Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman/ Eski iskele - Deniz Hamamı Ve Son Vapurlar
3 Temmuz 2013 Çarşamba 09:54
yasar.karaduma@gmail.com
Karadeniz kıyısındaki il ve ilçelerde yaşayan halk kara yolunun henüz bugünkü gibi gelişmediği yıllarda, İstanbul’a gemilerle giderlerdi. Bu gemilerde birinci ve ikinci mevkilerin yanı sıra güverte ve ambar mevkileri de vardı, gemiler siyah gemiler ve beyaz gemiler diye ikiye ayrılırdı..

Niksar Caddesinin denize çıktığı yerde Ünye’nin ilk iskelesi vardı. Adı Demirköprü idi. Bu iskele Karadeniz de yük ve yolcu taşıma izni olan bir Fransız şirketi tarafından 1870 yıllarında yapılmıştı.



İç Anadolu’dan Ünye, Akkuş, Niksar yolundan deve kervanları ile Ünye’ye ulaşan her türlü ürün buradan deniz yolu ile başka yerlere sevk edilirdi. Niksar Caddesi çevresinde bu ürünlerin depolandığı, yolcuların ve hayvanların konaklandığı hanlar vardı. Buranın adı o zaman “Hanboğağazı” bugün bile halen “Hanboğazı olarak söylenir.
Ünyelilerin köprü dediği yük ve yolcu iskelesi uzun yıllar burada hizmet verdikten sonra sökülerek biraz daha ileriye yapıldı. Elimizdeki eski Ünye fotoğraflarında Ünye iskelesinin birkaç kez yer değiştirdiğini görmekteyiz. Son iskelenin kalıntıları halen durmaktadır. Fransızların yaptıkları demir iskele nedeni ile bu kumsalın adı uzun yıllar Demirköprü olarak kaldı.
Burada insanların denize girdiği birde deniz hamamı vardı. Bu nedenle buraya “Demirköprü Banyo Mahalli” de denirdi. Ünye ile ilgili eski metinlerde geçen bu hamamı biz hep normal hamam sandık.
Deniz Hamamı nasıl bir şeydi? Deniz hamamı aslında bir plajdı, yani bildiğimiz hamam değildi.
Deniz hamamları tahtalardan yapılan genellikle 35 metreye 20 metre bir havuz ve bir iskele üzerinde soyunma odaları bulunan bir kulübe şeklinde olurdu, tahta bir köprüden geçilerek ulaşılırdı. Bu etrafı kapalı ortası açık yapının asıl amacı rahatça denize girilmesine olanak sağlamaktı.
Hamamın dışına çıkarak yüzmek yasaktı. Aynı sahilde bulunan kadın ve erkek hamamları arasında ses ulaşmayacak bir mesafe bulunur, aralarında sandalla dolanan bekçiler olurdu. Suya dayanıklı kerestelerle kuşatılan hamamın etrafında soyunma odaları, içkisiz büfe ve tuvalet bir de cankurtaran olurdu. Ünye’deki deniz hamamlarına ait çok fazla bilgi yoktur.
Atmışlı yılların başında sahil yolu düzenlenmesi sırasında eski köprü de iptal edilerek daha uzun ve modern bir köprü yapıldı. Bu köprü de uzun yıllar Ünye’ye gelen vapurlara yük ve yolcu iskelesi olarak kullanıldı. Deniz ulaşımının bitmesi sonunda bu iskele de gezi iskelesi olarak kaldı.
Sarı Yazma
Hababam Sınıfı romanlarının yazarı Rıfat Ilgaz’ın çocukluğunun bir kısmı Ünye’de geçmiştir. Dergimizin diğer bölümlerinde buna ait geniş bir yazı bulacaksınız. Rıfat Ilgaz Ünye’deki çocukluk anılarını da yazdığı Sarı Yazma adlı eserinde vapurların Ünye’ye gelişini ve iskeleyi anlatır ve şöyle der.
“Ünye iskelesinde İstanbul’dan gelecek vapuru bekliyordum Çınarlı kahvenin Tellal önünde Reşitpaşa vapurunun Samsun’dan hareket ettiğini yolcusu ve yükü olanların iskelede hazır olmalarını bildiriyordu. Vapur ikindiye doğru fenerin uzandığı burundan görünmüştü. Sandallar iskeleden daha vapur demir atmadan ayrılmışlardı. Ağabeyim çıkacaktı vapurdan ondan aldığımız telgrafa göre, çıkmazsa kötüye yormamalıydım belki bilet bulamamış olabilirdi, koyunlar yer bulurdu da bu Karadeniz vapurunda insanlar bulamayabilirdi. Üç dört sandal yanaşmış ağabeyim çıkmamıştı, kötü kötü şeyler düşünürken elime biri yapışmış beni kendine doğru çekmişti.”
Karadeniz kıyısındaki il ve ilçelerde yaşayan halk kara yolunun henüz bugünkü gibi gelişmediği yıllarda, İstanbul’a gemilerle giderlerdi. Bu gemilerde birinci ve ikinci mevkilerin yanı sıra güverte ve ambar mevkileri de vardı, gemiler siyah gemiler ve beyaz gemiler diye ikiye ayrılırdı.. Siyah gemiler biraz daha eski ve iptidaî idiler. En zevkli yolculuk güvertede yapılan yolculuktu, ambarlar sıcak olur ve kokardı.

Bu vapurlar İstanbul’dan Hopa’ya kadar gider, sonra aynı şekilde geri dönerdi. İstanbul - Zonguldak - İnebolu - Sinop - Samsun - Ünye - Ordu - Giresun - Görele - Vakfıkebir - Trabzon - Sürmene - Pazar - Hopa’da yolcu ve yük indirir, sonra tekrar aynı limanlara uğrayarak yük ve yolcu alırdı. İstanbul’a gidiş - dönüş beş gün sürerdi.
Ünye’de bu yolcu ve yükleme işi 2 - 3 saat sürerdi. Esnaflarımız İstanbul’a satılmak üzere fındık, kendir, fasulye, mısır, elma, armut, canlı tavuk, yumurta, koyun ve benzeri ürünleri gönderirdi. Siyah vapurlar genelde yük ve posta taşırdı.. Bu vapurlara “Baltabaş” denirdi burunları sivri olmadığı için halk bu tâbiri uygun görmüştü. Bunların isimlerine gelince, Aksu - Tarı - Sus - Cumhuriyet - Tırhan'dı
İçlerinde en görkemlisi Cumhuriyet’ti, önünde yelkenli gemilerdeki gibi öne doğru uzanan bir boynuz vardı. Ünyeliler bu vapura bastonlu vapur derlerdi. Bazen aynı anda iki veya üç vapur birden gelip Ünye’nin tam orta yerine demirlerlerdi, bu harika tablonun seyrine doyun olmazdı, sonra teker teker hareket ederler, düdük çalarak Ünye’ye veda ederlerdi.
Sonra beyaz gemiler gelirdi, Ege - İzmir - Ankara - Samsun – İskenderun - Ordu - Giresun - Trabzon. Her hafta birkaç tane uğrardı Ünye’ye. Bunlardan Ordu - Giresun - Trabzon kardeş gemilerdi. Ege - İzmir ayrı bir kardeş, Samsun - İskenderun ise ayrı bir kardeştiler. En güzeli "Ankara" idi. Ankara, İkinci Dünya Savaşı'nda Pasifik Denizi'nde hastane gemisi olarak kullanılmış, 'Pearl Harbor’ Japon saldırısında yaralanan askerler bu gemide tedavi edilmişlerdi. Savaştan sonra yolcu gemisi olarak değiştirilmiş ve Türkiye’ye satılmıştı.
Bu vapurlarda doğum olduğu zaman beyaz bayrak çekilirdi. Doğan bebeğin hüviyetine doğum yeri olarak vapurun adı yazılırdı. Ordu Vapuru'nda doğan bir vatandaşın hüviyetindeki doğum yeri hanesine “Ordu Vapuru” yazılmıştı.
Ordu - Giresun - Trabzon en son alınan kardeş gemilerdi, kuğu gibi bembeyazdılar. Yason Burnu'nun ucundan dumanları görülür, yarım saat sonra nazlı nazlı Ünye’nin tam karşısına, sahilden bir buçuk kilometre açıkta kocaman bir kuğu gibi dururlardı. Samsun tarafından gelenler ise, açıktan Fener hizasına kadar gelir, sonra Fener'e doğru burnunu doğrultarak dik inerdi, sanki Fener'de karaya çıkacakmış gibi çok yakın geçer, birden dönerek limana inerlerdi, buradan bunları seyretmeye doyum olmazdı.
Ordu tarafından gelip İstanbul’a giden vapurlar yükleme ve boşaltma işleri bittikten sonra demir alır, burnunu Fener tarafına doğru çevirir, düdük çalıp Ünye’yi selâmladıktan sonra nazlı bir kuğu gibi yavaş yavaş gözden kaybolurdu. Yetmişli yılların ortalarına doğru bu iş kolu Ünye’de bitti, yolcu ve yük taşımacılığının kara yoluna kayması nedeniyle artık gemiler de gelmez olmuşlardır.
Bu gemilerin çoğu da zamanla eskidi yoruldu, teknolojinin gerisinde kaldılar. Kadeş, Tırhan, Aksu, Tarı, Güneysu jilet yapılmak üzere sökülmüş, Trabzon, Ordu, Deniz Kuvvetleri'ne verilmiştir. Ege, İzmir kardeş gemilerdi, biri yandı biri söküldü, Samsun - İskenderun kardeştiler jilet yapıldılar.
Ünye’de motorlar ve mavnalar, bir müddet daha çalıştırıldı, sonra onlar da zamana yenik düştüler, iş olmadığı için karada bakımsızlıktan çürüdüler, çoğu sökülerek, motorları hurdacılara satıldı, odunları ise çömlek fırınlarında odun olarak yakıldı. Böylece Ünye’de deniz taşımacılığı ve motorlar, vapurlar dönemi kapanmış oldu.


Bu Haber 3397 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Teşekkür Tarih : 26 Temmuz 2013 / Pazar Üye Adı :Talip Aydın
Yaşar Karaduman Bey çok güzel ünye tarihi ilgili yazınız için çok teşekkür ederim.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI