Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
AHMET DERYA VARİLCİ/ Çaparlar
13 Şubat 2014 Perşembe 23:59
varilci@gmail.com
Çocukluk anılarımızın özel bir köşesinde yer alır, Ünyelilerin “köprü” dediği iskelede yan yana sıralanmış çaparlar… Kendiliğinden yol almaları imkânsızdır. Ne motorları vardır onların ne de denizde harekete geçebilecekleri yelkenleri.

Sandallardan hayli iri oldukları için kürekle yol almaları, kumanda edilmeleri mümkün değildir. Bıraksanız, kendi halinde dalgaların sürüklediği yöne doğru gidecektir. Yüzen bir ambardır hepsi, fazla aksesuarı olmayan… Dedik ya, ne motoru vardır ne yelkeni. Dışarıdan bakıldığında büyükçe bir balıkçı motoru yahut küçük bir şilep görünümündedir. Tek işlevi vardır, açıktaki vapurlara yük taşımak. Ama bunu yaparken yüzen bir ambardan farksızdır. Cüsse olarak kendinden çok daha küçük bir motorun çektiği çaparlar, halatlarla bağlandığı motorun ardı sıra gider sessizce. Bir çeşit çölde eşeklerin ardına bağlanmış develer gibi… Hiç değilse develerin çıngırakları olur. Çaparlarsa sessizce katılır bu yolculuğa. Duyulan sadece öndeki motorun gürültüsüdür. Çaparların üzerinde sadece yükledikleri mala sahip çıkan bir iki hamal görünür. Biz daha çok fındık çuvallarını yüklemelerini izlerdik bu hamalların. Fındık fabrikalarından kamyonlarla gelen çuvallar, iskelede çaparlara yüklenirdi. Fındık dolu çuvalların istiflenme sesini duyardık. Omuzlarından sert bir hareketle çapara yüklerlerdi hamallar… Bir çaparın dolması bazen yarım saati bulurdu. Önde motorların çektiği çaparlar nazlı nazlı salınarak yol alırdı. Vapura ulaşana kadar izlerdik. Açıktaki vapura ulaştıklarında, iş yeniden hamallara düşerdi. Çuvallar vapura yüklendikten sonra dönüşe geçilirdi. Bu defa çaparların yaklaşırken gitgide büyüyen siluetini izlerdik. Yeniden iskeleye bağlanana kadar yeni bir bekleyiş…
Çaparlar iş olmadığı zaman iskelede bekletilmez, kıyıya çekilirdi. Çaparların kıyıya çekildiği yer, eskiden eski iskelenin her iki sahiliydi. Çocukluğumuzda o sahile çekilmiş çaparlardan tek tük görmüşlüğümüz vardır. Ama çaparların esas sahile çekildiği ve kızağa alınarak bakım yapıldığı yer burası değildi. 1980’li yıllarda doldurulmaya başlanan bugün Atatürk Parkı olarak düzenlenen daha doğudaki sahil kesimiydi. Eskiden balıkçı barınaklarının bulunduğu, marina işlevi gören bu kısım Niksar Caddesi’nin denizle buluştuğu noktadaydı. Son çaparı ben orada gördüm, 70’li yılların başıydı. Tahtaları iyice eskimiş, bazı yerleri kırılmış, parçalanmıştı. Gövdesi alttan yarıldığı için taban kısmı kuma gömülmüştü. Adeta can çekişiyordu.
Sonra…?
Sonra ne oldu bilmiyorum.
1980’li yılların başından itibaren Ünye’de değildim. Son çaparın başına neler gelmişti?
Muhtemelen tahtalarının bir kısmı yakacak olarak kullanılmış, geriye kalanı dolgu çalışmaları sırasında dökülen ilk molozun altında kalmıştı.

Son Çaparlar

Mevcudu artık Ünye’de bulunmayan çaparların son örneği bugün Sinop’un bir sahilinde terk edilmiş vaziyette, tıpkı dolgu altında kalan Ünye’nin son çaparları gibi yok olmayı beklemektedir.
Geçen yıl vefat eden amcam Hayrettin Varilci’nin titizlikle arşivlediği fotoğraflardan birinde Ünye iskelesindeki çaparları gördüm. Diğer fotoğraflarda olduğu gibi, daktiloyla yazıp yapıştırdığı etiketlerden ait olduğu tarihi okuyorum.
“1964 Ünye”
Tam da bu iskeleden çaparları izlediğim yıl.
Geçmiş zamanın sarmalında çaparlar, Ünye iskelesinden çözerek halatlarını yeniden yüzmeye başlamışlardı imgelemimde.
Son 50 yıldır tarih sahnesinden silinen çaparların tarihi aslında oldukça eskiye dayanıyor. Bizanslılar kürekli teknelere “paraskalmion” dediklerinden olsa gerek, Karadeniz’de “çapar” adıyla bilinen bu teknelere Osmanlılar “palaşkerme” demektedir. Orta Çağ’da yaygın olarak kullanılan bir tekne türüdür. Panaretos’un Günlükleri’nde geçen, Trabzon’da “azapika paraskalmia” adıyla anılan tekneler çaparlardan başkası değildir. Çaparlar TDK Sözlük’te “Takadan büyük bir çeşit Karadeniz kayığı” olarak geçer. Derleme Sözlüğü’nden aktarılan bu tanımlama dışında, Özhan Öztürk’ün Karadeniz Ansiklopedik Sözlük’te şöyle açıklanmaktadır:
“Baş ve kıç tarafları sivri ve yukarı doğru kalkık, takadan büyük Karadeniz’e özgü bir sandal türü; bir çeşit mavna (Giresun) SD 304 (Samsun, Rize, Ünye, Tireolu)”
Karadeniz üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarından tanıdığımız Anthony Bryer, çaparları “sahile iki uçtan da yanaşacak biçimde yapılmış, karavele kaplama yapılı, sabit küreklerle idare edilen, uzunlukları 6-12 metre arası değişen tekneler” olduğunu belirtiyor.
Bazı yörelerde “kabak” adıyla bilinen çaparların ortaçağdan kalma çizimleri Trabzon’daki Ayasofya Kilisesi’nin duvarlarında bulunmaktadır. Panaret’in Günlükleri’nde çaparların hem Osmanlılar hem de Trabzonlular tarafından kullanıldıkları belirtilmektedir.
Osmanlı donanmasında ikmal amaçlı kullanılan çaparların, 17. yüzyılda İstanbul donanma tersanesinde imal edildiğine dair belgeler bulunmaktadır. Palaşkerme adıyla kullanıma giren bu tekneler daha sonraları ticari amaçla kullanılmaya başlanır. Sabit kürekli ve bazıları yelkenli olan palaşkermeler, önden daha küçük ama süratli teknelere bağlanmak suretiyle çaparlara dönüşürler.
Bugüne ulaşan sadece Sinop’un Ayancık ilçesindeki kereste fabrikasına ait beş adet çapardır. Hurdaya dönmüş olsalar da, tadil edilerek eski görünümüne kavuşturulmayı beklemektedir. Teknelerden birinin yahut birkaçının restore edilmesi mümkün olursa 45–50 yıl önceki çocukluğumuzun çaparlara yeni bir yolculuk daha yapabileceğiz demektir.


Kaynaklar:
Panaret in Trabzon Tarihi A Hahanov Çev. Dr. Enver Uzun-Kendi yayını-Trabzon Aralık 2004
Anthony Bryer and David Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos
Atlas Dergi, Haziran 2012

-----------------------------------------------------------------------------


Bu Haber 2664 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI