Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Aynur Zeren Tan /Bir büyük ölüm acısı, Hatıralar ve bir şehir
16 Şubat 2013 Cumartesi 09:28
Kaynak: Canik Dergisi 15. Sayı
“Bir müzemiz olsun
Elimizde kalan ne varsa, toplayalım diye bir hayalimiz vardı.
Ütopya değil
Bence hala umut var, biliyorsunuz ki ben umudumu asla yitirmem.”

Onu kaybettiğimden beri yapmak istediğim şeyi nihayet gerçekleştiriyordum o gün.
Yıllar önce elimden tutup gezdirdiği şehri bu kez onsuz, yani babamsız gezecektim.
Önce taksim, heykeller, çiçekçiler ve çocukluğumdan beri bir türlü yakalayamadığım güvercinler.
Sultanahmet’e (müze şehir) gideceğim, belediye otobüsleri kaldırılmış. Sadece metro var. Uçarak gidiyorum metroya. Anında Karaköy ve sonra tramvay.
İşte Gülhane’deyim. Tarih Vakfı buradaki Darphane-i Amire binalarını, 49 yıllığına kiralamış. Temizlemiş, kullanıma açmış, Kültür Bakanlığı geri almak istiyor ve mahkemeleri sürüyor.
Anlatılmaz tarihi ve doğal atmosfer arasında Sultanahmet’e çıkıyorum. Yıllar önce, annem, babam ve kardeşimle aynı yerde durup o muhteşem camiyi seyretmiştik.
Şimdi, annem ve her iki babamın ruhuna fatiha okuyorum o camide. Gözyaşlarım da bana eşlik ediyor.
Babam her zaman yaptığı gibi bir eli omzumda, diğer eli ile karşıyı işaret ederek “Var olan en muhteşem kubbe ve camii” demişti”. Arkandaki Ayasofya’dan daha büyük ama daha eskidir Ayasofya” Hayran olmuştum, hala hayranım bu camiye, tüm dünyanın olduğu gibi.
Ayasofya’ya yöneliyorum. Turistler kuyrukta.
Aklımda iken söyleyeyim, her ayın ilk pazartesi halk günü. Öğretmen, öğrenci ve emekliler ücretsiz.
Ve işte muhteşem bir kubbe daha. Yaklaşık 1500 yıl önce yapılmış. Tanrının melekler aracılığı ile yapılmasına aracılık ettiği ve sınırı olmayan gök kubbenin yeryüzündeki aynası diye tanımlanan olağanüstü Ayasofya.
Mimarları da bu topraklardan. Aydın ve Söke’den. Babamın yine parmağını uzatarak “Bak, dünyanın ilk desteksiz ve en büyük kubbesi” dediği kubbeyi, daha doğrusu nakışlarını yeniliyorlar.
Ayasofya’da hünkâr mahfili de var. Meryem Ana ve Hz. İsa da aynı binada. Çıkış kapısında Arap kökenli bir kadın, “Burası Müslümanların girdiği kapı mı?” diyor. “Hayır” diyorum. “Hayır, ayırım yok Müslüman, Hıristiyan herkes birlikte bu kapıdan giriyor.” “Ayasofya kimin peki?” “Herkesin, hem Müslüman hem de Hıristiyanların”
Daha sonra yürüyerek Eminönü… İşportacılardan tamamen temizlenmiş ve turizme açılmış.
Yıllardır ertelediğim ekmek arası balık keyfini, Haliç ve Galata’yı seyrederek gerçekleştiriyorum.
Galata Köprüsü’nde balık tutanları geçerken fark ediyorum ki, hiç bayan balık avcısı yok.
Karaköy kıyısı tarihi binalar, kafeler ve restoranlarla kaplı. Dev bir gemi kıyıda. Yolcuları Darphane-i Amire deki tarihi mekânda yemekte. Çarşambaları geliyormuş.
Nihayet İSTANBUL MODERN. Eczacıbaşı’na bir kez daha hayran oluyorum. Klasikler bölümünde İsmail Hakkı, İbrahim Çallı, Şefik Üren ve daha nice sanatçımızın tablolarını izlemek bambaşka.
Girişte “biografi” sergisi. “GÖKKUŞAĞINDA İKİ KUŞAK”, Fahrunnissa ve Nejat girişte sizi karşılıyor. Alt katta ünlü gazeteci Gökşin Sipahioğlu’nun muhteşen fotoğraf sergisi var.
1960’lardan başlayarak, dünyanın her yerinde ki olaylardan karelerin yer aldığı sergiyi tahmin edeceğiniz gibi imrenerek izledim.
1987’den buyana açtığı sergilerde amacı, önce yöremizi, yöremiz insanına tanıtmaktı ya. İnşallah sınırlar dışına da çıkar diye (yanlış anlamayın ben değil yöremizin şöhreti) imrenerek izledim sergiyi. Adeta bir zaman tüneli sefası idi.
Benim için bir başka güzellik ise, Hıncal Uluç, Sunay Akın ve Nebil Özgentürk ekibine rastlamamdı. “Yaşamdan Dakikalar”ı çekiyorlar. En sevdiğim programlardan. Dikkatle izlediler sergiyi Papa’nın fotoğrafı ve bazı fotoğraflar üzerine konuşarak.
İstanbul modern ise hayal bile edemeyeceğimiz kadar güzel, ama olmaz değil yöremiz için. 87’den buyana da bu düşünce derdimizdi.
Bir müzemiz olsun. elimizde kalan ne varsa ne toplayalım diye bir hayalimiz vardı (bence ütopya değildi). hala var ve biliyorsunuz ki ben umudumu yitirmem.
Kıyı boyunca yürüyüşüme devam ettim ben. yıllar önce beni bu şehre âşık ettiğini bilmeden, elimden tutarak karış, karış gezdirerek tanıttığı için babama teşekkür ederek ve tanrı’dan rahmet dileyerek.
Bir büyük dileğim daha vardı. bu muhteşem şehirde ki (yani ilk göz ağrım) tüm güzellik ve zenginliklere yöremizde ki şehirlerinde sahip olması idi (yukarıda ki koyu renkli harfler bunları anlatıyor)
Hatıralarıyla birlikte bir şehir, bir büyük ölüm acısını böyle hafifletti işte.


Bu Haber 2385 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI