Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
20 TEMMUZ KIBRIS HAREKÂTI- 2
15 Ocak 2013 Salı 10:46
Kaynak: Canik dergisi 14. sayı
Ünyeli bir paraşütçü Kıbrıs Gazisi’nin anıları
“Fazla zayiat vermeden
istenilen yerler tutulmuştu”
Arif TAKICI:
1’ci Paraşüt Tb. 2’ci Takım

Girne’yi dışarıdan tutan birlikler yavaş yavaş beş parmak dağlarına doğru ilerlemeye başlamışlardı. Hava indirme yeni tamamlanmış ve akşam gemiler ikinci dalgayı almak için Mersin’e dönüşe başlamışlardı.
Temmuz 20, 1974. Bölük komutanımızın ayağından ağır yaralanması sebebiyle helikopterle Türkiye'ye götürülmesinin ardından bölüğün komutasını devralan Mustafa üsteğmenimiz, 20 Temmuz gecesi çarpışmış olduğumuz tepede saat gece yarısını bulup Rumlar ile savaşın ortak diliyle karşılıklı ateşi yavaş yavaş azaltıp gece yarısında noktalamamızın ardından, tüm bölüğü alçak yürüyüşle dolaşıp, herkesle görüştü... Yeni Bölük komutanımız şunları söylüyordu: Arkadaşlar, sabah erken saatte işgal edilmiş olan Türk köyüne ve Ayyıldız tepeye saldıracağız. Sakın uyumayın, Rumlar baskın verebilir, herkes kendine bir eş seçsin, biri uyanıkken diğeri gözlerini dinlendirsin, yani böylece bölüğün yarısı dinlenirken, diğer yarısı uyanık olsun, dedi. Öyle yorgunum ki... Kayseri’nin serin havasından sonra Kıbrıs'ın bu aşırı sıcak havası çarptı bizi. Daha kötüsü, dün kuyunun başındaki askere doldurması için attığım mataramı, saldırı emri ile taarruza kalktığımızda alamadığım için, şu anda bana ait bir mataram olmadığından çok zor durumdayım. Benim durumumda olan bir kaç arkadaş daha var... Ağzım çok kurudu. Bir arkadaştan su istedim... Mustafa biliyorsun mataram yok... Biraz su verir misin? Tamam, ama az içeceksin! Tamam, tamam, az içeceğim. Matarayı ağzıma yaklaştırırken, arkadaşımın, gelen şutu tutmaya hazırlanan futbolcu dikkatinde ellerini açmış hazır beklediğini gördüm... Suyu içmemi sınırlayacağını anladım. Demek ki ilk hamlede içebildiğim yudumlarla kalacaktım. Öyle ise yudumları hızlı ve dolu dolu almalıydım. Bismillah dedim matarayı dudaklarıma dayadım, dolu yudumlarımın üçüncüsünü çekecekken matara önce dudaklarımdan, sonra da avuçlarımdan hızla uzaklaştı... Ne uzaklaşması... Kurşun gibi kaydı adeta. Ne çekiyorsun oğlum hemen matarayı, daha iki yudum aldım be! Alırım tabi lan, inek gibi içiyon, biterse nerde bulcaz bi da suyu? Aslında arkadaşım haklı... Ya bittiğinde ağzımızı ıslamaya bile su bulamazsak. Anlaşılan mataram olmadığı için bir hayli sıkıntı çekeceğim ben.
Arkadaşım gözlerini dinlendirmeğe başladığından ötürü ben nöbet tutmaya başladım... Tabi tüm nöbetçiler yattığımız yerden yapıyorduk gözetlememizi. Bir taraftan gözlerimi kapatmamaya ve dikkatimi toplamaya çalışırken, diğer taraftan gündüz vaktinden beri kanarak su içemememin yoksunluğunun dürtüsüyle hayallerimde gözlerimin önünden çeşmelerin, ırmakların geçmesine mani olamıyordum. Bölük komutanımız bütün bölüğü sürekli dolaşıyor, aman arkadaşlar, sakın daldırmayın, sürekli uyanık olun, sabaha karşı saldırıya geçeceğiz, diyordu. Gözlerimi dinlendirme sırası bana gelmişti. Şimdi daha rahat düşünebiliyordum. Etraftaki dağlarda sanki bir ölü sessizliği vardı. Garip ve insanı korkutan bir sessizlikti bu. Neredeydi bu Rumlar? Çok fazla bir mukavemette göstermemişlerdi. Jetlerin bombardımanı da hava kararmaya başladığından dolayı kesilmişti. Girne’yi dışarıdan tutan birlikler yavaş yavaş Beşparmak dağlarına doğru ilerlemeye başlamışlardı. Bu arada indirme yeni tamamlanmış ve akşam gemiler ikinci dalgayı almak için Mersin’e geri dönüşe başlamışlardı. Bu gün Kıbrıs’taki kuvvetlerimiz başarılıydı. Fazla zayiat vermeden istenilen köprübaşı tutulmuştu. İlk gün olması sebebiyle haberleşme ve toparlanma meselelerinde sıkıntılar olmuştu, ancak Mehmetçik Kıbrıs’ın ve Savaşın havasına adapte olmaya başlamıştı. Bu gün çok şiddetli çarpışmalar olmuştu. Tam teşekküllü Yunan alayı ve Kıbrıs Rum Muhafız ordusu saldırıya geçmişti. Kıbrıs’ta anlaşmalara dayalı olarak 1960’dan bu yana kalan Türk alayının da kapıları açılmış ve birlik Lefkoşa Gönyeli yolunda Yunanlıların önünü kesmek planıyla ilerlemeye başladı. En kanlı çarpışmaların 20 Temmuz gecesi, bu bölgede olduğu görüldü. Denizden çıkan birliklerimizle henüz bağlantı kurulamamıştı. Bu gün Mehmetçik büyük bir kahramanlık göstermiş ve Kıbrıs’ta köprübaşını tutmuştu.
Temmuz 21. Sabah Sabahın 02.00’sinde Adana’daki merkeze Kıbrıs’tan destek talepleri yağıyordu. Devamlı gelen hücumlar püskürtülüyor, ancak bunun arkası kesilmiyordu. Sayıca birkaç misliydi Rumlar. Denizden çıkarma gemileriyle gelen piyadelerde köprübaşı tutmaya çalışıyorlar, ancak komutanları Albay Karaosmanoğlu bir havan topu isabetiyle şehit oldu. Lefkoşa Türk elçiliğinde de telaş vardı, çünkü Rumların katliam yapacakları istihbaratı alınmıştı. Elçi dâhil tüm personele silah dağıtıldı. Bu arada, Yunan Alayı, Türk Alayını geçemeyince, Rum Muhafız Ordusuna destek veremedi, bu durum Türk kuvvetlerinin biraz olsun rahatlamasını sağladı. Yaşayın Türk alayının Kahraman askerleri. Yunan ve Türk Alayları, garanti antlaşması gereği 1960 yılından buyana Kıbrıs’ta bulunuyorlardı. 21.Temmuz, gece saat 03-00. Dün Adaya ancak 6000 bin asker sevk edilebilmişti. Bu birlikler de dar bir arazide sıkışık kalmıştı. Tabi riskli bir durumdu… Derhal genişlemek lazımdı. Bu da gün ışıdığında hava kuvvetlerimizin desteğiyle mümkün olabilecekti. Beşparmak dağları hala Rum ve Yunan birlikleri ile doluydu. Sabahın alacakaranlığında Ayyıldız tepeye hücuma geçtik. Hem beşparmak dağlarından, hem de aşağıda bulunan boşaltılmış Türk köyünden ataş eden Rumların ateşi altında çok tehlikeli bir ateş çemberi içerisinde ilerliyorduk.

Ayyıldız Tepe’ye çıktığımızda, Türk Mücahitlerinin daha önce savunma amaçlı taşlarla yapmış oldukları mevzilerden faydalanarak karşıki tepede bulunan Rumlara ateş etmeye başladık. Rumlar dağın yukarı kısımlarına doğru çekilmişlerdi. Onların dağın hâkim kısımlarından bize açmış oldukları ateşe, biz de şiddetle cevap veriyorduk. Susuzluğum hat safhadaydı… Dudaklarım susuzluktan bir birine yapışıyordu… Aşırı sıcaktan ısınan çelik başlığım adeta beynimi deliyor ve sanki yüz kilo geliyordu… Bir arkadaşla kendimizi taşlarla örülü bir mevziinin içine attık. İçeride iki Mücahit( Kıbrıslı) vardı. Birisi dağın üst kısımlarındaki Rumlara ateş ediyor, diğeri ise su, Su diye inliyordu. Sordum ateş edene… Arkadaşının durumu iyi gözükmüyor, iyi misiniz? Ben idare ediyorum da, çok susadık, bir yudum suyumuz kalmadı, arkadaşım nerede ise susuzluktan ölecek! İnleyen Mücahit’e baktım, biraz kilolu birisi idi, inlemeli hali ve yüzündeki ifade gerçekten çok kötü idi. Dedim ki, yakınlarda bildiğiniz bir yerde su var mı? Ben gidip alsam! Bu ateşin altında gidemezsin, çok riskli, dedi. Olsun dedim, sen tarif et, ben giderim. Benim mataramın olmadığını anlayınca, bana yeşil bir İngiliz matarası hediye ettiler, hepsini toplayıp Fahrettin çavuş arkadaşımla tarif ettikleri dere yatağına doğru, bazen eğilip yürüyerek, bazen sürünerek vardık. Manzara umduğumuz gibi çıkmamıştı… Dere yatağı kuruydu. Kulağımıza gelen kurbağa seslerini takip ederek su birikintisi bulduk. Dizlerimizin üzerine eğilmiş, yeşillenmiş su birikintisine, bizi fark edince Rum askerlerinden daha cesaretsiz çıkıp hop diye dışarı atlayan kurbağalara ve göden yavrularına şaşkınlıkla bakakalırken, Fahrettin bu suyu içmeyeceğiz herhalde değil mi, diye sordu. İçip içmemek arasında bir zaman düşündük… Su yemyeşil ve yosun bağlamış, üzeri yosunlaşmış ve içerisinde bir hayli kurbağa yavrusu kolonisi bulunuyordu. İçine göden yavrusu kaçmamasına dikkat ederek doldurduğum matarayı önce kafamdan aşağı döktüm… Dayanamadım, biraz da dikledim. Fahrettin de aynı şeyi yaptı. Allah’ım, bu ne koku? İçim kavrulmuştu. İçemediğimiz bu sudan yine de dudaklarımızı ıslatırız diyerek aldık. Ayyıldız tepeye geri dönüş için dikkatle ilerilerken, Bölüğümüzün geri çekilmeye başladığını gördük. Beşparmakların hâkim tepelerindeki Rumların baskılı ateşine başka bir harekât planıyla karşılık verilecekti. Bu susuzluktan ölecek halde olan mücahit ne olacaktı şimdi. Onları o karışıklığın içerisinde hiç bir yerde göremiyorduk. Mataraları da bizde kalmıştı. İlk fırsatta bunu takım komutanımıza söylememiz lazımdı. Geri çekilmemizin sebebi hava kuvvetlerimizden destek alarak bölgenin bombardıman edilmesinden sonra saldırmakmış.



Bu Haber 2269 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI