Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Prof.Dr.Ayşe Yalın/Aidiyet Duygusu Sahiplenme
14 Kasım 2012 Çarşamba 09:52
Kaynak: Canik Dergisi 12. Sayı
“Ankara da Sakarya caddesinde dolaşırken arkamdan biri: “Ünyeli Ünyeli” diye sesleniyordu, merakla arkama döndüm, bana hiç kimse bakmıyordu, etrafıma bakındığımda, balıkçının tezgahında Ünyeli yazan bir kasa hamsi gördüm”
Yukarıdaki metin sol alt tarafa



Sabah güneş doğuşuyla etrafa ışık ve tatlı bir sıcaklıkyayar. Bu ışık ve sıcaklık doğanın tüm güzelliğinin birbiriyle kaynaşarak muhteşem bir eserin ortaya çıkışını izletir bize.
Doğa bütün renkleriyle birbiriyle uyum içinde hareket eder, hiçbir renk bir diğerini dışlamaz, hepsi bir diğerini daha güzel gösterebilmek için oradadır. Ve var gücüleriyle bu muhteşem tabloyu yaratmak için çalışırlar.
Birlerine sahip çıkarak, uyum içinde güne başlarlar.
Bu gözlem, bu doğa olayı bana, yaşamın olmazları içinde gördüğüm ait olmak ve sahiplenmek duygusunu yaşatır
Bir ülkeye, bir şehre, bir aileye, bir okula, ya da bir derneğe ait olmak, aidiyet duygusu nedir, sahiplenme nedir sorusuna yanıt aramaya başlamak için kullandığım bir metefor.
Tüm doğa renklerinin kaynaştığı gibi bireylerin de kendisini onların içinde onlardan bir gibi hissedebilmek duygusunun nasıl bir şey olduğunu görebilmek için kullandığım bir metefor.
Ben kendimde aidiyet duygusunun fazlaca olduğunun hatta bu duygunun, (belki şimdi fark ediyorum), çocukluğumdan itibaren çok fazla olduğunu düşünüyorum.
Yatılı okula gittiğimde, her an geldiğim küçük ama beni her şeyiyle saran kasabımın taşının toprağının her an gözümde tütmesi bu duygunun güçlü oluşunun bir göstergesi olsa gerek.
Bana arkadaşlarım hep, Ünyeli ya da Haznedar diye seslenirlerdi. Hatta, bir gün Ankara da Sakarya caddesinde dolaşırken (o caddede o zamanlar balıkçılar vardı) arkamdan biri Ünyeli Ünyeli diye sesleniyordu. Beni nereden tanıyorlar acaba diye merakla arkama döndüm, bana hiç kimse bakmıyordu, etrafıma biraz daha dikkatle bakındığımda balıkçının tezgahında üstünde Ünyeli yazan bir kasa hamsi gördüm.
Bu öyle bir ait olma duygusu, kendini o şehre, o aileye ait hissetme. Sen olma, kimlik.
Bazı insanlar bilirsiniz “emekli olduğumda (sadece havasından suyundan yada çevre koşullardan dolayı), ben falanca kasabaya yerleşeceğim” derler.
Ben bu kararı hep kendi kendime sorgularım, bu insanların ait oldukları bir şehir, bir aile, bir arkadaş grubu yok mudur da onları bırakıp, hiçbir bağları olmayan yerlere gidip yerleşecek ve yaşamları boyunca bir yabancı olarak, sonradan gelmiş kişi yada kişiler olarak yaşamayı göze alabiliyorlar?
Aidiyet duygusu geliştirmedikleri bir yere bireysel yaşamları adına yaptıkları dışında neler verebilirler ki…diye düşünürüm..
Bu davranış, bu düşünce biçimi bir bakıma bağımsız hareket edebilmek, belki de özgürce davranmanın en güzel örneklerinden biri olabilir ..Tek başına yaşamın bütün getirilerine ve götürülerine katlanabilmenin işareti olabilir, bu da kimi zaman güçlülük gibi değerlendirilebilinir. Böyle bir düşünceye hiçbir diyeceğim olamaz. Bu güçlü yanlarıyla belki de kolayca sahiplenebilirle kim bilebilir?
Bazılarıysa yıllarca gurbetlerde çalışır çabalar, yıllarını tüketir ve bir gün o özlemini duyduğu, kendini ait hissettiği şehrine döner, döner de, onu,onun beklediği gibi sahiplenecekler mi? Onlar onun buraya ait olduğunu yeniden görebilecekler mi , ona destek olacaklar mı?
İster aidiyet duygusu deyin, ister ait olma, isterseniz sahip çıkma duygusu, ne derseniz deyin bu bir kimlik tanımıdır ve ona sahip çıkmak yaşam adına gereklidir.
Eğer size sahip çıkılmazsa bir başka anlatımla size “derenin altından çok sular geçti” siz artık buradan değilsiniz düşüncesiyle size sahip çıkmazlarsa, yapmak istediğiniz, vermek istediğiniz (bireysel çıkarlarınız söz konusu olmadığı halde) şeyleri görmezlerse o zaman, bu güne kadar kurmuş olduğunuz kimliğinizle ilgili düşünmeye başlar ve yaralanırsınız.
İnsanlar tek başlarına kaldıklarında çoğu zaman kendilerini güçsüz, iyi işlere başlama ve bitirebilme konusunda umutsuz ve çaresiz hissedebilirler,
Asıl olan, kimlik duygusu, süregelen aidiyet duygusu, bağlar, dostluklar ve birlikte çalışabilmektir.
Bir toplumun değişimi, yenilenmesi ve gelişimi için de bu birliktelik gereklidir . Gücün işaretidir. Birlikte başarma insana büyük haz, keyif ve tatmin duygusunu yaşatır.
Çocuklar doğdukları andan başlayarak içinde bulundukları ortamın tutarlı düzenli ve sürekliliği karşısında güvenli bir ortama doğduğunu, buraya ait olduğunun hissederek büyür. Bu duygu ona, bende güvenilir ve değerliyim ki benim yaşamım adına gereksinimlerim olan şeyler bana sevgiyle veriliyor , o halde sağlıklı büyüyebileceğimi umut edebilirim der.. Umut ve büyüme arzusunu ve dünya ya varlığıyla zenginlik katabileceği duygusunun gelişimine zemin hazırlar
Sahiplenmek ya da sahiplenilmek aidiyet duygusunu yaşayabilmenin ön koşuludur
Sahiplenmek yaşama sıkı sıkıya tutunabilmenin de önkoşuludur.
Ben bu ülkeye, bu şehre bu aileye aidim diyebilmek aidiyet duygusunu yaşayabilmek, bu ülke bu şehir bu aile bana sahip çıkacak ve ben yapmak istediğim her şeyin arkasında durabilecek güce ve yetiye sahibim duygusunu yaratır. Böylece güvenle yaşamda yürüyebilir, üretken ve yaratıcı olabilirsiniz
Yaşamın nitelikli birlikteliği, farklılıkların zenginliğini görebilme, doyurucu
paylaşım, birlikte yaratabilme bir başka deyişle yaşamın eşsiz güzelliklerini görerek yaşayabilmektir.
İşte böyle bir şeydir aidiyet duygusu, ait olma, sahiplenilme duygusu, beslenirse yeşerir beslenmese solar.
Gücümüze güç katmak istiyorsak, birlikte büyümek ve gelişmek istiyorsak aidiyet duygusunun gelişmesine, sahiplenme ve sahiplenilmeye olanak sağlayalım, sağlayalım ki etrafımızda yaşayanlar, amaçlarına erişsin ve bizler nitelikli birliktelikleri yaratabilelim…




Bu Haber 2367 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI