Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman /Dis Kirası
6 2013 Salı 11:40
yasar.karaduman@gmail.com
“Zenginlerin mallarında fakir ve yoksullar için de bir hak vardır” Zâriyât Suresi 19
Eskiden Ramazanlarda zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen fakir misafirlere iftarını yapıp gitmek üzereyken ev sahibi tarafından zenginliğine bağlı olarak içinde gümüş veya altın paralar bulunan bir kadife kese “Diş Kirası” verilirdi

Çocukluğumda Ünye’de daha birkaç eski Osmanlı konağı kalmıştı bunlardan biri Türbe mahallesindeki dedem Veysel Kaptan’ın konağı idi. Biz mahallenin o kısmına Türbe mahallesi deriz asıl adı Ortayılmazlar mahallesidir, önceki adı da Orta Mahalledir. Mahalle Ünye’de o yıllardaki beş mahallenin ortasında kaldığı için Orta Mahalle demişlerdi. 1954 yılında Yılmazlar Mahallesi ile birleşerek Ortayılmazlar oldu.
Daha önceleri de bizim mahallenin alt kısmı yani bugünkü Yalı mevkiine de Rum Mahallesi denirdi. Rumlar 1924 yılında Lozan Anlaşması uyarınca yapılan Mübadelede ile Yunanistan’a gönderildiler yerlerine oradan Türk aileler geldi. Ünye’ye gelenler özellikle Drama ve Selanik bölgesinden gelmişlerdi burada gidenlerin yerlerine yerleştirildiler.
Bugün halen Ortayılmazlar mahallesinin bizim bulunduğumuz kısmına Türbe derler. Şimdiki adı Türbe Caddesidir, bu cadde yalıdan başlar yukarda mezarlıkları geçerek Çamurlu mahallesinde Tepe mevkiine bağlanır.
1960 yılına gelindiğinde Ünye’de beş mahalle, dört ilkokul bir ortaokul vardı nüfusumuz 7-8 bin idi. Otantik biblo gibi Ünye evleri ve Rumların bıraktığı bembeyaz taş evler duruyordu. Şimdi yok olan bu tablo siyah beyaz fotoğraflarda ve içimizde acı bir hüzün olarak kaldı..
Aslında anlatmak istediğim bunlar değildi, bunları defalarca yazdım, ama yine yazıyorum çünkü bu hüzün bu gönülden, bu tablo da bu hafızadan silinmiyor, galiba biz bu hasretle öleceğiz..

Türbe Mahallesi
Mahallemize Türbe Mahallesi veya Türbe Caddesi denmesinin nedeni biraz ileride bulunan Türbe Mezarlığında ki “Halka Baba” isimli bir türbeden ileri gelmekte idi. Halka Baba büyük bir ihtimalle burada yaşamış dindar ve hayırsever biri idi. Ölünce mezarı bir ziyaret yeri haline gelmişti. Çocukluğumuzda insanlar buraya gelir, mezarın başında mum yakarlardı. Bu kişi büyük bir ihtimalle Alevi idi, mezarlarda mum yakma geleneği Alevilerde vardır, bu da bize Halka Baba’nın Horasan Alperenlerinden olduğu bilgisine götürmektedir. Çünkü onlar Horasandan Anadolu’ya geldiklerinde henüz mezhepler oluşmamıştı. Mum yakmak ise Ortaasya’daki eski dinimiz olan Şamanizm’den getirip Müslümanlığa monte ettiğimiz bir adet idi. Daha bunun gibi günlük yaşantımızın içinde birçok Şamanizm’den izler taşıyan ögeler vardır, tahtaya vurmak, su dökerek uğurlamak, dilek tutup bez bağlamak, mezarlara el ve yüz sürmek gibi.
Mahallemizin mezarlığın hemen altında olması ve o yıllarda anlatılan, hortlak cin, peri ve mezarlarında dirilen ölü hikayeleri bizi çok etkilerdi. Yeni bir ölü gömüldüğü günün gecesi mahallenin bütün köpekleri mezarın başında ulurlardı. Yaşlı kadınlar geceleri mezarlıktan sesler geldiğini, eğer gömülen kişinin günahları çoksa sabaha kadar mezarında ağladığını anlatırdı.. O gece huzur bulamayan ölüler mezarlarından kalkarlar kefenleri ile biraz aşağıda Cinci Kör Yakup Hoca’ya bizi günahlarımızdan kurtar diye geldiklerini anlatırlardı. Ben bunlardan çok etkilenirdim, bugün noksan olan bir iki tahtanın nedenini şimdi anlıyorum.

Diş Kirası
Bana ayrılan yer dolmadan, Ramazan ayının ve yaklaşan bayramın manevi havasına uygun bir uygulamayı “Diş Kirası” geleneğini anlatalım.
Zâriyât Suresi'nin 19. ayetinde“Zenginlerin mallarında fakir ve yoksullar için de bir hak vardır” denilmektedir..
Bu ayetin ışığında eskilerden Ramazan ayında diş kirası adı altında bir yardım şekli bulmuşlardı, iftara davet edilen özellikle fakir ve muhtaç misafirlere ikramda bulunmanın evin bereketini arttırdığına inanılır ev sahibi tarafından yemekten sonra ufak bir hediye ile uğurlanırlardı.
Misafirler iftarını yapıp gitmek üzereyken ev sahibi tarafından zenginliğine bağlı olarak içinde gümüş veya altın paralar bulunan bir kadife kese “Diş Kirası” olarak verilirdi. “Diş kirası” denilen bu hediyenin gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına sebep olması idi..
Fatih dönemi sadrazamlarından Mahmut Paşanın sofrasında oruç açanlar, Diş Kirası’na ilaveten her akşam mutlaka ikram edilen nohutlu pilavın gelmesini dört gözle beklerdi. Çünkü Paşa, kazanlarda pilav pişirilirken pilavın içine nohut biçimi verilmiş altınlar atardı.
Benzer bir adet te bizim çocukluğumuzda vardı el öpmeye gittiğimiz bazı yerlerde özellikle yaşlı hanımlar mendil içine sarılmış para verirlerdi. Çocuk yaşımda bu inceliği çok anlamazdım. Diş kirası geleneği ise biz dünyaya gelene kadar unutulmuştu..

Kaynak: Osmanlı Araştırmaları
Hayat Tarih Mecmuası-Mumsena








Bu Haber 2842 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI