Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Balıklarımız: LÜFER
1 Mart 2014 Cumartesi 08:56
Sultanlardan, paşalara kadar birçok insan, lüfer avcılığının tutkunu olmuş, geleneksel olan lüfer avcılığı hem edebiyatımızda hem de tarihimizde yer almıştır.
Eski devlet adamlarından, ünlülerden, lüfer avı meraklıları arasında birçok paşanın yanı sıra Sultan Aziz in de olduğu bilinmektedir. Sultan II. Abdülhamit in de lüfer meraklısı olduğu, kofananın yanaklarından haşlanarak yapılan salatayı masasından eksik etmediği söylenmektedir.


Marmara bölgesinde avcılığı yapılan, özellikle Boğazlar ile bütünleşmiş olan lüfer balığının, tarihimizde önemli bir yeri vardır. 1900 lü yılların başlarında balık ve balıkçılığa ilişkin araştırmalar yapan İtalyan bilgin Ninni, İstanbul daki lüfer avcılığının, balıkların Karadeniz den, Marmara ya geçişinin başladığı günlerde, Silivri de 15 Ağustos ta yapılan şenliklerle başladığını ifade etmektedir. Boğaz boyunca amatör balıkçılar ve birçok İstanbullu bu balığı geçiş mevsimde avlamak için kıyılara koşmasına karşın, yazar en verimli ve bol şekilde avlanmak amacıyla, Boğaz da bir yalıya ihtiyaç olduğunu söylemiştir.

Tarihimizde Lüferin Yeri
Sultanlardan, paşalara kadar birçok insan, lüfer avcılığının tutkunu olmuş, geleneksel olan lüfer avcılığı hem edebiyatımızda hem de tarihimizde yer almıştır.
Eski devlet adamlarından, ünlülerden, lüfer avı meraklıları arasında birçok paşanın yanı sıra Sultan Aziz in de olduğu bilinmektedir. Sultan II. Abdülhamit in de lüfer meraklısı olduğu, kofananın yanaklarından haşlanarak yapılan salatayı masasından eksik etmediği söylenmektedir. Bazıları da lüfer avcılığı için özel gümüş zoka döktürmüşlerdi. O devirlerde, ağzında gümüş zoka ile yakaladığı lüferi, son derece meraklı saray erkanından birine sunan bir balıkçının, bir kese altın ile ödüllendirildiği bilinir. Boğaziçi nde balık tutulurken sandallar arasında neşe içerisinde şiirlerin, okunduğuna ve Türk Sanat Musiki si eserlerinin seslendirildiğine ilişkin bilgiler mevcuttur.
Meşhur oltacı ve yazar Ali Pasiner, bu meraka ilişkin olarak; Büyükdere de oturan Abraham Paşa nın av sırasında üşümemek için özel bir sandal yaptırdığını söylemekte; bu sandalın üst kısmını camekanla kapattırmış olan Paşa, iç kısmının ambarında da oltasını denize rahatça sallandırmak için etrafı küpeşteli büyük bir delik açtırdığı rivayet edilmektedir.
Kuzey ve orta Pasifik Okyanusu hariç tüm denizlerde yayılım gösteren lüfer (Pomatomus saltatrix) balığı, kıyılar ve haliçler içersinde göç eden bir tür olup, Türkiye denizlerinde de geniş bir dağılım göstermektedir.
Lüfer balıkları, vücutları uzun, yanlardan yassı ve pullarla kaplıdır. Üst çene, alt çeneden daha kısadır. Çeneler üzerinde birer sıra, kuvvetli, sivri ve aralıklı, birbirine eşit olmayan dişler bulunur. Bunlar arasında da küçük dişler yer alır. Üst çenede, bu diş serisinin arkasında daha küçük ve zayıf olan ikinci bir diş serisi de bulunur. Ayrıca üst damak (vomer) ve palatin kısımlarında da dişler bulunmaktadır. Dilin ön kısmı düz, arka kısımları ise dişlidir. Balıkla beslenen (pisivor) lüfer balığı için, bu ağız yapısı oldukça önemlidir. Bununla birlikte, lüfer balıkları da; köpekbalıkları, ton balıkları, kılıç balıklarına, genç bireyleri ise bazı deniz kuşlarına yem olabilmektedir. Lüferlerin 12 yıl kadar yaşayabildikleri, 100 cm uzunluk ve 14 kg ağırlığa kadar erişebildikleri bilinmektedir.
Eski yıllarda Ağustos ayında avlanan balıklara, "koruk lüfer" ve bir tanesi bir kilogramdan fazla gelenlere "sırtıkara" dendiği bilinse de, günümüzde bu isimlendirmeler kullanılmamaktadır. Türkiye de geçmişten günümüze "Dişli" ve "Boğazın Sultanı" olarak anılmakta olan lüfer balığı, büyüklüklerine göre ayrı ayrı isimlendirilmişlerdir: 8-10 cm boyda olanlara Defne Yaprağı, 10-20 cm olanlara Çinekop, 20-25 cm arasında Sarıkanat, 25-30 cm olanlara lüfer, 35-40 cm olanlara kofana denir.

Lüferin, Türkiye denizlerinde, değişik av araçları ile avcılığı gerçekleştirilmektedir. Özellikle bahar aylarında, Marmara Denizi nden, Karadeniz e geçişleri esnasında başta alamana takımları olmak üzere, gırgır, uzatma ağı gibi av araçları kullanılarak avcılığı yapılmaktadır. Sonbaharda, balıkların üreme sonrasında, kışı geçirmek ve beslenmek amacıyla, Marmara ve Ege Denizi ne doğru yaptıkları göçte ise, olta takımları öne çıkmaktadır. Lüfer oltası, uzun olta, lüfer çaparisi, hırsızlı zoka, mavruka gibi olta takımları en belirgin olarak kullanılan av araçlarıdır. Canlı yem olarak zargana, istavrit, tirsi ve kolyoz kullanılırken, hamsi ve sardalye, cansız olarak kullanılan yemler arasındadır. Horoz ve hindiden elde edilen beyaz tüyler, lüfer ve çinekop avcılığında kullanılan yemsiz çapari takımlarının vazgeçilmezleridir. Lüfer için, zoka ve kurşun dökülmek üzere hazırlanmış kalıplar bulunmaktadır. Denizlerin sultanı olan bu balığı avlamak zahmetlidir. Fakat, içinde tarif edilmez bir keyif barındırdığı ve bağımlılık oluşturduğu kuşkusuzdur. Sezonunda, 200-250 tekne Ã?anakkale Boğazı nın akıntısı ile birlikte hafif hafif giderken, teknelerden sarkıtılmış yüzlerce olta bir umutla ve heyecanla bekler lüferleri. Alamana ağları ile yapılan avcılıkta, farklı bir heyecan hüküm sürmektedir. Tekneler gündüz yarış halindedir, lüfer avcılığında. Hem birbirlerini kollar, hem de alttan geçecek olan sultanlara dikerler gözlerini. Teknelerin altında bulunan ve balıkçılar arasında "ayna" tabir edilen camdan bakarak deniz altında, lüferlerin ağır ağır geçişlerini seyretmek insanın kanını dondurur. Başka bir âlemde hisseder insan kendini. Müthiş bir heyecandır!.. Bir tekne aniden ağını denize dökmeye başladığı zaman, teknedeki personelin yanı sıra onları izleyen diğer tekneler de heyecanlanır. Eğer lüfer kazanmışsa bu sefer, diğerleri için gün doğmuştur. Onlar gezmeye başlarlar, o bölgede kaçanları yakalamak için. Kimbilir şans kime gösterecek gülen yüzünü. Bilinmez… Umut üzerine kuruludur balıkçının ekmeği. Tek kelime ile açıklamak mümkündür: "Rasgele". Av sezonu içerisinde birkaç teknedir kazançlı çıkan. Gerisi umuda çalışmıştır günlerce deniz üstünde.
Dünyada son elli yıldır en çok avlanma 60.055 ton ile 1983 yılında kaydedilmiştir. 1980 li yıllardan sonra Türkiye balıkçılık sektörünün gelişmesi, tekne boylarının büyümesi, sonar, eko-sounder gibi cihazların balıkçılıkta yer alması ve gırgır takımlarının daha yoğun kullanılması ile birlikte lüfer balığı avcılığı da miktar olarak artış göstermiştir ve 1982 yılında 32.184 tonla en yüksek miktara ulaşmıştır. 2002 yılında yoğun çinekop akımının olduğu Türkiye denizlerindeki avcılık miktarı, 25.000 ton olarak kayıtlara geçmiştir. Karadeniz, Ege Denizi ve Akdeniz de lüfer avcılığı yapan 14 ülke içerisinde, en büyük avcılık Türkiye sularında gerçekleşmektedir.
Dr. Tevfik CEYHAN
Kaynaklar
1. Akçiçek, E., 2000, Eski Boğaziçinde Lüfer Avcılığı. Doğu Anadolu Bölgesi, IV. Su Ürünleri Sempozyumu, 28-30 Haziran 2000. Erzurum, (Basılmamış).
2. Ceyhan, T.,2005, Kuzey Ege ve Marmara Bölgesi nde Kuzey Ege ve Marmara Bölgesi nde Lüfer (Pomatomus saltatrix L. 1766) Balığı Avcılığı ve Bazı Populasyon Özellikleri Ã?zerine Araştırmalar, Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora Tezi, 107 s.
3. Deveciyan, K.,1915, Balık ve Balıkçılık. Düyun-i Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa Idare-i Merkeziye Matbaası. 24-28 s.
4. Ninni, E., 1923, Primo Contributo Allo Studio Dei Pesci E Dele Pesca Nelle Acque Dell impero Ottomano. Premiate Officine Grafiche Carlo Ferrari, Venezia, 55-56p. Pasiner, A., 2003, Balık ve Olta. Remzi Kitabevi. 372 s.
Canik Dergisi 18. Sayı


Bu Haber 1513 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI