Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Sevde ERDEM / İrfan Işık'la Anı - MUM
19 Şubat 2014 Çarşamba 14:03
Şimdi yıkık olan evimizin altında mum ocağı vardı.
Benim çocukluğumda kocaman bir ocak ve onun içerisinde yüzlerce kilo parafini eritebilecek büyüklükte kazanlar, mum dökmek için bir sürü kap kaçak ayrıca mumu renklendirmek için kullanılan boya kalıntıları vardı.
Ama mumculuk, babamın 1908 yılında yani 34. Padişahımız 2. Abdülhamit’in tahtan indirilişi ve 2. Meşrutiyetin ilan edildiği sırada askere alınmasıyla bitiyor.
Araştırmacı-Yazar İrfan IŞIK’la
Röportaj:
Sevde ERDEM

“Hocam, çok eski bir Ünyeli olduğunuzu, uzun yıllar burada eğitim camiasında başarılı görevlerde bulunduğunuzu biliyoruz. Ayrıca iyi bir yazar olduğunuzu ve son yıllarda Ünye ile ilgili birçok bilinmeyeni yazarak gün ışığına çıkardığınızı da anı ve araştırmalarınızdan öğrendik. Yazdığınız yazılarla Ünye’nin geçmişine ışık tutup bize ve gelecek kuşaklara çok değerli bilgiler aktardınız. Biz Ünye ile ilgili bilmediklerimizi sizin yazdığınız anılarınızdan öğrendik. Son olarak İmparatorluk döneminde ailenizin mum imalatı ve ticareti ile uğraştığı bilgisine ulaştık.
Bunu bize biraz anlatır mısınız? Bu nasıl bir işti, mumlar nerede ve nasıl yapılır, nerelere satılırdı ve ne zaman sona erdi? Ailenizin soy ağacı dahil bütün bunlar hakkında bize bilgi verir misiniz?
-Evet. Atalarım Osmanlı imparatorluğu devrinde yüz yıllar diyebileceğim bir süre içinde mum imal edip bu işin ticaretini 1800’lü yılların sonlarına kadar yapmışlar.
Bunun için kendimden başlamak istiyorum.
1931 yılının ilk aylarından olan Nisan’da doğdum. Annemin dokuzuncu doğumu idim. Ancak kardeşlerimden ilk üçü erkekmiş ve bunlardan bazıları doğum sırasında ölmüş, bazıları da doğumdan sonra birkaç saat yaşayıp ölmüşler. Daha sonra bir kız kardeşim olmuş ve babam askere gitmiş. Bu gidişin dönüşü 13 yıl sonra olmuş.Bunun birkaç yılı Balkan Savaşlarına katılarak gerçekleşmiş. Ondan sonra Arabistan’ın Hicaz eyaletine sağlık komiseri olarak tayin edilmiş. Kendisi Hicazda görev başındayken ailesini yanına getirtmek için girişimde bulunmuş. Tek emeli hacı olmak, annesini ve eşini de hacı etmekmiş. Bu sırada 1. Cihan Harbi yani 1. Dünya Savaşı patlak vermiş. Savaşın ilerleyen zamanlarında Mekke emiri Osmanlı İmparatorluğuna isyan etmiş, isyan sırasında İngilizlerin denizden Arapların karadan Cidde deki bir avuç donanımsız Osmanlı birliklerine saldırması sonucunda Pek çok asker şehit olmuş, kalanlar da esir.
Bu arada babam da esir olmuş. Esirler bir gemiye doldurulmuş, Kızıldeniz yolu ile Akdeniz’deki Malta adasına götürülmüşler. Onlar Malta Kalesi’nde esir iken Osmanlı padişahı Mehmet Reşat…
1916 senesinin yaz aylarında büyükannem, annem ve sekiz yaşına basmış olan ablam Hicaz’a gitmek üzere izin vermiş. Annemler Ünye’den bir ahşap gemiye binip yola çıkıyorlar. Yolda bir Rus savaş gemisi onları esir almış.
Babam İngilizlerin esiri Malta Adasında, annem ninem ve ablam Rusya’da esir… Ruslar annemleri Rusya’nın Kazan şehrindeki Müslüman Kazaklara teslim etmişler.
Türk esirler Müslümanların koruması altında esaretlerini sürdürürlerken 1917 yılında Rus Bolşevik İhtilali yani Komünist İhtilali patlak vermiş. Bu ihtilal sırasında çeşitli sıkıntılardan sonra, son Rus çarı öldürülmeden önce Türk esirlerin iadesi kararı almış. Ve hemen, annem, ablam ve büyükannem bir tren ile Karadeniz sahilindeki Sivastapol limanına getirilmişler. Oradan gemiyle bugünkü Romanya’nın Bükreş limanına gönderilmişler. Oradan da kaçak olarak Türkiye’ye gelmeyi başarmışlar. Bu arada babam hala Malta adasında esir. Aile birbirlerinin esir olduklarından haberdar değiller.
Rus Ordusu Anadolu’yu işgalden vazgeçip Rusya’ya çekildiğinden artık Karadeniz’de Rus engeli kalmamıştır.bu rahatlıktan faydalanan ailem Ünye’ye dönüyor.
Ailem İstanbul’da iken de babamın Malta adasında esir olduğunu öğrenmişler. Bu sıralarda İstanbul İngilizlerin işgalindedir. İngilizler kendilerini rahatsız edebilecek Türk büyüklerini ve aydınlarını toplayarak 150 kişiden oluşan bir grubu Malta Adasına sürüyorlar. Bu sürgün grubunun içinde, son sadrazam Said Halim Paşa da var. Said Halim Paşa Malta adasına gidince oradaki esirlerin haline ağlıyor. Esirler çok perişan durumdadırlar.
Paşa onların perişanlığını İngilizlere şikayet ediyor. undan sonra iyi bir bakıma geçiyorlar ama yinede 1921 yılının başına kadar esaret devam ediyor. Sonra da Türkiye’ye iade ediliyorlar. Bu macerayı anlatırken babamın 13 yıl askerde, savaşta esir olduğunu söyledim.
Samsuna geliyor ve derhal İstiklal Savaşına yani bizim Kurtuluş savaşımıza katılmak üzere dilekçe veriyor. Haydi bu sefer tekrar savaşa. 1922 de savaşın tarafımızdan kazanılması üzerine terhis oluyor. İstiklal madalyasını kazanıyor. O madalyayı şimdi ben şerefle yakamda taşıyorum. Ondan sonra da sırayla 4 tane daha kız kardeşim doğuyor. Ve 1931 yılı başında da ben doğuyorum.
Mum İmalatına ne zaman başlamışlar?
Atalarım sanrım 1600’lü yıllardan itibaren yani 17. yüzyıldan itibaren mum imalat sanatı ile meşguller.
Şimdi yıkık olan evimizin altında mum ocağı vardı. Benim çocukluğumda kocaman bir ocak ve onun içerisinde yüzlerce kilo parafini eritebilecek büyüklükte kazanlar, mum dökmek için bir sürü kap kaçak ayrıca mumu renklendirmek için kullanılan boya kalıntıları vardı. Ama mumculuk, babamın 1908 yılında yani 34. Padişahımız 2. Abdülhamit’in tahtan indirilişi ve 2. Meşrutiyetin ilan edildiği sırada askere alınmasıyla bitiyor.
Normal askerliğini yaptıktan sonra terhis olup İstanbul’a geldiğinde yani 1912’de Balkan savaşları çıkıyor. O sıra daha Ünye’ye dönme imkanı bulamıyor. Babamda mumculuk sanatını biliyormuş ama kendisi askere gittikten sonra artık yapılmaz olmuş. Zaten o tarihlerde petrol aydınlata da yaygın olarak kullanılmaya başladığından mum ticareti hayli zayıflıyor. Sadece nostaljik mumlar yapılıp düğünlerde, özel günlerde, doğum günlerinde kullanılmak üzere satılır oluyor. Bu ticaret bir aileyi geçindirecek durumdan çıkıyor.
Mum sanatı babamın sanatı bırakmasıyla değil bu gibi durumların ortaya çıkmasından dolayı bitmiş. Ama 1600’lü yıllarda da ailemiz mum yapıyor durumda imiş .
Mumlar nerelere satılırmış?
Mumu karadan Sivas’a kadar deve kervanlarıyla sevk ediyor bunun ticaretini yapıyorlarmış. Denizden de Samsun ve Trabzon’a kadar olan sahil şehirlerine sevk edip ticaretlerini sürdürüyorlarmış. Bu ticaret iyi bir şekilde geçinmelerini sağlıyormuş. Dedem Osman, onun babası Osman, onun babası mumcu Hüseyin 1799 doğumlu.
1834 Osmanlı nüfus sayımında 1799 doğumlu olan büyük-büyük dedemin lakabı Mumcu Hüseyin olduğuna göre onun da dedeleri mum imalatı ve ticareti yapıyor olmalıdırlar.
Ben de babamdan, amcamdan, büyüklerimden dinlediğim kadarıyla büyük büyük büyük dedelerimiz de hep mum ticareti yaparak yaşamlarını sürdürmüşler diyebilirim.
O zamanlarda, şimdi yıkılmış olan evimizin olduğu yer ormanmış. 1600 belki de 1500’lü yıllarda evimiz, oradan kesilen kestane ağaçlarıyla yapılmış. Bizim evimiz, tek evmiş önü de mezarlıkmış. Şehirden uzakta tek başına oraya yapılmış olmasının sebebi, mum imalatı sırasında olası bir yangınla kentin zarar görmesini önleme düşüncesiymiş.
Ünye’nin konumu o zaman Çakırtepe’nin eteklerinde ve oralardaymış. Bu demek oluyor ki atalarımız Fatih Sultan Mehmet’in Karadeniz sahil kentlerini Türkleştirmesinden önce buraya gelmiş olan Çepni Türklerinden olsa gerek. Çepni Türkleri Oğuz boylarının bir kabilesi Ünye’ye kaç çadırla geldiklerini bilmiyoruz ama Karadeniz Osmanlılar tarafından Türkleştirilmeden önce burada Türkler vardı. Türkler Çepni boyundandı. Atalarımda onlardan olsa gerek. Yani soyum çok daha eski Türk boylarına kadar varıyor.
Bunlar bildiğim kadarıyla 1600 yıllarından itibaren mum ticaretiyle meşgul oluyorlar. O kadarki Osmanlı paşalarının birçoğuna Ünye’den hediye olarak çeşitli renk ve biçimde mum gönderilerek hediye edilirmiş. Sanırım Osmanlı kubbe altı paşalarına mum gönderilirken padişahta ihmal edilmemiş olsa gerek. Ona da gitmiş midir gitmemiş midir? kesin bilmiyorum ama büyük bir ihtimalle saraya da mum gönderilmiştir. Hatta İstanbul’daki bir seleatin camisine, “seleatin camiler padişahın yaptırmış olduğu camiler demek oluyor”. Minberin iki tarafına konulan bir insanın kucaklayabileceği yahut kucaklayamayacağı çapta büyük mumlardan da dökülüp gönderilmiş. Bunu da hatıra olarak babaannem bize anlatırdı.
Mum imalatı ne zaman nasıl son bulmuş
Mum imalatı 19. asrın sonlarına doğru 1800’lü yıllarda zayıflamaya başlıyor. Bunun sebebini demin söyledim. Sebep petrol lambasının yaygın olarak kullanılmaya başlamasındandır. Trabzon, Sivas, Samsun gibi büyük şehirler artık mum almaz olmuşlar çünkü petrol lambaları kullanıyorlarmış. Son zamanlarda kadar Bizim köylerde, kandil denilen bir ışık kullanılıyordu. Huni şeklinde tenekeden bir lamba idi. Adına şinanay deniyordu. Ortasında bir fitil içine gaz yağı konuluyordu. Büyük bir is çıkararak yanıyordu. Dalgalı bir ışıktı. İlk zamanlar böyle kullanılmış olsa gerek petrol lambaları. Daha sonra cam fanuslu çeşitli fitil büyüklüğünde 5 numara, 7 numara, 3 numara diye isimlendirilen lambalar kullanıldı. Daha sonra lüks lambalar icat edildi. En sonunda da elektrik kullanıldı. Mum ışık olmaktan çıktı.
Işık deyince?
1934 yılındaki soyadı kanunu ile herkes soyadı almak üzere nüfus dairesine uğrasın talimatı verildi. Bu arada babam da soy isim almak üzere nüfus dairesine gittiğinde nüfus memuru arkadaşıymış. Babam mumcu soyadını almak istemiş. Nüfus memuru da babama bu mumculuğu biraz modernleştirelim mum ışık demek senin ismin ışık olsun deyince babam da bunu modern ve güzel bulmuş.
Şimdi soyadımız Mumcu değil Işık.


Bu Haber 1870 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI