Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman/ Haremin Gizemi
12 Mart 2013 Salı 15:33
Hakkında hayali çok şey yazılan ve bugüne kadar gizemi çözülemeyen Harem aslında padişahın evidir.
Osmanlı bu eve “Haremi Hümayun” veya “Darüssaade” derdi.
Haremde Valide sultanlar, kadınlar, şehzadeler, ustalar, kalfalar ve cariyelerin daireleri yer alırdı.

Haremin ilk yılları hakkında çok bilgi yoktur.. Haremin ilk çekirdeği Orhan Gazi döneminde atıldı. Harem denildiğinde padişahın evi ve bir eğitim kurumu akla gelirdi.
Osmanlı sarayı üç bölümden meydana geliyordu. Birun, Enderun ve Harem.
Enderun, Osmanlı devletinin erkek yöneticilerinin yetiştiği üst düzey bir okulken, Harem de kadın yöneticilerin yetiştiği bir okuldu.
Akkadça'dan Arapça'ya geçmiş bir kelime olan harem, "Korunan, mukaddes, yasak şey ve yer" anlamına gelmektedir..
Tek idarecisinin Valide Sultan olduğu ( padişahın annesi) padişahın bile bozamadığı çok kesin ve katı kuralları bulunan yüzlerce genç kızın, dönemin ilim anlayışına göre en iyi eğitimi aldığı, bir bayanlar okuldur
Saraya çeşitli yollarla (esir alınarak veya satın alınarak) alınan kadın köleler yani cariyeler "Acemi" statüsü ile girerler. Bunların padişahla görüşebilmesi mümkün değildir. Öncelikle padişahla karşılaşabilecek, konuşabilecek bir eğitime tabi tutulmaları gerekmektedir..
Araştırmacı yazar İbrahim Yılmaz bize Harem konusunda şu bilgileri verir:

Cariye
İslamiyet’te kadın köleye rakîke, memlûke ve cariye gibi isimler verilmiştir. Cariye hakkında genel kanı padişahların cinsel münasebette bulundukları kadınlar anlaşılmaktadır.
Genel olarak cariyeler 3 kısma ayrılırdı. Bunlar; hizmet için alınan cariyeler genelde yaşları büyük ve yüzüne bakılacak güzellikte olanlardı.
Bu kişiler 9 yıl hizmet gördükten sonra kalfa ve ustalar gibi isterlerse saraydan ayrılabilirler, yani azat edilirdi. İkinci olarak satılmak için alınan cariyeler vardı. Bunlar 5–7 yaşları arasındayken büyüdükçe güzelleşeceği tahmin edilen kız çocuklarıydı. Bunlar yaşları ilerledikçe güzelleşiyorlarsa bir müzik aleti çalması, güzel konuşma yöntemleri öğretilirdi.
Genç kadınlar cariyeler aynı zamanda askerî/idarî hiyerarşinin tepesine yakın erkekler için uygun eş sağlama amacıyla eğitilirlerdi.
Üçüncü grubu ise odalık adını verdiğimiz cariyeler oluşturuyordu ki bu cariyeler saraya kontrol edilerek alınırlardı. Uykusu ağır olan, ayağı kokan, horlayan kızlar hareme giremezdi.
Hareme alınan cariyelere ilk olarak yeni isimler verilirdi. İsimler padişah tarafından verilir ve bu isimlerin herkes tarafından akılda tutulması için iğne ile göğüslerine iliştirilirdi.
Hareme hizmetçi statüsünde alınan cariyeler ve görevleri :
Kalfalar, Vazifeleri ve Çırak Edilmeleri
Kalfa, hizmet veren cariyeler için kullanılan bir tabirdir. Bunlar acemiliklerini atlatmış deneyimli kimselerdir. Güzelliklerine ve iş bilirliklerine göre hünkâr, valide sultan, ikbal, haseki ve şehzade dairelerine hizmetçi olarak verilirlerdi..
Acemilikten yetişmiş kalfalar çıkmak ve evlenmek isterlerse, bayramlarda veya kandillerde bir kağıda “Kulun istediği murâd, ihsân efendimizindir” diye yazar, altını imzalayıp görünecek bir yere koyarlardı. Bunun üzerine efendisi çeyizini yaptırır, gerekli akçeyi verir ve uygun bir kısmeti çıkınca da evlendirirdi.

Hünkâr Kalfaları (Ustalar – Gedikli Cariyeler)
Haremin kadın personelinin yükselebileceği en yüksek makam padişahın hizmetini görme makamıdır ki buna hünkâr kalfalığı veya ustalar, gedikli cariyeler adı verilirdi. Bunlar padişahın günlük işleriyle uğraşırlardı. Bu hünkâr kalfalarının da kendi aralarında işlerine göre rütbeleri vardı. Bunları şu şekilde açıklayabiliriz.
Hazinedarlar ve Hazinedar Usta:
Padişahın şahsi hizmetlerini gören kadınlara hazinedar denir. Hünkâr kalfaları tabiri özellikle bunlar için kullanılır. Bunların reislerine Hazinedar Usta veya Baş Hazinedar denilmekteydi. Haremdeki hizmetçi statüsündeki kadınların başları da bu kimselerdir. Sade ve zarif giyinirlerdi. Padişah haremde olduğu sürece bunlarda Hünkâr Dairesinde bulunurlardı.
Resmi günlerde kendilerine has olan altın kordonla mühr-i hümayunu boyunlarına takarlardı, bütün cariyelere kumanda ettiklerini ve Kurban bayramlarında adına kurban olduklarını burada belirtirlerdi.
Kethüdâ Kadın: Sultanla hiçbir aile bağı olmadığı halde kethüdâ hatun da 17. Yüzyılın ikinci on yılına gelindiğinde harc-ı hassa defterlerinde aile eliti arasında yer almıştı. Haremin teşrifatçısıdır. Yani haremdeki düğünlerde ve bayramlarda yapılan bütün merasimleri o tertipler ve yer gösterir. Gümüş bir asa taşıması onun görevini belirtir.
Çaşnigîr Usta: Sofra hizmetlerini gören ustalara verilen addır. Sultana ve şehzadeye hazırlanan yemeklerin zehirli olup olmadıklarını kontrol etmek için yemeği ilk olarak bunlar tadardı.
Çamaşır Usta: Saray çamaşır ve yatak takımlarına bakan ustaya verilen addır. Emrinde çalışan kalfa ve cariyelere de çamaşır kalfaları adı verilirdi. İlk olarak çamaşırcı kadına Yavuz Sultan Selim döneminde rastlanmıştır.
İbriktar Usta: Önceleri şehir suyu olmadığı için leğen ve ibrik takımlarına bakan, padişahın elini yüzünü yıkamasına, ona havlu tutulmasına ve abdest almasına yardımcı olanlara ibriktar ve reislerine ibriktar usta denilirdi.
Kahveci Usta: Haremde kahve işleriyle meşgul olan kişilere verilen addır. Padişah kahvecilerinin alametleri ve göğsüne taktıkları nişanları vardı.
Kilerci Usta: Padişahın kilerine ve kiler takımlarına bakan kalfaların reislerine denilirdi. Kilerci usta, çeşnigir usta ile padişah yemek yerken hizmet ederdi.
Kutucu Usta: Padişahın, ailesindeki kadınların hamamlarda yıkanmalarına yardımcı olan ustalara denilmektedir.
Külhancı Usta: Harem içerisinde bulunan hamamların yakılmasını ve temizlenmesini üstlenen kalfalara verilen addır.
Bütün bu ustaların yanı sıra haremde hasta olan cariyelere bakan Hastalar Ustası; bunun yardımcısı olan Hastalar Kethüdası; doğum ve çocuk düşürme işlerine bakan ebeler; Padişahın kızlarına ve şehzadelerine süt emzirmek için getirilen Dayeler ve padişahın çocuklarına bakan dadılar vardı.

Padişahın Ailesi
Valide Sultan
Haremin yöneticisi daima padişahın annesi olan valide sultandı. Haremde padişah ailesinin en önemli ve en güçlü kadını olan valide sultan Osmanlı Devlet tarihinde en yüksek maaşlı kişiydi.
Osmanlı padişahlarının kızlarına, ilk zamanlarda Hatun denilmekteydi. Fatih döneminden itibaren Sultan, ismi bilinmeyenlere ise Devlet Hatun ve Sultan Hatun deniliyordu.
Doğumları özel bir törenle olur ve bu vesileyle 3-5 tane hayvan kurban edilirdi. Kendilerine bir daire hizmetine kalfalar ve cariyeler verilirdi. Fakat sultanların haremde statüleri pek fazla değildi.
Padişahın Eşleri,
Gözdeler, Peykler ve Has Odalıklar
Genellikle kadın efendilerin yani hasekilerin seçildiği ikballer, has odalık, peyk veya gözde adı ile anılan cariyeler arasından seçilirlerdi. II. Mustafa döneminden önce hasekiler direk olarak bu cariyeler arasından seçilirlerdi. Padişahın odalıklarını yani cinsel münasebette bulunmak için cariye seçimi konusunda birçok görüş vardır. Ancak bu görüşler bazı tarihçiler tarafından oldukça abartılmıştır.
İkballer
Has odalık olarak alınan veya yetiştirilen cariyelerden padişah ile münasebette bulunanlar İkbal adını alırlardı. İkballer, hanım veya hanımefendi diye çağrılırlardı. Baş ikbal, ikinci ikbal, üçüncü ikbal dördüncü ikbal şeklinde giderdi.. Bu ikballerin hizmetlerine bakan özel cariyeleri vardı.
Haseki
Hasekiler padişahların nikâh akdi olmadan karı – koca hayatı yaşadıkları cariyeleriydi. Bu hasekilerden en gözdesi genellikle en büyük erkek çocuğun yani veliahttın annesi oluyordu. Bu kişiye Baş Haseki deniyordu. Yeni Haseki alındığında kendisine ayrı bir oda tahsis edilir, elbiseler ısmarlanır, haznedar usta ve kalfaları tarafından saray âdetleri öğretilirdi, harem-i hümayunda valide sultandan sonra en büyük statüye sahipti.
Haseki bir köle yani bir cariyeydi. Ancak aldığı maaş bakımından sarayda padişahın kız kardeşlerinden, halalarından ve hanedanın sultan kızlarından daha yüksek bir mevkideydi.
Haremin Erkek Personeli
Haremin erkek personeli de mevcut idi ve bunların ortak özellikleri hadım edilmiş olmalarıydı. Hadım etmek cinsel karakterlerin ortaya çıkması engellemekti. Hadım etme usullerinden birisi cinsel organın kesilmesi, diğeri ise cinsellik bezlerinin kesilmesidir. Fakat erkeklik organı kesilenlerin bir kısmında, sonradan erkeklik uzvunun yeniden geliştiği tarihi olayların ortaya koyduğu bir gerçektir.
Osmanlı haremine alınan hadım erkek hizmetçiler iki gruba ayrılırdı.
Ak hadımlardır.
İslam hukukunda hadımlık yasak olduğu için bunlar başka milletlerden alınan hadım esirlerden sağlanıyordu. 1582’ de kara ağalar gelene kadar ak hadımlar kızlar ağası olarak görev yapmışlardır. Padişahın mâbeyn daireleri ve harem dairesini korumak ve gerekli hizmetlerini görmek asli görevleriydi.
İkicisi; Kara hadımlardır. Ak hadımların bulunmasındaki zorluk ve bunların kara hadımlara göre daha dayanıksız olmasından dolayı kara hadımlar daha fazla tercih edilmişlerdir. Bu yüzden kara hadımlar için hareme bir ocak kurulmuş ve kara ağalar ocağı adı verilmiştir.
.
Harem ağaları görevleri:
a) Saray Ağası: Ak hadım ağasıdır. Kızlar ağasının birinci yardımcısıdır. Sarayın temiz tutulması ve tamirinden sorumluydu.
b) Saray Kethüdası: Kapıyı bekleyen ak hadımların idare ve güvenliğinden doğrudan sorumluydu. Saray ağası ve kethüdası zenci hadım ağalarında olmayan görevlerdi.
c) Baş Kapı Gulamı: Haremde zenci hadımağalarında kızlar ağasından sonra gelen makam sahipleriydiler.
d) İkinci Baş Kapı Gulamı: Baş kapı gulamının yardımcısıdır.
e) Ortanca: Binbaşı rütbesindeki ağa demekti.
f) Nöbetçi Kalfa: Umum nefer oğlanlarının zabiti ve sorumlusu idi.
Bununla birlikte valide sultan ağaları ve şehzadelerin muhafızı olan ağalar, saray kadınlarının namaz kıldıkları mescidin imamı ve müezzini olan ağalar da itibarlı ağalardandı.
Haremdeki cami ve mescitlerin imam ve müezzinleri dahi harem ağalarından seçilirdi. Haremin masraflarına bakan haznedar ağa, oda lalası, valide sultan ağa, hazine kethüdası ve vekili de ağaların ileri gelenlerindendir.
.
Kaynakça
AFYONCU Erhan, “Harem”, National Geographic, Ağustos 2006.
Araştırmacı İbrahim Yılmaz
AKGÜNDÜZ Ahmet, “Bir Aile ve Hizmet Müessesi Olarak Osmanlı’da Harem”
AKGÜNDÜZ Ahmet, Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem, Timaş Yayınları, İstanbul 2007.
ATASOY Nurhan, Harem, Promete Kültür Yayınları, İstanbul 2001.
EREN Mehmet Ali, “Fanteziden Gerçeğe Harem”, Aksiyon Dergisi 42. Sayı., 23 Eylül 1995
OK Sema, Haremağaları, Kamer Yayınları, İstanbul 1997.
PEIRCE P. Leslie, Harem-i Hümayun, Çev. Ayşe Berktay, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2002.









Bu Haber 2241 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI