Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman/Şehzade Selim
29 Nisan 2013 Pazartesi 09:23
yasar.karaduman@gmail.com
Kanuni Sultan Süleyman’ın Son Oğlu
Biz bülbül-i muhrık-i dem-i sekvayı firâkız
Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden."
“Biz ayrılığın ateşi ile yanan bülbülleriz,
Ateş kesilir sabah rüzgarı geçse gül bahçemizden”

Şehzade Selim Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultandan olan üçüncü çocuğudur. Tarih ona saç renginden dolayı “Sarı Selim”, “Selim-i Sani” yani ikinci Selim veya içkiye düşkünlüğünden dolayı “Sarhoş Selim” demiştir. Birinci Selim dedesi Yavuz Sultan Selimdir. Babasından sonra padişah olacak kimse kalmayınca tahta çıkmıştır.
Kanuni Sultan Süleyman en yetenekli şehzadeleri Şehzade Mustafa ile Şehzade Beyazıt’ı kendisine isyan etti diye boğdurtmuştur. Kendi yerine hazırladığı Şehzade Mehmet’te çok genç yaşta bir cariyeden kaptığı bulaşıcı hastalıktan ölünce geriye Şehzade Selim ve Şehzade Cihangir kalmıştır. Şehzade Cihangir engeli olan bir Şehzade idi kambur doğmuştu, taht için onunda bir miktar şansı vardı, kazara son kalan Şehzade Selimin de başına bir olay gelseydi Cihangir Tahta çıkacaktı. Fakat o gözlerinin önünde boğulan üvey ağabeyi Mustafa’nın acısına dayanamadı öldü.
Şehzadeler ayrı ayrı türbelerde ve şehirlerde yatarlar. Şehzade Beyazıt Konya’da, Şehzade Mustafa Bursa’da, Şehzade Mehmet ve Şehzade Cihangir ise İstanbul Şehzadebaşı Camisinde Şehzade Mehmet’in türbesinde yatar. Şehzade Mehmet’in türbesinde ilginç bir şey daha vardır, babası tahtı bırakmak isteği bu şehzadesinin mezarı üzerine sedeften bir taht yaptırmıştır. Kanunin tek kızı olan Mihrimah Sultan ise Süleymaniye Camisinin avlusunda babasının türbesinde babasının yanında yatar.
Şehzade Selim 28 Mayıs 1524 İstanbul’da doğdu, çocukluğu İstanbul'da Eski Saray'da geçmiştir. Eski Saray bugünkü İstanbul Beyazıt’ta Üniversitenin bulunduğu yerdeydi. 1542de 16 yaşında iken Konya Sancak beyi olarak atandı. Oradan 1544 de Manisa Sancak beyi tayin edildi.
I. Selim, diğer Osmanlı Sultanları gibi bilgi ve cesarette onlara benzemiyordu. Ordunun başında hiç bir sefere çıkmamıştır. 42 yaşındayken Padişah olmuştur.
Kanuni Sultan Süleyman’ın sekiz erkek çocuğu oldu: Bunlardan Murad, Mahmud ve Abdullah çok küçükken öldüler. Mehmet ve Cihangir’de genç yaşta hastalanarak ölürken, Mustafa ise babasının sağlığında tahtı ele geçirmek istediği gerekçesiyle boğdurulmuştur..
Geriye Şehzade Beyazıt ile Şehzade Selim kalmıştır. Bir süre sonra Şehzade Beyazıt’ta babası tarafından isyan etti diye boğdurulacak, geriye Şehzade Selim kalacaktır.
Buradan padişahların neden çok çocuk sahibi olmaya çalıştıkları da çıkıyor. Çünkü şehzadeler büyüyene kadar bazıları hastalıklardan, bazıları savaş şartlarından ölüyor, bazıları da öldürülüyordu, tahtın varissiz kalmaması için de, padişahlar çok sayıda erkek çocuk sahibi olmak istiyorlardı bu bir sorunu da berberinde getiriyordu, şehzadeler kardeşleri ile taht için kavgaya tutuşuyor, kim güçlü ve bahtı açık ise o padişah oluyordu.

Selim eğlenceye ve zevke düşkün bir kişiydi. Bu yüzden taht varisi olarak Beyazıt’ın şansı daha çoktu. Ancak Beyazıt babası tarafından öldürülünce Şehzade Selim 2. Selim olarak tahta geçti. Zevke ve eğlenceye düşkünlüğü ileriki yaşlarında da devam eden 2. Selim'e tarih “Sarhoş Selim” adını taktı. Diğer adı da Sarı Selimdi annesi Hürrem Sultana çok benziyordu. 15 Aralık 1574 de elli yaşında hayata gözlerini yumdu. 8 yıl, 2 ay, 15 saltanat sürdü İstanbul’da ölen ilk Osmanlı padişahıdır. Selim’in ölümüyle ilgili olarak iki hikaye vardır
İlki, sarayın onarım gören bir hamamını gezerken (bazı kaynaklar hamamda cariye kovalarken, şeklindedir) düşerek beyin kanamasından ölmüştür.
İkincisi: ölmeden iki ay önce tövbe ederek içkiyi bırakmış, giderek dengesi bu yüzden bozulmuş, düşmüştür.
Geriye yedi erkek, dört kız evlat bıraktı, bunların en büyüğü olan Saruhan (Manisa) Valisi Murat ölümü üzerine, vezir Sokullu Mehmet Paşa, Murat’ı, İstanbul’a çağırttı. Murat, ve 22 Aralık 1574 tarihinde, III. Murat (Murad-ı Sâlis) adıyla tahta çıktı.
II. Selim devrini aslında bir duraklama devri başlangıcı saymak mümkündür. Bundan sonra saraydan dışarıya çıkmayan ve sadece gezinti için Edirne ve benzeri yerlere giden bir Padişah anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. İkinci Selim Edirne’de Selimiye Camiini inşa ettiren padişahtır.. İçkiye düşkün olmasına rağmen, beş vakit namazını da kaçırmazdı.
Tabiatı nedeniyle hiçbir sefere katılmadı, ordusunu komutanlara emanet etti, kendisi hep İstanbul’da kaldı Bu nedenle tarih onu ordusunun başında hiçbir sefere katılmayan ve İstanbul’ da ölen ilk padişah olarak kaydetti.

Babası hayatta iken kardeşlerinin boğdurulması ile taht yolu açılan geçen Selim, dedesi Yavuz Sultan Selim ve babası Kanuni'ye göre silik bir idare sergilemiştir. Devrin büyük devlet adamları sayesinde devlet ihtişamını sürdürmüş, Sokullu gibi tecrübeli vezirler hükümeti ayakta tutmuşlardır. 8 yıl padişahlık yaptıktan sonra 15 Aralık 1574 günü vefat etmiş Ayasofya Camisinsin arkasındaki türbeye defnedilmiştir.
Ölümü üzerine en büyük Şehzadesi Üçüncü Murat adı ile tahta çıkacak ve Osmanlı İmparatorluğunun çöküş yılları yavaş yavaş başlayacaktır.
Selim Kütahya yakınlarında avda iken, babası'nın Zigetvar kuşatmasında öldüğünü öğrendi ve babasının cenazesini karşılamak üzere Edirne, Filibe, Sofya üzerinden Belgrat'a ulaştı. Belgrat’ta kılınan cenaze namazından sonra Kanuni'nin cenazesi İstanbul'a gönderildi.
Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar Kalesi’nin kuşatması sırasında hayatını kaybedince, ölüm haberi gizlendi. Cesedi bozulmasın diye iç organları çıkartılarak ilaçlandı ve otağının bulunduğu yere gömüldü. Bedeni ise İstanbul’a
getirilerek Süleymaniye Camii avlusundaki bugünkü yerine defnedildi. Selim daha sonra babası Kanuni’nin Macaristan’daki iç organlarının gömülü olduğu yere türbe, etrafına da külliye yaptırdı, bu yapılar daha sonra Zigetvar Kalesi’nin Osmanlı’nın elinden çıkmasıyla Macarlar, daha sonra bu bölgeye “Süleyman’ın kalbinin gömülü olduğu türbe” anlamına gelen “Turbek” ismini koydu. Hatta türbenin üzerine yapıldığı tahmin edilen kilisenin adına da Turbek Kilisesi denildi.
İkinci Selim aynı zamanda iyi bir şairdi aşağıdaki şiiri tarihte meşhurdur:
"Biz bülbül-i muhrık-ı dem-i şekvayı firâkız
Ateş kesilir geçse sabâ gülşenimizden."
Biz ayrılığın ateşi ile yanan bülbülleriz
Ateş kesilir sabah rüzgarı geçse bahçemizden

Kaynak Doçent Erhan Afyoncu, Osmanlı Araştırmaları, Prof. Dr. Akif Aydın, İslam Araştırmaları Vakfı, Tarihçi Yazar Prof. Dr. Sait Öztürk, Prof. Dr. Aptülkadir Özcan Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi, Prof. Dr. Ahmet Akgündüz , “Bilinmeyen Osmanlı”





Bu Haber 2356 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI