Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Uz Dr. Ali COŞKUN /ÜNYE'DE SAKİN ŞEHİR- YAVAŞ ŞEHİR
20 Kasım 2012 Salı 09:53
Kaynak: Canik Dergisi 12. Sayı
(CİTTASLOW) KRİTERLERİ
UYGULANABİLİR Mİ?
Bolaman ve Perşembe Başvuru yapıyorlar

Cittaslov-Yavaş Şehir-Sakin Şehir Nedir?
Yavaş şehir, acelesiz, gürültüsüz, trafiksiz, keyifli öğle yemekleri, şehirde size nefes aldıran yeşil alan, temiz kumsallar ve deniz zengin yerel mutfak, güler yüzlü misafirperver insanlar demektir.
İtalyanca’da şehir anlamına gelen “Citta” ile İngilizce’ de yavaş anlamına gelen “Slow” kelimelerinden oluşan “Cittaslow” yani “yavaş şehir” böyle bir yerdir.
1999 yılında İtalya’ da yaklaşık 30 belediyenin bir araya gelmesi ile yavaş şehir - cittaslow hareketinin ilk adımları atılmıştır. İlk yavaş şehir olarak 1999’ da Toscana’ daki Chanti şehri seçilmiştir.

Yavaş şehir kriterleri nelerdir?
Temelde mahalli değerlere sahip çıkarak çevreye saygılı olan yaşam tarzını hedefler. Bir şehrin bu sıfatı kazanabilmesi için, bazı şartlar vardır. İngiltere, Avusturalya, İsveç gibi birçok ülkede 100’ün üzerinde şehir bugün yavaş şehir sıfatını kazanmıştır.
Şartlardan Bazıları:
Nüfusun elli binden az olması gerekmektedir.
Kentler geleneksel yapılarını korumalıdır.
Arabalar şehir merkezinden çıkarılmalıdır.
Yerel ürünler kullanılmalıdır.
Yenilenebilir enerji kullanılmalıdır.
Süpermarket ve fast food restorantları olmamalıdır.
Yerel ürün satan dükkânlar desteklenmelidir.
Kent dokusu korunmalıdır.
Eski yapılar restore edilmelidir.
El sanatlarının korunması gerekmektedir.
Gürültü kirliliği kesilmelidir.
Havanın ve kent yaşamının kalitesini yükseltilmesi gerekmektedir.
Organik ürünlerin üretilmesi ve tüketilmesinin artırılması için çalışmalar yapılmalıdır.
Konukseverlik olgusunun korunması gerekmektedir.
Türkiye’ de ilk yavaş şehir sıfatını Seferihisar 2009’da kazanmıştır. Yavaş şehir birliğine üye olan Türkiye 19. ülke, Seferihisar ise 129. şehir olmuştur.
Seferihisar’da köy pazarı kavramı korunmaktadır. Ayrıca alışverişte naylon poşetler yerine file ve kese kâğıt kullanımları desteklenmektedir. Okulda öğrencilere yavaş şehir kriterlerine uygun uygulamalar öğretilmektedir. Ordu ilinde Bolaman, Perşembe ve Yalıköy’de yavaş şehir için müracaat etmişlerdir. Bunların içinde Perşembe’nin şansı oldukça yüksektir. (Kaynak yeşil çevre net.)

Ünye’nin en büyük problemi olan ve giderek artan çevre kirliliği dinamik bir süreçtir ve mücadelesi de elbette Ünye’de yaşayan insanlarladır. Çevre kirliliği, çevrenin doğal yapısının ve bileşiminin bozulmasıdır. Sonuçta başta insanlar olmak üzere, hayvanlar ve tüm bitkiler hatta cansızlar bile etkilenir. Aslında bitki ve hayvan artıkları hatta milyonlarca yıllık fosil atıklar bile çevrenin organik yapısının korunmasına yardım ederken, bir tek insan ve onun bitmez tükenmez açgözlülüğü, bu organik ortamı kirletmekte ve yok oluşa doğru sürüklemektedir. Tüm dünya insanlarıyla paralel olarak Ünye’mizde de durum böyle hatta gelecek adına kurulacak çevre tüketici enerji sanayi yapılarıyla durum daha da vahim hale gelmektedir. Biz gelecek kuşaklara daha temiz bir çevre bırakmak şöyle dursun, torunlarımıza korkarım hastalıklı bir çevre bırakıyoruz.

Ünye, yeşili ve denizi ile sanki bir armağan. Ama daha şimdiden denizine su yutmamak için azami dikkatle giriyoruz, pikniğe gidip çayırlarına kene bulaşır diye yatamıyoruz. Düğünlerde kutlamalarda havai fişekler patlatıyoruz kaç kuşun ödü patlayıp ölmüştür, diye bilmeden. Şimdi soluyabildiğimiz havasını ise, santrallerimiz faaliyete geçince partikül karışımlı soluyacağımızı bilmeden, geleceğe doğru yol alıyoruz. Binalarımızda deprem dayanıklılığı testlerinin yapılıp yapılmadığını ise hiç irdelemiyoruz bile. Kullandığımız her deodorantın, spreyin, böcek öldürücü tarım ilaçlarının havaya saldığı azot oksitler, araba egzoz gazları ve fabrika bacalarının ve termik santrallerin yine havaya saldığı ve salacağı kükürt dioksit gazları, yağan ilk yağmurla birlikte asit yağmuru olarak: Bitki örtüsü ve tarımı vuracak, yer altı içme ve kullanma sularını kirletecek, dolayısıyla insana da dolaylı etki yapacaktır. Ayrıca sanayi bacalarından çıkan CO ( karbon monoksit ) gazı ile üzerimize sera etkisi oluşturacaklardır. Ozonu zaten delmiştik, unuttuk bile! Hadi bunlar olsun ama benim korkum, hali hazırda sanayi ve teknolojinin uzağındaki köylerimizde yaşam hala daha organik olmasına rağmen, sera gazı etkisi ve rüzgâr etkisi ile zararlı partiküllerin buraları da etkileyebilecek olmasıdır.

Özellikle sularımızın yeniden kazanılması ve atık bertaraf edici önlemleri ile Ünye Belediyemiz çok yararlı çalışmalar yapmıştır. Fakat Eğer buralara fabrikalar, termik santraller kurulacaksa, her birinin çıkışına ayrı ayrı sıvı ve katı arıtma tesisi kurulmalıdır. Bu ilk önlem olmalıdır.

Samsun ve Ordu şehrine gidiş gelişlerde demiryolu ve deniz yolu da kullanılmalı böylece egzoz gazları yoğunluğu azaltılmalıdır. Ev atıkları ve tıbbi atıklar, toprağa bulaşmamalı ve asit yağmurlarının yağması önlenerek, toprağımızın organik olduğunun en önemli belirtilerinden olan toprak solucanı sayısı artırılmalıdır. Organik tarım desteklenmeli ve tek tarım yolu olmalıdır. Fakat bunun için öncelikle fabrika ve santral bacalarından çıkan ve çıkacak olan partiküller bir şekilde ama kesinlikle önlenmelidir.

Tüm bunlara ilaveten ses kirliliği de ayrı bir işkencedir. Özellikle araç klaksonları, havai fişekler, abartılı kutlamalar, sanırım bu süreçte hepimizin rahatsızlık duyduğu ve genellikle cezasız kalan işlemler arasındadır. Kontrolsüz ses kirliliği işitme kaybının yanı sıra, stresin de nedenleri arasındadır. Gürültü kontrol yönetmeliklerinin hazırlanması soruna çözüm bulabilecek adımlardan biri olmakla birlikte, hedef: İnsanlara ses kirliliğinin zararlarını anlatabilmek ve insanımızı duyarlı hale getirebilmektir.

Çevremizde 50 – 60 desibelden daha fazla bir ses kirliliğine maruz kalmamamız gerekmektedir. Aksi takdirde yaptığımız iş ne olursa olsun iş verimimiz düşecek, konuları anlama kabiliyetimiz azalacaktır.

Son olarak da mobil telefonların neden olduğu dalga kirliliği de yaşantımıza olumsuz etki yapar. Telefonla Haberleşme: Alexander Graham Bell’in 1876’da telefonu icat ettiğinden beri giderek insanlığın hizmetine yaygın olarak sunulmuş, zamanı iyi ve verimli kullanmaya katkı sağlamış, ama çocuğun ilk konuştuğu kelimeyi cep telefonuna hecelemesi maalesef önlenememiş ve etrafımızda yoğun bir mobil telefonların ve telefon santrallerinin oluşturduğu dalga kirliliği oluşmuştur.O kadar ki santimetre hesabı yaparak nedendir bilinmez, sağlığımızı hiçe sayarak cep telefon santrallerini evlerimizin teraslarına kadar konuşlandırtmışız.

Şehrimiz iki yakasında fabrika ve santraller ile adeta cendereye alınmış, ortasında tarihi değerleri tam korunamamasına rağmen tarihi kalıntılar her sokak köşesinde ben buradayım diye haykırıyor adeta. Son zamanlarda müze evin yapılması ile birlikte bu tarihi hazineye geç de olsa sahip çıkılmış ama önümüzde kat edilmesi gereken çok uzun bir yol olduğunu da ortaya çıkarmıştır.
Bu kadar çok problem olduğu için, Kurtuluş Reçetemiz de aslında pansuman tedbirlerle değil operasyonla olmalıdır.

Öncelikle Ünye’mizin hangi alanlarda önemli ve özel olduğunu düşünmeliyiz ve bu özelliklerini korumak için strateji geliştirmeliyiz. Böylece hem Ünye’de yaşayanlar hem de Ünye’yi ziyaret edenler buradan zevk alacaklar ve onu koruyacaklardır. Her şeyden önemlisi de sağlık ön planda olacaktır. Ayrıca yukarıda bahsedilen elektromanyetik dalga kirliliği, ses kirliliği, hava kirliliği, tarım kirliliği, su kirliliği, atık kirliliği dolayısıyla çevre kirliliği önlenerek yaşanabilir bir ortam oluşturulmalıdır.

Yerel el sanatları üreticileri, yerel tarım üreticileri, yerel gıda sektörü, yerel yemek sağlayan lokantalar, Bal üreticileri, ballı tereyağlı börekli kahvaltı veren dükkânları, azami ölçüde desteklenmelidir, yaşatılmalı ve geliştirilmelidir. Zararsız enerji kaynakları kullanılmalı, rüzgâr enerjisinden ve özellikle de denizimizdeki dalga hareketlerinden kaynak yaratılabilecek dalga enerjisinden mutlaka azami ölçüde yararlanılmalıdır. Genel olarak yaşamda enerjiye az ihtiyaç duyulmalı, bisiklet, kayık ve yürüme hayatın önemli bir parçası olmalıdır. Balık ve deniz ürünleri öne çıkarılmalıdır. Ünye, farklı bir yola girmelidir.

Madem ki Ünye’miz fabrika ve santrallerle cendereye alınmış, biz de şehrin merkezinde, tıpkı Avrupa’nın turist çeken şehirleri (Floransa, Siena, Prag ) ve Türkiye’mizdeki Safranbolu, Seferihisar, Beypazarı, Akyaka örneklerinde olduğu gibi OLD TOWN (Eski - tarihi şehir ) oluşturmalıyız. Old Town’a araç girişini yasaklamalıyız. Bir harita çizebilirsek Ünye’de Hasan Baba durağındaki Ünye’nin simgesi deniz içindeki evlerden, Büyük Camiye kadar olan arka sokaklar dâhil bu bölüm OLD TOWN olabilir.
Burada motorize taşıt yerine, faytonlar, bisiklet, çek çekler, hatta deniz yolu dolmuşları kullanılabilir. Motorize araçlar aciliyet olmaksızın kullanılmamalıdır. Bu yöntemin adı da dünyada CİTTA SLOW olarak bilinmektedir, yani yavaş şehir. Türkiye’nin ilk yavaş şehir unvanını SEFERİHİSAR almıştır. Peşinden Akyaka (Muğla), Yenipazar (Aydın), Gökçeada (Çanakkale) ve Taraklı (Sakarya ) da bu unvana layık görülerek korunmuşlardır. Burada gerçekten yerel kimlik korunmuştur. Zararlı bileşiklerin aşındırıcı etkileri bertaraf edilmiştir. Yaşam kalitesi yükselmiştir.
Ayrıca 1461 yılında Fatih Sultan Mehmed Han’ın şu anki Ünye meydanına diktirdiği çınar ağacının, çevresiyle birlikte tarihi dekora uygun olarak yeniden restorasyonu, hikâyesi ile birlikte Ünye’mize ve ziyaretçilerine
kazandırılmalıdır.
Cittaslow yolunda tek engel, nüfusun 50 000’den az olması istenmektedir ama eğer biz Ünye olarak Cittaslow kriterlerini yerine getirebilirsek, daha da büyük bir iş yapmış olacağız. Ben bu konuda Ünye’deki yerel dinamiklere, vatandaşımıza ve kamu teşkilatlarına inanıyorum. Bu işe elbirliğiyle başlanırsa çok kısa sürede sonuç alınacaktır.
Kalın sağlıcakla, Allaha Emanet olun.
alicoskunbiochemist@hotmail.com
web : www.acbiochemist.com






Bu Haber 3016 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI