Haznedar ailesinden çıkan kadın şair: Fitnat Hanım
23 Şubat 2009 Pazartesi 10:17
Ünye Sancak Beyliği Sarayı (8) / Yaşar KARADUMAN Ünye Sancak Beyliği Sarayı veya Süleyman Paşa Sarayı ve Hazinedaroğulları ailesi ile Süleyman Paşa’nın hikayesinin sekizinci bölümüne geldik....

Geçen hafta Ünye’deki Hazinedar ailesinin, Süleyman Paşa’nın dört oğlundan en büyüğü olan Osman Paşa’nın soyundan geldiğini işlemiştik. Diğer üç erkek evladın yani, Aptullah, Ahmet ve Memiş Beylerin soyundan gelenler de Ordu’da, Bolaman’da, Aybastı’da Fatsa ve Çarşambada dağınık olarak yaşamaktadırlar. Bolaman belediye eski başkanı Orhan Naim Haznedar’ın oğlu Av. Hikmet Haznedar ailenin tam soy ağacını gösteren Osmanlıca bir belgeyi bana göndereceğini söyledi bu belge henüz elime ulaşmadı.


Belge ulaştığında kimin hangi koldan geldiklerini daha açık göreceğiz.


Ailede sık görülen bir durum da kendi aralarında evlenmedir. Soyadı kanundan sonra ailenin mirasından  pay alabilmek için Haznedar adı altında aileden olmayan bir sürü insan türemiştir.. Bunlar kimin kim olduğunu daha da karıştırmıştır.


Ailede geçmişte çok sayıda bey ve paşa çıkmıştır. Zaten Ünye’de halk ta bu aileden bahsederken “Paşalar” derler. Osmanlı, bazen vali ve yöneticileri bölgenin ileri gelenlerinden seçmiş, onlara bey, paşa, müşir ve vezir gibi, unvanlar vermiştir. Günümüz de ailede en çok avukat vardır.


Aileden dört kuşak öncesinde biri kadın biri erkek iki de şair çıkmıştır:


Şair Fitnat Hanım ve Şair Mazhar Bey..


 


Biz bu bölümde Haznedar ailesinde çıkan iki şairden biri olan


Şair Fitnat Hanımı bulmaya çalışacağız.


 


Divan edebiyatının en güzel şairi


Haznedarzade


Fitnat Hanım


(1831 – 1909)


 


Trabzon’dan Samsun’a kadar Canik bölgesini ikiyüz yıl boyunca yöneten, Trabzon, Ordu, Bolaman, Ünye, Çarşamba ve Samsun’da bir çok   cami, medrese, kütüphane, çeşme yol konak gibi eserler bırakan Haznedaroğulları  ailesinden iki de şair çıkmıştır.


Bu iki şairden biri olan Fitnat Hanım, kendisinden yaklaşık 1,5 asır evvel yaşamış Zübeyde Fitnat Hanım ile karıştırıldığı için imzasını “Yeni Fitnat” olarak atmıştır. Dönemin Trabzon valisi Haznedarzade Abdullah Paşa’nın kızı olarak tarihlere geçse de aslında Abdullah Paşa’nın kardeşi Ahmet Bey’in kızıdır.


Beş yaşlarında iken İstanbul’a akrabalarının yanına gönderilmiş eğitimine önem verilmiş, çok iyi derecede Farsça öğrenmesi sağlanmıştır. Ancak şiir ve edebiyattan hoşlanmayan  mutlu olamadığı, ilk eşinin, uzun ve güzel olduğu için kirpiklerini kestirdiği söylenir..


Genç yaşta evlenen Fitnat Hanımın ilk evliliği kısa sürmüştür. Bu kısa süren evliliğinde  eşinin kıskançlığından çok şikayet etmiştir. Zeki ve güzel olan Fitnat Hanım eşinin kuruntuları ve kıskançlıkları yüzünden şiir yazmayı bırakmıştır.  Kendini hattatlıkla tatmin etmeğe çalışmıştır, şairliğinin yanı sıra hattatlığı ile de ünlüdür.


 


Divan edebiyatının en önemli iki kadın şairinden biri olan Fitnat Hanımın 1842 yılında doğduğu söylense de bazı kaynaklarda 1831 yazılıdır.. Doğum tarihi ve doğum yeri hakkında ihtilaf vardır, Bazı tarihçilere göre Trabzon’lu bazılarına göre Ordu'ludur. Trabzon ve Ordu bu ünlü şairi paylaşamamıştır.


Fitnat Hanım’ın annesi “Çerkez Sancan Hanım” dır.. Süleyman Paşa’nın ortanca oğlu Haznedarzade Ahmet Paşa, Kars taraflarında katıldığı bir savaşta bir Çerkez beyinin kızı olan Sancan hanımla tanışır ve evlenir. Sancan evlendikten sonra Emine adını alır. Osman Paşa o yıllarda Trabzon valisidir. Çerkez Sancan Hanımın Ahmet Paşadan Fitnat dahil dört çocuğu olur. Fıtnat küçük yaşta iken babası Ahmet Paşa ölür. Emine (Sancan) Hanım eşi Ahmet Paşa’nın ölümü (1838) üzerine Osman Paşa ile evlenir. Fitnat bilinmeyen bir nedenle Abdullah Paşanın yanında yetişir ve tarihe Aptullah Paşa’nın kızı olarak geçer.  Abdullah Paşa Fitnat’ın yetişmesinde büyük önem verir. Fitnat İstanbul’a getirilir: Zamanın ünlü bilginlerinden dersler aldırılır. Arap ve Acem dillerini öğrenir. İyi bir dini eğitim ve güzel yazı (hattatlık) dersleri alır. 


Onsekiz yaşında iken şikayet ettiği ilk kocası Ahmet Bey le evlenir.


Ancak bu evlilik yürümez. Kısa bir süre sonra boşanırlar. Bunun nedeni, Fitnat’ın çok güzel olmasıdır. Kıskanç yaratılışlı olan eşi onu şiir yazmaktan alıkoyar. İlk kocasını şu şekilde anlatır. “İlk zevcim beni o kadar kıskanırdı ki güzel giyinmekten, şiir yazmaktan menederdi. Hatta kirpiklerimin uzunluğu gözlerime pek letâfet (güzellik) veriyor diye kirpiklerimi keserdi. Onun mumanaatiyle (sebep olması ile) şiirde eski kuvvetim kalmadı.”


Fıtnat Hanım ikinci defa olarak Bahriye Nezareti mektupçusu Mehmet Ali Beyle evlenir..


Bundan sonra ki  hayat hakkında pek bilgi yoktur.


1909 yılında şair İstanbul’ da hayata gözlerini kapar. Edirnekapı mezarlığına defnedilmiştir.


 


Son dönem Osmanlı edebiyatının en ünlü kadın şairlerinden biridir.


Bir divanı bulunduğu söylenmekte fakat nerede olduğu bilinmemektedir.


Nesirleri de mevcuttur. Eleştirmenler Fitnat Hanım hakkında şu yorumu yaparlar:
Fitnat Hanım, şekil, zevk ve düşünüş bakımından bir divan şairidir.  Lirik şiirleriyle klasik ekoldendir. Aruz vezni ile yazmıştır. Yazıları anlatım bakımından oldukça ağdalıdır. Divan diliyle konuşmuş divan şairleri gibi yazmıştır..


 


Bir Şiiri


Tevekkül bâd-bânın kıl küşâde fülk-i ihlâsa
Eser bahr-i emelde bir muvâfık rûzigâr elbet


Bilmedik zevk-ı visâlin çekmeyince firkatin
Olmadıkça hasta kadrin bilmez insan sıhhatin
Bugünkü Türkçe ile:
Tevekkülle İhlâs gemisine bin, yelkeni aç ve emel denizine açıl. Yelkenlerini şişirecek bir rüzgâr bugün esmezse yarın eser. Yeter ki, gemide delik ve yelkende yırtık olmasın. Ayrılık acısını çekmeden kavuşmanın lezzetine varamadık. İnsan hasta olmadan sıhhatin kıymetini bilemiyor.


 


Not: Yukarıda bahsettiğim Ankara’dan Av. Hikmet Naim Haznedar’ın gönderdiği Osmanlıca soy ağacı son anda ulaştı. Sayın Hikmet Naim Haznedar’a bu kültür çalışmasına katkılarından dolayı teşekkür ederim.


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Bu bölümün hazırlanmasında: Prof. Doktor Nazan Bekiroğlu (makale), Kemal Düz, (makale), Serdar Sayıl (makale), Ufuk Mistepe (Aydınlık Ufuklar Sitesi www.unyezile.com ), Yurt Ansiklopedisi,  İstanbul,1984, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi İstanbul,  Mahmut Goloğlu, Trabzon Tarihi,  adlı yayın,  ansiklopedi, web sitesi ve makalelerden yararlanılmıştır.


 


yasar.karaduman@gmail.com


yasar.karaduman@hotmail.com


Gelecek hafta:


Gelecek: Haznedarzade ŞairMazhar Bey


 



Bu Haber 2312 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : en güzel şair fıtnat yazısına zeyl: Tarih : 29 Nisan 2009 / Pazar Üye Adı :kemal düz
AYBASTILI ŞAİR İZZET HAZNEDAR Şair Fıtnat’ın annesi Emine hanım(Sapcan), Ahmet Paşa’nın ölümü sonrası, Paşa’nın kardeşi Osman Bey’le evlenir. Bu evlilikten; İzzet, Haydar, Huriye ve Leyla olmak üzere dört çocuk olur. Bunlardan İzzet ve Leyla şiire çok yatkındırlar. İzzet hece ve aruz ölçülerinde manzum eserler yazar. Mart 1944 yılında Ordu Halkevi Dergisinin 2. sayısında İzzet’in aruzla yazdığı iki gazeliyle, hece ölçüsüyle kaleme aldığı bir koşması ve Ordulu Tıflı ile beraber bir müşteriki yayınlanır. Dergide yayınlanan koşmayı aşağıya çıkarıyorum. Ben derd-i serime ararken derman Gönül daha beter sevdâya düştü Derunum hep doldu kan ile hicran Meylim bir kamet-i bâlâya düş tü Sakiyâ ben meyden çektim elimi Revan etmekteyim eşki selimi Yâre arzetmeğe suz-i dilimi Minnetimiz bâd-i sabâya düştü Gam yeme ey İzzet gafurdur mevlâ Günahile olsada kûh kafasa (I) Affina nisbet zerredir hâlâ (II) Diyerek ulu bab-ı Mevlâya düştü(III) (I) Bu mısra iyi anlaşılamıyor. Yanlış okunmuş olabilir. (II) Bir hece eksiktir. (lll) Bir hece fazladır. İzzet’in oğlu Şevket’in ölümü üzerine yazdığı bir başka şiiri: Eyvah yavrum düştü mü hâke o nazik beden Soldu mu nur-i cemâlin sustu mu gussei dehen Bir zaman baki hayatta tuti –i dilbaz iken Ravza-i Cennette mi pervaz edersin şimdi sen İzzet’in birçok yazıları, şiirleri varmış; fakat bunlar derlenemediğinden hepsi kaybolmuş. Aybastı hakkında uzun bir destanı varmış İzzet’in. O da diğer yazıları gibi kaybolmuş. Ortaya çıkarılan bu dörtlükten anlaşılıyor ki; Aybastı Destanı’nın tamamı bulanabilirse, bu şiirin çok önemli olduğu ve Aybastı’nın kültür tarihine daha bir güzellik katacağıdır. İşte ‘Aybastı Destanı’ndan bir dörtlük: Zahirin handan, için dolu kan Yanar dağ gibi çıkmakta duhan Lâl olmuş bülbülün etmiyor efgan Hâra düşmüş gülüstanın Aybastı Kemal Düz 28 Nisan 2009
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI