Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Arif Takıcı / Ünyeli bir Kıbrıs Gazisinin Anıları 20 TEMMUZ KIBRIS HAREKÂTI (4)
17 Nisan 2013 Çarşamba 09:20
atakici52@hotmail.com
Son Anılar
Arama bittikten sonra bindiğim askeri kamyonda 5 tane tutuklu Rum vardı. Büyük bir korku içerisinde oldukları anlaşılıyordu. Mataramı çıkardım ve en tedirgin gördüğüm birine uzattım, al iç kendine gel, fazla korkuya mahal yok, dedim. Suyu içtikten sonra rahatlamış haliyle bana matarayı uzatırken teşekkür etti.

İkinci harekâtın başlarında başlayan diş ağrım dayanılacak gibi değildi. 15 Temmuz’da Kayseri Askeri Hastanede dişime yalancı dolgu koyan doktor, birkaç gün sonra gel dolgunu yapacağım, dedi. Bendeniz birkaç gün sonra doktorun randevusuna gideceğim yerde, sözümde duramayıp savaşa gidince, savaşın 4’cü gününde yalancı dolgum düştü. Dişim o kadar şiddetli ağrıyor ki, savaştan beter! Bu gün öğle yemeği olarak dağıtılan patates çorbasını 7’şer kişi bir kapta yerken gösterdiğimiz mahareti anlatsam, Beşparmak dağlarına pike yapan pilotlar bile kıskanırdı. Çünkü bir kaşık yemek fazla almak için kaşıklara havada yaptırdığımız pikeler ve tabağın içersine dalış pratiği, görülmeye değerdi! Oooof, of…! Dişim çok ağrıyor!!! Bulunduğumuz arazinin ilerisinde hareket eden birileri görüldü. Bölüğümüzden durumun anlaşılması için bir keşif kolu çıkarıldı. O da ne? Keşif kolu bir hayli ilerledikten sonra sol kanadımızdan keşif kolumuza ateş edilmeye başlandı. Keşif kolu kendini savunmaya geçti, karşılık verdi. Bu defa biz de bu umulmadık ateş hattına karşılık verdik. Ancak kısa sürede durum anlaşıldı… Keşif kolumuza ateş eden birlik Türk birliği idi ve yanlışlıkla ateş etmişti… Allah’a şükür ki iki taraftan da bir zayiat yoktu. Keşif kolunun çıkmasına sebep olan ileriki arazidekiler de mücahitlerdi. Savaşlarda bu tür yanlışlıklar ne kadar dikkat etseniz, yine de olabiliyor. Kendi gemimiz Kocatepe’yi yanlışlıkla batırmamış mıydık? Yanlışlığın anlaşılıp rahat bir nefes almamızdan sonra, biraz mola vermek ve dinlenmek için keçiboynuzu ağaçlarının olduğu bir araziye girip dinlenmeye koyulduk. Hava çok sıcaktı. Keçiboynuzu ağaçlarının altında dinlenirken gözümüz ağaçlardaki keçiboynuzlarına takıldı. Sonrasında ishal olacağımızı bilemeden bolca yedik. Buradan ilerdeki Rum köylerine gidip arama yapacağız.

Bulunduğumuz tepenin aşağısında karpuz tarlası gözüküyor. Erzincanlı Zeki çavuş ve birkaç arkadaş karpuz tarlasına gitmek istediler. Mani olmak istedik, çıldırdınız mı? Az sonra birlik hareket edebilir, askeriyenin işine akıl ermez dedik! Bu birlik buradan hemen hareket etmez dediler, yanlarına bir iki battaniye alıp, tarlaya gittiler. 25 dakika civarı geçmişti, bölüğe kalk emri verildi… Eyvah karpuzcular, hapı yuttuğunuz gündür… Bir sayım yapıldı, 5 arkadaş yok! Tabi nerede olduklarını mecburen söyledik. Sağa dön, çök! Çöktüğümüz istikamet arkadaşlarımızın geleceği istikamete bakıyordu.

Yaklaşık 5 dakika sonra, yokuşu çıkınca karpuzun ağırlığından nefes nefese kalmış ama bundan da önemlisi koskoca bölüğü kendilerini bekliyor bulmanın şaşkınlığıyla adeta şok olmuş 5 kişi duruyordu karşımızda. Bizi de düşünerek fazlaca karpuz getirdikleri belliydi. Zavallılar arkadaşlarımızla yeriz, geç kalmayalım diye bir dilim dahi yememişler, soluk soluğa gelmişlerdi. Gelin bakalım, dedi bölük komutanı. Karpuzları bırakın şuraya! Yat sürün cezalarını çektikten sonra da komutan onları bölüğün karşısına oturttu. Karpuzun bölüğe dağıtılmasını emretti… Biz yedik onlar seyretti. Ah arkadaşlar, onca zahmete karşın bir dilim karpuz yiyememişler, üstelik bizim yememizi seyretmek zorunda kalmışlardı.

Bulunduğumuz yerden üstümüzde bir katır yük, avcı kolunda yürümeye başladık. Bilmem kaç saat sonra bir Rum köyünde arama yaptıktan sonra ilerdeki ağaçlık olan bir arazide mevzi aldık. Burada konuşlanacak, etraftaki arazileri, köyleri ve kasabaları arama yapıp, akşamları burada kalacağız. Tabi suyu ancak içeceğimiz kadar tankerden doldurduğumuz için, günlerdir temizlik yapamamış, ayaklarımızı bile yıkayamamıştık. Konuşlandığımız bu yerde derhal portatif bir çadır tuvalet yaptık, ama taharet temizliğimiz lüks kaçıyor tabi, anlarsınız ya! Bunduğumuz yerden arama taramalara çıkıyor, bazen tutuklamalar yapıyorduk. Tabi bu tutuklamalar istihbarata dayanarak, gizlenen Rum asker ve casuslara yönelikti. Aramalara mesafeye göre bazen yaya, bazen de araçlarla gidiyorduk. Bir istirahat anımızda toplanma emri verildiğinde toplanma yerine giderken takım komutanlarının konuşmalarından, olağan üstü bir gariplik olduğunu sezdik. Tabur toplanmıştı ve tabur komutanının gelmesi bekleniyordu. Subaylar kendi aralarında konuşuyorlar, tuhaf bir gelişme olduğunu sezinliyoruz, ancak ne olduğunu anlayamıyoruz.

Bulunduğumuz yerin aşağısına Birleşmiş Milletler Barış Gücü Askerinin geldiği söylendi. Ancak tabur komutanımız barış gücünün taburun içersine gelmesine müsaade etmedi. Az sonra tabur komutanı ile birlikte karşımıza bir kadın, 13 yaşlarında gösteren bir erkek çocuk ve bir genç kız getirildi. Tabur komutanı tercüman aracılığıyla, baksınlar tanısınlar, dedi. Kadın, genç kız ve erkek çocuk, taburun önünde biraz gezindikten sonra 4 askeri tespit edip bir şeyler diyerek tabur komutanına gösterdiler. Tabur komutanı, işaret edilenlerin taburun önüne çıkmasını emretti… Sonra da ellerini bağlatıp tutuklattı, araca bindirildiler, divanı harpte yargılanmak üzere askeri mahkemeye gönderildiler. Tüm bunlar o Rum ailenin gözünün önünde cereyan etti. Tutuklanan askerler araç hareket ederken, onlar her türlü insanlık dışı işleri yapıyorlar yanlarına kalıyor, biz ise divanı harbe öyle mi, diye söylendiler. Durum anlaşıldı… Bu 4 asker, bulunduğumuz yerde bölük istirahata çekilince ilerdeki Rum köyüne gitmişler, rast gele biraz önce gördüğümüz ailenin evine girmişler, kadını ve çocuğu bağlamışlar, sonra da genç kıza tecavüz etmişler. Tabi aile yaşadığı bu kâbustan sonra Birleşmiş Milletler Barış gücü Komutanlığına giderek olayı şikâyet etmişler. Tabur komutanı şu konuşmayı yaptı… Bu arkadaşlarınız insanlık suçu işlediler. Onların divanı harbe verilmelerini isteyeceğim. Arkadaşlar, biz buraya a………. meye gelmedik! Biz buraya her iki toplumun da hakkını huzurunu sağlamaya, bunun için de mertçe savaşmaya geldik. Şimdi bu yapılan Türk askerine yakışır mı? Bizi dünyaya rezil edecekler! Evet, tabur komutanı haklıydı… Rumlar hem Birinci Dünya Savaşında, hem de Kıbrıs’ta Türklere karşı çok büyük insanlık suçu işlediler, ancak biz de onlar gibi davranırsak onlardan ne farkımız kalırdı?

Bir sonraki gün… Burada keçi eti ve keçiboynuzu meyvesi yemekten hep ishal olduk. Keçiboynuzu ağaçlarının altında istirahat edip, bolca yağlı keçi etlerini yiyerek ishal olmak ve portatif tuvalet yetişmediği için Rum’un arazisini gübrelemek oldukça ilginç! Matarasında viski taşıyan İstanbullu Nevzat’ın gece nöbetinde tanıyamadığı tuvaletten gelen takım komutanına, oğlum araziyi… kunuzla mayınladınız lan, nöbet tutmaya bile lüzum yok, düşman gelemez ki, diyerek çarpılması da bir o kadar ilginç tabi.

Bu bağırsak kâbusu girdabında Rum Dipkarpas ilçesine arama tarama yapmaya gittik. İlçede önce halkı şehrin geniş meydanına topladık. Sonra komutanımız her mahalle için timler oluşturdu, bu timler o mahallenin insanlarını alarak evlerine arama yapmaya başladı. Amanım duramıyorum, koşarak bir sokak arasına kaçtım ve olduğum yere çöktüm… Karşı evin penceresinden bakan yaşlı Rum kadın beni görünce başladı gülmeye. Bağırdım, çekil oradan bakim! Sonra da utandım. Bizim timin gittiği mahalle yokuştu, ben timin en arkasından yürüyor ve geri kalanları çabuk yürüyün, diye uyarıyordum. Geri kalan biri nefes nefese bana bir şeyler anlatmaya çalıştı… Tercümana sordum, kalp hastasıymış tıkanmış, dedi. Komutana söyledim, komutan, anahtarını komşusuna versin o geri kalsın, dedi. Evleri yakmadan yıkmadan güzelce aradık. 5 tane sivil, casus ya da Rum subay olabileceği şüphesiyle tutuklandılar. Benim girdiğim evlerde silah yoktu. Ama bazı evlerden silah çıkmış. Takım komutanımız, arama bittikten sonra aradığımız mahallenin geniş bir yerinde Rumları topladı. Aralarında üç tane de papaz vardı. Karşıdaki marketin sahibi biz askerlere cola ikram etti. Takım komutanımız tercüman aracılığıyla Rumlara güzel bir nutuk attı.

Biz buraya savaşmak ve işgal düşüncesiyle gelmedik. Şükrolsun bizim yeterince toprağımız var. Biz idarecilerinizin yaptıkları hataları düzeltmek ve her iki topluma da barış getirmek için buradayız. Sizin askerlerinizin yaptığı zulmü biz asla yapmıyoruz, yapmayacağız da! Papazları işaret ederek, siz din adamları, kilisede vereceğiniz vaazlarınızda sakın ola ki düşmanlıktan bahsetmeyin, barıştan ve bu adada ortak anlayış içerisinde yaşanarak mutlu günlerin ve kalkınmanın tesis edilebileceğinden bahsedin! Papazlar başlarını sallıyorlar… Vallahi komutanımız öyle güzel nutuk attı ki, zannedersiniz burada seçime girecek.

Arama bittikten sonra bindiğim askeri kamyonda 5 tane tutuklu Rum vardı. Büyük bir korku içerisinde oldukları anlaşılıyordu. Mataramı çıkardım ve en tedirgin gördüğüm birine uzattım, al iç kendine gel, fazla korkuya mahal yok, dedim. Suyu içtikten sonra rahatlamış haliyle bana matarayı uzatırken teşekkür etti. Ben de şu cevabı verdim… Değmez be yağ, değmez, biz Türk milletiyiz, bizim adaletimiz de sevgimiz de evrenseldir, anladın mı?











Bu Haber 3273 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI