Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman / Osmanlıda Ramazan
22 Temmuz 2013 Pazartesi 10:27
yasar.karaduman@gmail.com
Oruç’un farz kılındığı ayet:
"O Ramazan ayı ki irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. (Bakara suresi 185. ayet)

Ramazan yaklaştığında devlet önemli hazırlıklara başlardı. Yaşanacak bir sıkıntı aynı zamanda halife olan Osmanlı padişahının otoritesini zedeleyebileceği için her şeye dikkat edilirdi

Ramazan ayı Arapça olarak Ramadan diye okunmaktadır, o nedenle Avrupalılar “Ramadan” derler. Hicri takvime göre yılın dokuzuncu ayıdır. İslamiyet`te Ramazan, oruç ayıdır ve kutsal kabul edilir. Oruç İslamiyet’in beş şartından bir tanesidir. Bu ayda Kur’an indirilmeye başlanmış ve oruç tutmak farz kılınmıştır.
"O Ramazan ayı ki irşad için, hak ile batılı ayırt eden, hidayet ve deliller halinde bulunan Kur'an onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya erişirse oruç tutsun. (Bakara suresi 185. ayet)
Ramazan “yanmak” demektir
“Ramaz” kelimesi güneşin sıcaklığının şiddetinden bir yerin kızmasıdır, böyle kızgın yere “ramda” denir. “Ramazan” “ramda” mastarından “yanmak” manasına gelir. Bu aya “Ramazan” denmesinin bir sebebi; bu ayın günahları yaktığıdır. (Kaynak: Müteseffir Elmalılı Hamdi Yazır)
Ramazanın ilk haftasını geride bıraktığımız şu günlerde Osmanlı Devletinde Ramazanın nasıl geldiğini Doç Dr.Erhan Afyoncu’dan aldığımız bölümlerle anlatmaya çalışacağız

Osmanlı Sarayında Ramazan
Ramazan Manevi havasıyla tarih boyunca da çok farklı bir ay oldu. Osmanlı İmparatorluğunda Ramazan’ın faturası devlete ağır olmuştur.. Sokollu Mehmed Paşa bile iftar davetlerinin altından kalkamamıştı . Günümüzde bile maksadını aşan ve bazen gösterişe dönen şatafatlı iftar davetlerinin masraflarından Osmanlı Devleti’nin bu işe bakan verirleri bile perişan olmuşlardı.
Ramazan ayı geldiğinde gelenekleşmiş kurallara göre bu ayda yapılan faaliyetler vardı. Bunların en önemlilerinden biri veziriazamın, yani başbakanın iftar davetleriydi. Başvezir ve diğer üst düzey devlet adamları, Ramazan’ın ilk haftasından itibaren âlimleri, bürokratları ve askerin ileri gelenlerini protokol kurallarına göre iftara davet ederlerdi.
İftar davetlerinin en önemlisi başvezirin hükümet merkezinde vereceği ziyafetlerdi. Davete katılacak devlet adamlarının listeleri düzenlenerek padişahın onayına sunulurdu.
Davetlere ilk çağrılanlar âlimlerdi. Ramazan’ın dördüncü gününde padişahlar tarafından yaptırılmış olan camilerin şeyhleri, beşinci gününde şeyhülislam, altıncı gününde Rumeli ve Anadolu kazaskerleriyle, Peygamberimizin soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan nakibüleşraf davete katılırdı..
Davetler Ramazan’ın 24’ünde sarayda padişaha hizmet eden mirahurlar, bostancıbaşı ve kapıcılar kâhyasına verilen iftar yemeğiyle sona ererdi. Bu arada iftar davetine katılanlar daha sonraki günlerde şeyhülislam ve diğer vezirlerin ziyafetlerine giderlerdi.
Padişahlar, 19. yüzyılın sonlarına doğru devlet adamlarına ve ordu mensuplarına iftar yemeği vermeye başladılar. Özellikle, Sultan İkinci Abdülhamid askerleri ve öğrencileri Yıldız Sarayı’nda iftara davet ederdi. Padişahın Ramazan dolayısıyla tertiplemiş olduğu iftar yemeğine katılan subay ve askerlere ayrıca para da verilirdi.
Vezirler, ramazan aylarında devlet ileri gelenlerine günlerce iftar ziyafetleri vermelerinin yanı sıra padişaha, valide sultana, harem ağasına, sarayın üst düzey memurlarına, şeyhülislama ve ulemanın önde gelenlerine “iftariyelik” denen hediyeler gönderirlerdi.
Ramazan ayında herkesin mutfak masraflarında artış olurdu. Ancak en büyük artış devletin harcamalarıydı. Kanuni Sultan Süleyman, İkinci Selim ve Üçüncü Murad dönemlerinde 1564 ile 1579 yılları arasında 15 yıl veziriazamlık yapan Sokollu Mehmed Paşa zamanında iftar ziyafetlerinin altından kalkılamayacak dereceye gelmiş bir masraf kapısı olduğu fark edildi, ancak bir çare de bulunamadı.

Ramazanın Başlangıcı Nasıl Bilinirdi?
Osmanlı döneminde Ramazan’ın ne zaman başlayıp biteceği şimdiki gibi aylar öncesinden belli olmazdı.
Astronomi ve teknoloji bugünkü kadar gelişmediğinden Ramazan’ın başlangıcını belirlemek için insanlar açıklık yerlerde gökyüzüne takip ederek yeni ayın doğuşunu beklerlerdi.
Ramazan ayının başlangıç ve bitişini, Kadir gecesinin ne zaman olduğunu tespit etmek İstanbul Kadısı’nın göreviydi. Onun görevlendirdiği insanlar özellikle minarelerden hilali gözetlerlerdi. Hilali (Ayın doğuş şekli) gördüklerinde şahitleriyle birlikte kadının huzurunda mahkeme kurulurdu. Hilali görenler: “Hilali gördüm bu gece Ramazan’ın başlangıcıdır, şahadet ederim (şahitlik ederim)” dedikten sonra Ramazan’ın başlangıcı bu şekilde tespit edilir sonra durum padişaha bildirilirdi. Padişahın onayından sonra Ramazan’ın başladığı halka duyurulurdu. Cami minarelerinde kandillerin yakılması halka duyurulma şekli idi..

Ramazan Tenbihnameleri
Ramazan ayının problemsiz başlaması için tedbirler alınır, önceden tenbihnameler yayınlanırdı. Padişah bizzat yazdığı emirlerle, yapılması gerekenler konusunda sadrazama emir verirdi. Bu hazırlıklar Ramazan'dan önceki Şaban ayında yapılırdı.
Şaban ayının sonlarında "Ramazan Tenbihnamesi" adı altında halka yönelik bir dizi emir yayınlanırdı. Halkın dini emirlere daha sıkı sarılıp, ibadetle meşgul olması ve edepli olması istenirdi.. İmam ve vaizler camilerde, bekçiler ve tellallar mahallelerde, duyuru yapılırdı. Tenbihlere uymayanlara ağır cezalar verilirdi.

Osmanlı Halkının Ramazan Heyecanı
Ramazanın yaklaşmasıyla birlikte halkta bir kıpırdanma başlar, Ramazanlık gıdalar hazırlanır, iftariyelik zeytin, peynir çeşitleri tedarik edilirdi. Ramazanın ilanı ile birlikte küçük büyük herkes birbirini tebrik ederdi.
Bir ay boyunca büyük camilerin bahçesine sergiler kurulurdu. Gün içerisinde sakin olan sokaklar geceleri canlanırdı. Sahurdan sonra sokaklar tekrar tenhalaşırdı. Halk arasında da saray veya konaktakiler kadar olmasa da, iftar ziyafetleri verilir, teravih vakti büyük camilere akın edilirdi...
Türk toplumunun temel besin maddelerinden biri olan ekmeğe, Osmanlı döneminde de büyük bir önem verilmiştir. Ekmek üretimindeki hassasiyet Ramazanda daha da artar. Üretilecek ekmeğin gramına hatta tuz miktarına da padişah karar verirdi. Ekmek pişirildikten sonra padişahın testinden geçerdi. Ekmeğin kaliteli ve tadının çok güzel olması gerekirdi. Ekmek kızarmamış, tam pişmemiş veya gramajı düşük olmuşsa fırıncı ağır cezalara çarptırılırdı

Kaynaklar:
Doç. Dr. Erhan Afyoncu
Necati Dögüş, Arşiv Belgeleri Işığında XIX. Yüzyılda DiniBayramlar.
Özdemir Nutku, "Bayram: Osmanlılar Dönemi",
Tarih Plartformu-History Platform


.



Bu Haber 2765 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI