Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
AYNUR ZEREN TAN / ÜNYE’DE KOKULAR
14 Şubat 2013 Perşembe 09:51
Kaynak: Canik Dergisi 15. Sayı
Her kentin kendine özgü, silueti, şahsiyetleri, geçmişi ve kokuları vardır. Kısacası bir ülkenin kültürünü oluşturan rengi vardır.
Yöremizde de bazı kokular vardır ki sizleri, bizleri alır eski günlere götürür. Anlatılamaz bir şekilde tanıdık gelir o kokular ve hatıraları taşır yanı başımıza.
Ünye fırınlarında çıkan taze ekmek kokusu buraya özgü değildir sadece ama giderek bu kokular da kayboluyor; çünkü fırınlar ekmek üretmiyor, ekmek fabrikalarının ürettiği ekmekleri satıyor. Böylece fırından yeni çıkmış sıcacık ekmeklerin kokusu da el yakması da tarihe karışmış oluyor.
Fırınlarda bayram arifelerinde ve pazar günlerinde mutlaka tatlı ve pide telaşlarının karmaşası vardır.
Ünye lokumu ve böreklerini de ekleyebilirsiniz bu curcunaya ve kokularını saklayamaz fırınlar içeride, mutlaka yayılır ortalığa kapsının önünden başlayarak.
Gün Fırını ve Gürcüoğlu fırınları önünden geçemezsiniz ekmek ve pide hariç diğer ürünlerin kokusundan. Taze ekmek kokusu başkadır ama Gün Fırını’nın arastasında yeni çıkmış lokumların tepsilerden yayılan kokuları adeta çarpar insanı.
Pazar günleri, özellikle kurban bayramından sonraki pazar günlerinde (kurban kesildi ya et bol ya kahramanca sepet dolusu pideler) yaptırılır.
Kıymalı pide bir yana, köy yumurtası ile sarartılmış, bol maydanoz doğranmış ve tereyağı ile harmanlanmış süt çökelekli pidelerin kokusu taşımaz mı sizi çocukluk yıllarınıza...


Cinbaş’ın (belediyenin karşısında köşede) dükkânının önünden geçerken tazecik kahve kokusu başka kaç kentin sokaklarında vardır?
Şekerci Metin’in yaptığı fındıklı kurabiyelerin lezzeti de kokusu da kaplamaz mı o arastayı? (Hükümet Caddesi arkası)
Genellikle pek çok evin penceresinden ve kapı önünden özgürlüne kavuşan sarma, mısır ekmeği ve pancar çorbası kokuları tanıdık ve can dost gibi gelmez mi sizlere?
Ramazan ayına hazırlık günlerindeki yufka açma seremonilerinde kızaran yufkaların ya da palazların kokusu gezinir mahalle aralarında odun dumanı ile kol kola.
Peki ya hamsi kokuları ya hamsi kokuları, çarşıda esnafın arastalarda yaptığı ızgaranın kokusu ve pek çok evin terasından, balkonundan, kapı önünden yayılan hamsi ızgara kokuları, bu kentin sokaklarında turlarken siz de o ızgara partilerinin muhabbetli anıları arasında turlamaz mısınız?

Hamsi kokuları derken, hamsi çıtlama, hamsi buğulama ve hamsili ekmek kokularını da unutmuyorum.
Hamsili pilavın fırından yeni çıkmış halini ve kokusunu bu kentin hangi evi, evinin kapı önü, hangi bahçe ve eğer orada piştiyse hangi fırın unutabilir.
Ben yıllarca “Ege Lokantası’nın” hamsili pilav lezzetini d de pilavın lokantadan çıkıp gideceği yere kadar yaydığı kokuyu da bu kentin hafızasına kaydettiğine eminim.
Evlerde hazırlanan büber tuzunun kokusunu başka nerede bulursunuz? Peki ya “dağ çileği reçeli”nin kokusu, peki tamam “gül suyu” kokusu, isabel ya da hırtarış üzümünün kokusu, kinzi, reyhan kokusu başka hangi baharatlarda vardır?
Ramazan aylarında, insanların uğrunda kuyruklarda beklediği bol susamlı ve bol yumurtalı pidenin kokusu size Ramazanda en az beş kilo aldırmaz mı? Yemenize gerek yok, sadece kokusu bile kilo aldırır ki; o kadar güzeldir ve kilo aldığınıza da değer.
Hele hele o pideleri yeniden ısıtıp arasına tereyağı katıp da yemenin insana kolesterol değil hayatın lezzetinin bizzat kendisini yüklediğini iddia edebilirim.
O pidelerin yumurtasının akı ile yapılan atomlarsa, iftardan sonra sokakların kralıdır adeta, tazecik mis gibi sarı, pembe, kırık beyaz renkte ballı atomların tazeliği kokusu bambaşkadır.
Köşe başlarında satılan kavrulmuş fındıklar ve kestaneler, pamuk şekerler, cevizli helvalar, Ünye’de yapılan sucuklar, tüm renklerin harmanlanması ile oluşmuş bir ebru tablosu gibidir seyretmeye kanılmaz ama her renk tek tek seçilir ya işte öyle, her kokunun bıraktığı iz ile oluşmuş bir aroma yükseltir kentin tavanına, hepimizin soluyup tanıdığı ve unutamadığı.
Tabiî ki unuttuğum başka kokular da vardır ama bu kadarı bile bir ilçe için fazla değil mi ya da bu kenti her fırsatta hatırlamak için yeterli değil mi? Ya da bu kenti unutmamak, hatıraları sık sık yad etmek için yeterince kuvvetli bahaneler değil mi?
En güzeli dostlarla paylaşılan mutlu anların en zengin, en görkemli ve en zevkli tanıkları memleket havasının “ortak paydası” değil mi?
Bence evet. Kokular… Hepsini birden yıllarca solumak hayat veriyor insana, farkında olmadan memleket sevgisi aşılıyor insana “ana kucağı gibi” sımsıcak, kanılmayan, bıkılmayan.



Bu Haber 2767 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI