Ünye’de fındık önemlidir:
1800’lü yıllarda, çikolata imalatında kullanılan fındık, o tarihten bu yana ülkemizin dışsatımında önemli bir yer tutar. Dünya fındık üretiminin yaklaşık % 70’i ülkemizde gerçekleşir. Dünya fındık ihracatının (dışsatımının) % 80’i aşan bölümü yine ülkemiz tarafından yapılmaktadır.
Bugün Türkiye’de 2,5 milyon vatandaş geçimini fındıktan sağlamaktadır. 600.000 Hektarı bulan ekili fındık alanlarının %30’u Akçakoca, %41’i Ordu, % 18’i Giresun, %10’u Trabzonda’dır.
Ekili alanlardan hareket edersek, dışarıya satılan fındığın yarıya yakını Ordu’da üretilmektedir. Ünye’nin bu alanda azımsanmayacak bir yeri vardır.
Buna rağmen başta fındık üreticisi olmak üzere fındık sektöründe neden açmazlardan söz ediliyor?
Çünkü dezenformasyona başvuruluyor; bireyler ve toplum yanlış haber ve bilgiyle yönlendiriliyor.
Fındıkta yaşanan kriz:
Ekonomik bunalımın ilk akla gelen sebebi, bir dönem enflasyon olarak belirlendi. Şimdilerde daha modern bir terimle, resesyon’la açıklanmaktadır. Türkçeye durgunluk olarak çevrilen resesyon, uzun bir döneme denk gelince, ekonomik çöküş anlamına gelmektedir.
Fiskobirlik’in devre dışı bırakılmasının ardından, TMO da aynı handikabın içine sürüklenmiş, üretici fındığını satmak için aylarca beklemeye alınırken, bir kısım tüccar ve ihracatçı korunmuştur. Buna koşullara, dünya fındık dışsatımının % 80 elimizde bulunması eklenince, ortaya dünya ekonomisinde eşi benzeri az görülür bir ayrıcalık ortaya çıkar. Ne yazık ki, rakipsiz Türk fındık ihracatçısı alanında belirleyici güç durumunda değildir. Fındığın önemli bir bölümünü alan Almanya bu konuda esas etkili güçtür. Olumsuz gelişmelerin faturasını ise, fındık üreticisi ödemektedir.
Avrupa Birliği dayatması:
Fındık ihracatının AB ülkelerine, çoğunluğunun Almanya’ya yapılması; AB’nin mevcut dışalım sınırlamaları, kotasyon ve fiyatlandırma keyfiyeti gibi olumsuzluklara neden olmakta, fındık ihracatımız tıkanmaktadır.
AB ülkeleri kendi içlerinde tarıma ve fındığa desteğini artırırken, bizde bu kuruluşlara verilen taahhütler sonucu fındık destekleme alımlarının kaldırılacağı taahhüt edilmiştir. Dünya Bankası ile imzalanan Tarımsal Reform Uygulama Projesi (ARIP)’nin finansman anlaşması gereği Türkiye’de fındık üretim alanları daraltılacaktır. Bu amaçla alternatif ürün arayışları gündeme gelmiş, fındığını sökenlere teşvik pirimi ödenmiştir.
Oysa İtalya, İspanya, Yunanistan, Fransa ve Portekiz gibi AB ülkelerinde ve ABD’de fındık üretimi, çeşitli projeler kapsamında, yapısal destek ve pazarlama konularında teşvik edilmektedir.
Bir İhraç Ürünü Olarak Fındık:
Fındık ihracat geliri 2 milyar dolara yaklaşabilmektedir ( 2005-2006 sezonu: 1,95 milyar dolar ). Fındık ihracatıyla ilgili şu genel bilgiler verilebilinir:
1. Ürünün % 90’a yakın bölümü ihraç ediliyor. Diğer bir anlatımla yalnızca yaklaşık % 10’luk bir bölümünü yurtiçinde tüketebiliyoruz.
2. Fındık ihracatı miktar olarak uzun dönemde değerlendirildiğinde artış eğilimin olduğu görülmektedir. İç fındık olarak, 80’li yıllarda 100-150.000 ton bandında olan ihracat miktarı, 90’lı yıllarda 150-200.000 ton bandında gerçekleşmiştir. 2000’li yıllarda ise 200-250.000 bandında ihracat rakamlarına ulaşılmıştır (bkz. tablo-
3. Dönemsel olarak küçük dalgalanmalar olsa da, uzun süreli periodlar halinde bakıldığında dünya ekonomisinde ve refahındaki büyümeye paralel bir artışın fındık dünya tüketiminde de ortaya çıktığı söylenilebilir.
4. İhraç ettiğimiz fındığın % 85’e yakın bölümü çikolata endüstrisinde kullanılırken, yaklaşık % 10 yine hammadde olarak pastacılık sektöründe tüketiliyor. Yalnızca % 5’lik bir bölümü kuruyemiş olarak nihai tüketici tarafından satın alınıyor.
5. Fındık ihracat fiyatının yıllara göre önemli ölçüde dalgalandığı, buna karşın ihracat miktarının fiyata karşı pek duyarlı olmadığı görülmektedir. Yani, fiyat düştüğünde ihracat miktarı beklenilenin aksine artmamakta ya da yüksek ihracat fiyatlarında dahi talep aynı oranda daralmamaktadır (bkz. grafik-1). Bunda kuşkusuz ihraç edilen fındığın kullanım alanın niteliği belirleyici olmaktadır: Ağırlıklı olarak çikolata katkısı olarak kullanıldığı için fındık, çikolata içindeki maliyet olarak fiyat artışlarında katlanılabilir, fakat lezzet ve aroma olarak vazgeçilmez niteliktedir. İşte tam da yine bu nedenle, çok ucuz olduğunda da talep aynı ölçüde artmamaktadır: Maliyeti düşük olduğu için kullanıldığı çikolata içindeki oranı artırılmamaktadır.
Bu çarpıcı durumun yaşandığı bir sezon yaşanmaktadır yine: 01.09.2008-31.12.2008 tarihleri arasında gerçekleşen fındık ihracat miktarı 129 bin ton, elde edilen gelir ise 642 milyon dolardır. Halbuki, geçen yılın aynı döneminde 107 bin ton fındık dışsatımına karşılık 820 milyon dolar ihracat geliri sağlanmıştı. İhraç edilen fındık miktarı dönemsel olarak % 20 artmasına karşın elde edilen gelir % 22 daha düşüktür. Bunun daha birçok örneği Tablo-1 incelendiğinde önceki yıllarda da görülmektedir.
Örneğin 2001-2002 sezonunda, 256 bin ton iç fındık ihracıyla elde edilen gelir, 636 milyon dolardır. 2005-2006 sezonunda ise 240 bin tonluk ihracatla 1,95 milyar dolarla tarihin en yüksek fındık ihracat geliri sağlanmıştır.
Tüm bunların ışığında, fiyat oluşumunda ülke olarak belirleyici olamadığımız anlaşılmaktadır.
Fındık üreticisi - tüccar ilişkisi:
Köylü – tüccar ilişkisinin temeli borçlanma mekanizmasıdır. Nüfus dağılımına göre az topraklı konumundaki fındık üreticisi, mevcut geliriyle gelecek yıla kadar dayanamaz. Gerekli parayı, gerektiği zaman fazla formaliteye gerek duymadan tüccarından alır. Bu şekilde bir sonraki yılın fındığı ipotek altına girerken, yıllara göre verimin bir artıp bir azalması sonucu aradaki borç miktarı kapanmaz, aksine artar.
Tüccar sadece üreticiye banka gibi para sağlayan ve fındığını alan bir kaynak değildir. Aynı zamanda ilçedeki diğer kurumlara işi düştüğünde yol göstericidir. Akıl veren, avukat tutan, doktor sağlayan ve köylüler arası anlaşmazlıklarda uzlaştırma görevi üstlenen bir müessesedir.
Tarihin hiçbir döneminde feodal bağlılık ilişkilerine girmemiş olan fındık üreticisi, borç nedeniyle tüccara biat ederek bir çeşit feodal üretim ilişkileri içine girer. Yasal bir zemini olmamasına karşın, ortaya çıkan tefeci uygulamanın pozitif dayanakları, unsurları ve kuralları mevcuttur. Borç batağına saplanmanın sonun, arazinin el değiştirmesi, bir başka deyişle fındık üreticisinin mülksüzleştirilmesidir. Ancak tüccar, feodal mütegallibe gibi toprağa el koymaz, emlak komisyoncusu gibi davranır.
Fındık tüccarı, fındığı üreticiden satın alan ve üreticilerden sonra bu sektördeki en yaygın meslek dalıdır. İrili ufaklı çok sayıdaki fındık tüccarından bir kısmı sadece alım satım yapar. Bir kısım zahireci ve benzeri uğraş sahiplerinin yanında, tüccarlıktan fındık kırma fabrikalarına, fındık ihracatına ve giderek fındık işleme ve ambalajlama sanayine yönelen tüccarlar bulunmaktadır. Geçen hafta üzerinde durduğumuz gibi, piyasa koşullarına ayak uyduramayan birçok tüccar ve fındık sanayicisi bugün tarih olmuşlardır. Değişmeyen gerçek, dün olduğu gibi bugün de fındık sektörünün Ünye üzerindeki belirleyici etkisidir.
Sonuç:
AB ülkeleri, ABD, Meksika, Çin ve Gürcistan gibi ülkelerde Türkiye’ye rakip fındık yetiştirme stratejileri geliştirilse bile, hiçbiri Doğu Karadeniz fındığını tutmamaktadır.
Başta Giresun ve Ordu olmak üzere bölgemizdeki fındığa sahip çıkılmalıdır. Öncelikle üretici fındığına sahip çıkmalı, sorunların çözümü için çaba harcamalıdır.
Maliyeti azaltan, kalite ve verimi artıran teknolojik çalışmalar yapılmalıdır.
Dışsatım imkânları araştırılmalı, yeni pazarlama stratejileri geliştirilmelidir.
Fındıkta reklam (dünyaya tanıtım) artırılmalı, çerez ve işlenmiş ürün çeşitliliği teşvik edilmelidir.
İşlenmiş fındık ihracatı % 26’lardan yukarı çekilmeli, yurt içi fındık tüketimi artırılmalıdır (% 10 ile 50-60 bin ton civarıdır).
Klasik fındık üretim bölgeleri dışında kalan verimli arazilerde alternatif ürünler özendirilirken, bölgemizde tek ürüne, fındığa olan bağımlılık aşılmalıdır.
Harmanlama ve kurutma döneminde havaların yağmurlu geçmesi; fındığın kararmasına, çürümesine ve “alfatoksin” gibi olumsuzluklara yol açmaktadır. Üreticilerin bir araya gelerek kolayca üstesinden gelebileceği bu ve benzeri sorunların kısa dönemde çözümlenmesi gerekir.
Ünye Tarih Araştırma Grubu:
Ahmet Kabayel
Halit Tokaç
Ahmet Derya Varilci