Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yahya Cumhur Tapçı / BİR BAYRAM AREFESİNDE ZİYARET–İ EHL–İ KUBUR
31 Ocak 2014 Cuma 11:12
İnsanlar toplumsal bir varlık olmaları hasebiyle sosyal yaşantıları içinde sürekli birbirleriyle diyalog kurmak, görüşmek, hal hatır sormak, yardımcı olmak ve bazı işlerini birlikte yapmak zorundadır. Bunun tersi düşünüldüğünde; başıbozukluk ve kargaşa ortamı oluşur içtimai hayatımızda.


Sosyal hayatımızın önemli kurallarından biri de hiç şüphesiz sıla-ı rahim (Hısım akraba ve dostları ziyaret) meselesidir. Bunun terki bir milletin felaketi gibi görülmüş ve özellikle dikkat edilmemiz istenmiştir. Bugün bu kurala riayet ettiğimiz pek söylenemez; belki de başımızdaki sıkıntıların çoğunun altında bu sebep yatmaktadır. Bu olaya yüce dinimiz: “Size gelmeseler, sizi arayıp sormasalar dahi siz gidin, arayın eşinizi dostunuzu. Halini hatırını sorun.”demekte ve bu bir emir niteliğindedir.
Bu emir doğrultusunda herkes bir şeyler yapmaya çalışıyordur. Hatta yılda en az bir kere hastane, cezaevi ve mezarlıkları ziyaret etmemiz hem şükretmemiz ve sabretmemiz için çok önemlidir.
Hastane ve cezaevi ziyaretlerini, kendi başımıza gelmeden yaptığımız söylenemez. Şahsen, yılda en az bir kere mezarlıkları gezer dolaşır, orada bazı tanıdıklara rastlar hayattayken nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını ve sonunda nereye gittiklerini ve ne götürdüklerini düşünür ve tefekkür ederim.
Bundan birkaç hafta önce yine böyle bir mezarlığı için yola çıktım ve öğle namazımı Yüzüncü Yıl camiinde huşu içinde kıldıktan sonra caminin hemen kıble tarafında bulunan Asri Mezarlığın demir parmaklı kapısına doğru yöneldim tek başıma.
Hemen girişin sağ tarafında ve mermer bir levha halinde kitabe gibi dikilmişti girişe; Estetikten uzak, eğreti… Bu kitabede dünyanın gelip geçiciliği anlatılıyor ve kabirdekilere dua isteniyordu şiir halinde. Bu şiirin mahlasında da Âşık Ummâni yazıyordu. Şahsen ben Âşık Ummâni’nin kim olduğunu biliyorum. Fakat her halde bu zat da ya bu levhanın oraya asıldığını bilmiyor ya da asıldıktan sonra okumamış. Şiir aslında çok güzel... Ancak onu mermer levhaya yazan kimse her halde okuryazar değil ya da işini düzgün yapmayan bir çırak. Bu yüzden bir hayli kaldım girişte ve kızdım... Sonra mezardakilere selamımı vererek içeri girdim. Sakin ve yavaş adımlarla ilerlerken ana yoldan yukarıya doğru hem Kur’an okuyor hem de isimlere bakıyorum. Mezarları inceliyor; çeşit çeşit mezarlar görüyorum. Sanki daha önce görmemişim gibi.
Bazı mezarların yeni, bazılarının eskimiş, bazılarının mermer başlıklarının kırılmış, bazılarının ise artık yerleri ve isimleri yok olmuş. Ortada beton yolun uzun badallarında ilerlerken yukarılarda sağ tarafta kendini gösteren, “ben buradayım” diyen bir mezarlık vardı ki önce çok etkilendim, ihtişamlı anıtın yanına vardığımda onun bu ihtişamının yaşlı servilerin köklerine dahi dayanamadığını görünce, mezardakine hiçbir faydası olmadığını düşündüm ve arkama bile bakmadan uzaklaştım oradan.
Mezarlıkta kimler yoktu ki… Burada isimlerini saymaya kalksam saymadıklarım üzülür diye saymıyorum. Beton yolu yukarılara doğru biraz da yorgun argın çıktım. Çakırtepe’ye geldiğimde sol tarafta yeni mezarlıkların açıldığını ve buralarda da birer ikişer mezarların olduğunu gördüm. Hepsi de yeniydi ve tanıdıktı... Ölümün genci ve kocası olmuyormuş. “İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn” ayetini okuyarak oradan ayrıldım.
İçimdeki hüzün devam ediyordu. Sükûnetim iç muhasebemi artırdı. Hayat bir varmış bir yokmuş misali göz açıp kapamak kadar kısa. Nice tanıdık, dost ve arkadaşı şu an arkada bırakıp gidiyorum. Bir gün ben de getirilip dostlar tarafından bırakılacak ve sevdiklerimin ardına bile bakmadan ayrıldıklarına şahit olacaktım. Allah imandan ayırmasın.
Farkında bile olmadan bir nolu dolmuş durağı arkasından asri mezarlığın kuzey doğusundaki mezarlığa doğru yol aldığımı fark ettim. Aslında beni o tarafa çeken aile kabristanlığımızın orada olması değil, rahmetli dedemin arife ve bayram günlerinde birlikte mezar ziyaretine geldiğimizde hiçbir akrabalık bağımız olmadığı halde bazı mezarlıkları ziyaret etmesi idi. Şimdi ben da önce aile kabristanlığında ziyaretimi yapıp okuduktan sonra diğer ziyaretleri yapacaktım.
Önce aile kabristanlığımıza çıkarken hemen solda yıkık bir taş binaya benzer türbe ile karşılaşıyorum. Bu türbeyle ilgili Ünye Belediyesinin açıklaması bulunan levhasıyla karşılaşıyorum. Aslında bu türbeye kimisi “Telli Baba”, kimisi “Terzi Baba”, kimisi “Halka Baba” diyor. Oradaki işim bittikten, Türbe Caddesi tarafında hayırsever bir vatandaş tarafından yaptırılmış çeşmede yüzümü yıkayıp ferahladıktan ve bu çeşmeyi yapan şahsa dua ettikten sonra küçük beton yoldan ana yola çıktım. Yetmiş beş, yüz metre yukarıda mezarlık içinde yeşil demir parmaklıklarla çevrilmiş Kıbrıslı Hoca’nın türbesine ve az ilerde doğuda Yusuf Bahri Hoca Efendi’nin mezarlıklarını ziyaret edip Kur’an okudum. Ardından Cenab-ı Allah (c.c)’tan şefaatlerini dileyerek ayrıldım. Ayrıldım ayrılmasına ama gönlüm hep orada kaldı. Oranın ferahlığı ve albenisi gözle görülür değil ancak hissedilir bir şeydi…
Rahmetli dedem beni oralara götürmeseydi ve ben; “ Büyüklerinizin dostlarını, sevdiklerini seviniz ve onları ziyaret ediniz.” sözünü duymamış olsaydım belki buraları ziyaret etmeyecek ve bu bereketli ve önemli kişilerin şefaatini isteyemeyecektim.
Bu kişiler Ünye’de sıradan kişiler değildir. Bu önemli kişileri Ünyeliye ve bütün dünyaya tanıtmak önemli bir görevidir. Bu görevin bilincinde olan ve yerine getirmeye çalışan yetkili kişiler var aramızda.
Bizim gibiler ancak ziyaret edip, üç İhlâs bir Fatiha okur…



Bu Haber 1649 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI