Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Ali Çoşkun/Doktor Bizim Neyimiz?
30 Ocak 2014 Perşembe 00:19
Uzman Dr. Ali COŞKUN Biyokimya ve Klinik Biyokimya Uzmanı Özel Ünye Karadeniz Tıp Merkezi
Her şey ilkokulda başlar, ''ben büyüyünce doktor olacağım '' lafına ailenin verdiği gazla çocuk doktor olmak için ilk sinyali verir. Hele bir de o zamanki filmlerde doktor olmak eşittir kahraman gibi anlatılıyorsa artık tek hedef doktor olmaktır.
Doktorluk nedir? Bu soruya herkes çok değişik tanımlar yapabilir: Fedakarlık ve özveri demektir; uykusuz geceler demektir; sabaha kadar süren ameliyatlar demektir; Üniversite sınavında en yüksek puanı alıp kendine güçlüklerle döşenmiş bir hayat yolunu kendine sunmaktır; ailen ve çocuğun hasta iken ilgilenemeyip, aynı durumdaki hastalarına öncelik vermektir; Hipokrat yeminine sonuna kadar bağlanmaktır; hastasına her şartta en faydalı olmaya çalışandır; Hastasına kopmlikasyon sonucu veya istemeyerek yaptığı eylemin-tedavinin bir sonucu olarak zarar verdiğinde kendi vicdanında kendini acımasızca idam etmektir; ağrısını dindiremediği, yarasını iyileştiremediği bir hastası varsa uykuda bile çözüm aramaktır ; vs. vs. Bunların dışında değişik tanımlar menfi veya müspet olarak yapılabilmektedir.
Bir tıp doktorunun yaşam sürecini ortaya koymak sanırım herkesin en iyi tanımı yapmasını sağlayacaktır.
Her şey ilk okulda başlar, ''ben büyüyünce doktor olacağım '' lafına ailenin verdiği gazla çocuk doktor olmak için ilk sinyali verir. Hele bir de o zamanki filmlerde doktor olmak eşittir kahraman gibi anlatılıyorsa artık tek hedef doktor olmaktır. Daha sonra doktor olunması kafaya konduğu için ortaokul ve lise yılları ineklik ile geçer. Yani herkes sinemaya, tiyatroya, futbol maçına, sevdiği kız ile pastaneye giderken, bizimkisi evde veya kütüphanede pinekleyip ders çalışmaktadır.
Kendi kendine de şu gazı verir : '' doktorluk fedakarlık gerektirir, öncesinde de... ''.Lise biter artık sıra dananın kuyruğunun koptuğu ana gelmiştir. Yani Üniversiteye giriş ve Yerleştirme sınavı. Eh bu kadar ineklemeye de iyi bir puan gelir.
Eskiden yüzdelik dilim daha kısıtlıydı ama şimdi de idare eder, Sınava birbuçuk milyon kişi girmektedir ve müstakbel doktorumuz bu sınavda ilk 7000 kişi içinde olmalıdır ki doktor olabilsin. Nitekim olur da.
Önce İngilizce hazırlık okur ilk sene, çünkü iyi-özel bir doktor olmak için değişik kaynaklar okumak gerekir ve genellikle de iyi kaynaklar hep İngilizce’dir. Hazırlık İngilizce yılı geçildikten sonra uykusuz gevelerin başlayacağı, liseden kalma
ineklik alışkanlığının katlanarak artarak devam edeceği 1. sınıf başlar.Peşinden 2., 3. sınıflar da geçilir ama artık nereye düşüldüğünün farkına varılır, ama artık geri dönüş yoktur çünkü çok geçtir. Bu arada erkek hekim adaylarında da geçen
4 yorucu yıla karşılık kafadaki saçların üçte biri dökülmüştür. Artık son ölüm yılları olan 4. , 5. ve 6. yıllar hekim adaylarının kolunun kanadının kırıldığı, üzerinden silindirle geçildiği yıllardır. Uykusuz gün aşırı nöbetler, Hastaların serzenişleri ama arada iyi şeyler de oluyordur. Hocalarının aferimleri, hastaların ''Allah Razı Olsun '' sesleri, işte böyle bir mozaikle 7 sene bitirilir DOKTOR olunur .En anlamlısı da Diploma törenidir. Yemin edilir.

Hipokrat yemini.
Bilindiği gibi tüm dünyada hekimlik mesleğine adım atılırken, tıp fakültelerinden mezun olan doktorlarımız Hekimlik Andını ( Hipkrat Yemini ) okumaktadırlar.
Hipokrat Yemini, insan hayatının her şeyin üstünde olduğunu ilk ifşa eden belgedir.
Hangi kötü koşul olursa olsun, tıbbi etik ( deontoloji ) açısından ideal doktorların nasıl olması gerektiğini tanımlamıştır.
Günümüzde tıbbın babası olarak kabul edilen Hipokrat (Hippocrates) Milat'dan önce 460 yılında bugün Yunanistan'a bağlı olan Kos adasında doğmuştur. Babası da Hekim Heraklides'dir. Yaşadığı dönemdeki inanışın aksine hastalıkların olağanüstü güçlerden kaynaklandığına inanmamış, her hastalığının fiziksel- maddesel ve gerçekçi bir açıklaması olduğunu düşünmüştür.
Çalışmalarını gözlem üzerine oturtmuş, tıbbı bilim ve sanat haline getirmiştir. Zatürre ve çocuklardaki sara hastalığının belirtilerini ilk tanımlayan hekimdir. Yine düşünce ve duyguların kalpten değil beyinden kaynaklandığı fikrini ortaya atan ilk hekim Hipokrat'tır. Mesleğini icra etmek üzere tüm Yunanistan’ı dolaşmış, Kos adasında bir tıp okulu kurup düşüncelerini öğretmiştir. Öğretisi genelde etik ( ahlak ) ağırlıklıdır.
Yaklaşık ikibin yıldan beri mesleğe adım atan tüm hekimlerin değişik şekillerini okuduğu Hipokrat Yemini sanılanın aksine Hipokratın kendisi tarafından değil muhtemelen oğlu ya da öğrencilerinden biri tarafından Milat'dan önce 5. yüzyılda yazıya dökülmüştür.Hipokrat yemini tıbbi etik ile ilgili bilinen en eski metindir ve prensipleri değişikliğe uğramış olsa bile zaman, yer, sosyal sitemler ve dinlerden, yönetim şekillerinden bağımsızdır.Hipokrat'ın ilk kuralı, hekimin gerek düşünceleri gerekse seçtiği tedavi ile hastaya zarar vermemesidir.
Hipokrat Yemininin Herhangi bir bağlayıcılığı ve yasal yaptırımı olmamasına rağmen, tüm hekimler bu yemine kendilerini bağlamaktan gönüllülük duygusu ve mecburiyet duyarlar.

GÜNÜMÜZDEKİ HEKİMLİK ANDI :
“Hekimlik mesleği üyeleri arasına katıldığım şu anda, hayatımı insanlık yoluna adayacağımı açıkça bildiriyor ve söz veriyorum.
Hocalarıma saygı ve gönül borcumu her zaman koruyacağıma, sanatımı vicdanımın buyrukları doğrultusunda dikkat ve özenle yerine getireceğime, hasta ve toplumun sağlığını baş görev sayacağıma, benden hizmet bekleyen kimselerin sırlarına saygılı olacağıma ve onları saklayacağıma, hekimlik mesleğinin onurunu ve temiz töresini sürdüreceğime, meslektaşlarımı kardeş bileceğime, din, milliyet, ırk, siyasi eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime, anne rahmine düştüğü andan itibaren İnsan hayatına kesinlikle saygı göstereceğime, baskı altında kalsam bile tıp bilgilerimi insanlık değer ve yasalarına karşı kullanmayacağıma, açıkça, özgürce ve namusum üzerine and içerim.”

2000 yıl önceki orjinali ise: “Hekim Apollon,Aesculapios, Hygeia ve Panacea adına, bütün Tanrılar ve Tanrıçaların şahitliğinde yemin ederim ki, aşağıdaki andımı kabiliyetim ve gücüm yettiğince yerine getireceğim.”
Bu sanatı bana öğreteni ebeveynim yerine koyacağım, hayatımı onunla paylaşacağım ve ihtiyacı olursa mallarımı onunla bölüşeceğim, çocuklarına kardeşlerim gibi bakacağım, istedikleri taktirde bu sanatı onlara ücretsiz ya da yazılı bir söz almaksızın öğreteceğim, bilgilerimi oğullarıma, ustalarımın oğullarına, ve bu mesleğin kurallarını kabul edenlerden başka kimseye öğretmeyeceğim. Tedavi reçetelerimi kabiliyetim ve gücüm yettiğince hiçbir zaman birisine zarar vermek için değil, hastalarımın iyiliği için kullanacağım.
Hiç kimseyi memnun etmek için ölümcül bir ilaç reçete etmeyeceğim gibi, ölümüne neden olabilecek bir tavsiyede dahi bulunmayacağım. Bir kadına düşük yaptıracak aletler vermeyeceğim.
Hayatımın ve sanatımın saflığını koruyacağım. Bıçağımı mesanesinde taş olduğu aşikar olanlar için bile kullanmayacağım, bu işi ehillerine bırakacağım. Gittiğim her eve sadece hastanın iyiliği için gireceğim, kendimi hastalık yapıcı etkenlerden ve özellikle de ister hür ister köle olsun kadın ve erkeklerle aşkın hazlarından uzak tutacağım, sanatımın icrası esnasında ya da günlük hayatımda bana gelen ve yayılmaması gereken bilgileri sır olarak tutacağım ve hiçbir zaman açmayacağım. Bu andımı tuttuğum sürece, hayatım ve sanatımın icrası bana mutluluk versin, tüm insanlar tarafından her zaman saygı göreyim, eğer yeminimden dönersem bunun zıddı bana az gelsin.
İşte bu yeminden sonra hekimlerin gözlerindeki ideal hizmet ateşi yeniden yanmaya başlar. Zorlu geçen 7 sene bir anda unutulur, artık her biri bir Hipokrat bir İbn-i Sina'dır. Çalışmaya hazırlardır.Bu arada önlerinde bir de Tüm doktorların girdiği ve ancak kazanırlarsa uzman olabilecekleri TUS sınavı vardır.Kazanamayanlar veya uzmanlık düşünmeyenler, hayatlarına Pratisyen hekim olarak ( bence en zor hekimliktir )devam ederler.Bu zorlu sınavı kazananları ise en az 5 yıl daha asistanlık dönemi beklemektedir ki bu dönem artık ilk 7 yılda çekilen zorluğun en az 5 katıdır.
Üstelik çok büyük de sorumluluk yükler genç doktorun omuzlarına.
Toplamda 12 yıl bitince zaten saç kalmamıştır, yaş 35 olmuştur, yolun yarısı alınmıştır, Bir de üstüne mecburi hizmet + Askerlik görevi derken 40'a yaklaşmıştır genç ( ! ) doktorumuz.
Doktor her zorluğa dayanmıştır buraya gelirken, ama onu en çok yaralayan nedir bilir misiniz? İdealleri ve hastası uğruna bu kadar eziyet çekmeyi göze alan doktor,o hastasının veya hasta sahiplerinin her şekilde haksız, hukuksuz, sarf edilen emeğin haberinde olunmadan yaptıkları serzeniş, hakaret, hatta saldırısıdır. İşte o anda fedakarlık yaptığınız ve bu kadar eziyeti göze aldığınız hastanın yakınları size hiç de hak etmediğiniz bir kötü armağan vermişlerdir.
Unutulmaması gereken en önemli nokta: Doktor sizin düşmanınız değil, o anda en çok iyiliğiniz için savaş veren yakınınızdır.
Hiçbir doktor hastasına zarar verecek bir durum içinde olmaz. Ama doktorların da şifa dağıtmada bir sınırı vardır.
Her şey Allahın gücüyledir, O ( C.C.), doktoru vesile kılarsa siz iyileşirsiniz. Ama ömür bitmişse dünyanın tüm doktorları başınızda beklese nafiledir.
Maalesef ülkemizde birçok kere doktora saldırı haberleri duyuyor ve okuyoruz, hatta doktor öldürenler bile maalesef bu ülkede görülmektedir. İnsan hayatını devam ettirmek için çaba gösteren bir mesleğin mensuplarına yapılan bu çirkin saldırılar, elbette hem hukuki yollardan hem de ahiret hayatında karşılığını ve layığını bulacaktır, ona hiç şüphe yok.
Bununla birlikte her meslekte olduğu gibi hekimlik mesleğinde de bu mesleğin ruhuna ters gelen ve mesleğe yakışmayan meslektaşlarımız maalesef vardır. Fakat bunlara karşı bile şiddet neyin çözümüdür? Eğer varsa böyle yanlış hekimleri Sağlık Bakanlığımızın ilgili birimlerine şikayet etmek yeterlidir. Aksi halde toplumda bazı saldırgan kişilerin, kendini bilmezlerin hekimlerimize yaptığı saldırılar, % 99'u Fedakar insanlardan oluşmuş doktorluk mesleğinin onurlu çalışanlarını mesleğe küstürmekten başka ne işe yarayabilir?
Mesleğe küsen hekimin bir sonraki hastası siz olsanız ve oluşan olay nedeni ile kafası dağınık olduğu için, konsantrasyonu düşüncesinde toplayamadığı için, size yanlış teşhis koysa, bunun sorumlusu kim? Hiç düşünüldü mü?
Dolayısıyla bu olguya tüm vatandaşlarımızın sahip çıkması gerekir.
Hekimlik, sınırları tasavvur dahi edilemeyecek kadar muazzam bir bilgi, fedakarlık ve cesaretle yapılan bir meslektir.
Öyleyse kimsenin bu kutsal mesleğin mensuplarının moralini bozmaya hakkı yoktur. Hatta aksine devamlı moralli hale getirilmelidirler.Teşekkürlerle, Allah Razı Olsun cümleleriyle, onlara güvendiğimizi belirtmekle. Zaten onların da istediği sadece bu. O zaman Hekimlerimize güvenip, onları destekleyelim, moral verelim, onların toplumdaki en büyük destekçileri vatandaşlarımız olsun.
Bu yazıyı görevi başında hastasından mikrop kaparak şehit düşmüş, acil ambulansla hastasına giderken trafik kazasında şehit olan, Hastasının analizini yaparken Laboratuardan kaptığı mikrop sonucu şehit olan, Mesleği icra ettiği yerde hasta yakınları tarafından şehit edilen, Tüm meslektaşlarımızın anısına yazdım. Yüce Allah ( C.C.) hepsinden razı olsun, hepsine rahmet eylesin, karşılığını ahiret hayatında versin inşaallah. Tüm vatandaşlarımıza Sağlıklı günler diler, Hekimlerimizin de mesleklerini en iyi ve huzurlu ortamlarda icra etmelerini dilerim.


Bu Haber 1888 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : iki eleştiri Tarih : 19 Nisan 2014 / Pazar Üye Adı :ali coskun
1. Ali (Ç)oşkun yazılmış oysa ( C ) OŞKUN olacaktı. 2. Yazar'ın ünvanı Dr.'dır. Ülkemizde doktor olmayan milyonlarca insan bile, tıp alanı dışında olmalarına rağmen,yaptıkları kendi tezleri ile kazandıkları ünvanları sanki Tıp doktoruymuşçasına isimlerinin önüne Dr. ünvanını yazarak kullanırken, hakettiğim Tıp mesleğinde kazandığım Tıp doktoru ünvanımın yazılmaması ( unutulması ! ), üstelik uzman dr. olduğum halde, çok ilginç (!) geldi.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI