.
Karanlık sokaklarında kaldırım kenarlarında limon çiçeği açan şehirlerim olmadı sonra benim. Ay ışığı gümüş kelebekler gibi saçlarıma konmadı. Bir gençlik yangınıydı, yandı, yandı. Kül etti her şeyi, bir erguvana çevirdi. İnsanın yüreğini erguvana çeviren değil miydi bahar denilen; o kızı saçlarından tutuşturan. Oysa gece yarıları bir hanımeli kokusu değilse dağılan, nedir Allah aşkına şehir dediğin
Bir gül bu sokaklara yangınlarda…
Erguvan, hanımeli, birkaç dal gül. Gül hep en sona. Daha çok zaman ayırmak için midir, onunla iken başka şeyleri düşünmek istemeyişimizden midir? Kim bilir; ama en sona. Değil mi ki bizim diyarımızın en güzel gülleri ay ışığında ve bir nihavent şarkı gibi “yıldızların altında
Gül bir yangın, akıllara ziyan. Gül ki kızıl rengi ile o en karanlıkta nümâyân. Gül ki kan; ‘eğilip arza muttasıl kanarken’, aşığından da öylece kan uman. Gül ki ateş; yürek bir mumdan gemiyse eğer, aşk bir diyardır fatih kumandanları bekleyen. Sonra gönül, bir sırça saray, gülizarlar içinde. Güldan bir tahtta ve gülablar içinde sen ki sultansın ey gül.
Gül, ey gül; senin ülken ya se fer ya tahammül
Bir kutlu seferdi. Ve bir yürek kutlu seferlerden göçen kervanlar ardında kaldı. İşte öylece yandı, yandı. Tahammülfersa yangınlar içinde, gül mevsimleri içinde yandı yandı. Hani yangınlar içinde İbrahim’di; hani dağlar yamacında Ferhat’tı, hani uzak yollarda Kerem’di. Şimdi karşında yenilmiş ordular gibiyim ey gül. Baharlarımda hazan, şehirlerimde talan.
Geçti devrân. Yandı, yandı. Bir bulut nasıl gererse usul usul dolunayı, bir ahir zaman dilberinin yüzü de öylece örtüldü ipek yaşmaklara. Sarıldı her tarafı bembeyaz kumaşlar içine. Gencecik ölümlerle doluverdi ihtiyar baharlar. Baharlar geldi geçti, saçlarında uçuştu dolunay gölgelerinden gümüş kelebekler. Uçuştu gencecik mezarlar ülkesinde. Bir gül yangınıydı; yandı, yandı.



Bu Haber 3440 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI