Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Arif Takıcı/20 TEMMUZ KIBRIS HAREKÂTI. 5 Kocatepe Savaş Gemisi Nasıl Battı?
6 Mart 2014 Perşembe 11:18
Kıbrıs’ta savaş tüm şiddetiyle sürerken, Türk deniz filosunun saldırıya uğradığı haberi bomba gibi patladı.
Filomuzu bombalayan uçakların kendi uçaklarımızın olduğu sonradan anlaşılacak ve büyük bir şaşkınlık yaşanacaktı!
21 Temmuz günü Kıbrıs’ın her tarafından silah sesleri geliyordu. Türk Ordusu harekâtın ilk evresinde Girne civarında köprübaşı tutmuştu ancak, tuttuğu bu köprübaşı dalgalar halinde Adaya gönderilen askerlerimize az geliyordu. Varlığı 25 bin civarına ulaşacak asker için bu dar saha çok risk barındırıyordu. Şu an itibarıyla Türk askerinin mevcudu 6 bin, Rum askerinin sayısı ise 15 bindi. Savaş dişlilerinin döndüğü bu dakikalarda biz de Bilali tepesinin altında yoğun Rum makineli tüfek ve top ateşi altında tam bir ateş çemberinin içerisindeydik. O kadar müthiş bir ateş altındaydık ki, tam siper süründüğümüz arazide adeta kafamızı yukarıya kaldırmamız imkânsız hale gelmişti. Tamam, biz de karşılık vermeye başladık ancak, düşman o an için kendi kontrollerinde olan Beşparmak Dağları’ndan daha avantajlı ve sahaya hâkim avantajıyla yağmur gibi kurşun yağdırıyordu. 1960’lı yıllarda Kıbrıs’la ilgili dinlediklerim sonrası kurduğum hayallerimde hani adayı kurtarıyordum ya, vallahi bu iş hiç hayal kurmaya benzemiyordu, kahramanlık da öyle kolay bir şey değildi! Bölüğümüz, karşıki tepenin arkasına geç, emriyle hareket etti. Herkes can havliyle bir koşup bir yatıp hedef küçülterek ilerliyor, arazi düz ve engebeli olduğu için, kendimizi tam olarak saklayamamaktan dolayı ölümün her an muteber olduğu bir dırumda koşuyor, bir an evvel kendimizi tepenin arkasına atmaya ve toparlanmaya çalışıyorduk. Açlık ve tehlike bir yana, en büyük sorun susuzluk idi. İlk günkü hücum, yiyecek ve içecek ikmalini azaltmıştı. Su tankları sahilden diğer birliklere henüz ulaştırılamamıştı. Henüz adaya altı bin civarında asker çıkarılabilmişti, oysa Rumların asker sayısı o an için yirmi bine yakındı. Genel Kurmay emir üstüne emir vererek son kanınıza kadar dayanarak muhakkak sağlam, Türk Ordusunun güvenli bir şekilde konuşlanacağı ve lojistik destek sahası olarak kullanacağı köprübaşını tutun, diyordu. Bu arada büyük ağırlık hava kuvvetlerine veriliyordu. Köprübaşı tutma konusunda sıkıntı azaltılmıştı ancak, şimdi önemli olan, Beşparmak dağlarındaki Rumların direnme noktalarının bir an önce kırılması lazımdı. Hala kurulamamış olan Girne Lefkoşa bağlantısının sağlanması önemli idi. Bu bakımdan Beşparmak dağlarının Rum askerlerinden tamamen arındırılması, Ordumuz için çok önemliydi. İşte biz de tam tamına bu emir gereği Beşparmak dağlarına taarruz ediyorduk, ancak büyük bir Rum mukavemetiyle karşılaşıyorduk. Savaşa başladığımın ikinci gününde şu an şu ateş hattının altında koşarken, savaşa adepte olmam gerektiğini anladım. Şu an korkuyla samimi olmanın bir faydası yoktu. Gerçek bir savaşın içerisindeydim, şehit ya da gazi olmak mukadderattı. Her an ölebilir, yaralanabilir, aç susuz kalabilir ya da düşmana esir düşüp işkenceyle öldürülebilirdim… En kötüsü de bu idi herhalde! Kendime hayret ettim şimdi, şu top tüfek sesinin içerisinde bunları nasıl düşünebildim… Araç kullanan bir sürücünün uyukladığı halde bir yere çarpmadan bir süre gidebilmesine benziyordu bu sanki! Arkadaşımdaki bazukayla yukarıya Rumlara ateş etmeye başladık. O bazukayla, ben ise G3 tüfekle ateş ediyordum. Ancak benim G3 ateşimin Beş parmaklardaki yüksekte barınan düşmana tesir etmeyeceği malumdu. Ama savaştı neticede, bunun metrik hesabı yapılamazdı. Koşarak vardığımız tepenin ardından bizim makinecilerimiz A 6 makineli tüfekleriyle yeri göğü inletmeye başladılar. 56’lık havanlarımız da ateşe başlamıştı, mahşeri bir gürültü vardı. O arada Beşparmak dağlarının bir çok yerinde bizim uçaklarımızın bombardımanı dolayısıyla çıkan yangınlar sürüyordu. Jetlerimiz koordinatları verilen yerlere bomba yağdırıyordu. Biz paraşütçü komandolar beşparmakların eteklerine doğru taarruz ederken, tank birliklerimizin ilerdeki Rum tavuk çiftliği istikametine doğru ilerlediğini ve arkasından da piyade askerlerimizin kah yatarak kah yürüyerek ilerlediğini gördüğümde çok rahatladım… Çünkü havadan uçaklarımızın bombardımanı, taban arazilerde tank ve piyadelerimizin hücumu, biz paraşütçü komandoların iç bölgeden ve Bolu Dağcı Komandolarının da kuzeyden büyük hücumlar sergilemesi karşısında Rumların direnemeyeceğini ve bu işin biteceğini anladım. Bu gün itibarıyla adaya henüz 6 bin civarında asker intikal edebilişti. Bunun yanı sıra Kıbrıs Türk mücahitleri de ordumuza katılarak savaşa girmişlerdi. Ancak mücahitlerden iki bin civarında kayıp verildiği söyleniyordu. O gece genelkurmayda yapılan toplantıda, Ecevit’in dünyaya barış harekâtı olarak açıkladığı yumuşak plan değiştirildi. Adada karşılaşılan direniş ve verilen zayiat sebebiyle, ağır bombardıman yapılması kararı alındı. Sıkı bir köprübaşı tutmak için adaya çıkan askere denizden de destek verilmesi gerekiyordu… Bunun için, Mersin’e dönmekte olan Tınaztepe, Adatepe, Çakmak ve Kocatepe gemilerine derhal adaya dönüp destek atışı yapmaları emredildi. Sabahın erken saatinde destek taarruzu yapmak, direnmeyi kırmanın kaçınılmaz gereği idi.
Bu gün sabah erkenden de Ayyıldız tepeye yaptığımız taarruzda takım komutanımı ve yedi asker arkadaşımı şehit vermenin üzüntüsü içersindeyiz. Arkadaşım Şuayyip bölüğün başarılı roket atar nişancısıydı… Ben de yardımcısıydım… Yerleştirdiğim roket mermilerini üst üste Rum birliklerine yolladığında karşıda toz bulutları göğe yükseldi. Can korkusu mu? Aklımıza bile gelmiyordu… Çünkü korkmaya, daha doğrusu korkmayı düşünmeye zamanımız yoktu! O zaman şunu anladım… Bizi birisi uzaktan seyretse belki korkardı, ama ateşin içerisinde olan bizlerin korkmaya zamanı yoktu. Üstelik bu birliğimiz paraşütçü komando birliği idi ve bizler başta dağcılık eğitimi olmak üzere çok çetin eğitimlerden geçirilmiştik. İşte tam da böyle günler için yetiştirilmiştik! Biz, Ayyıldız tepede çarpışırken, Beşparmaklar denizden gelen piyadeler ve dağın diğer tarafından gelen Bolu Komando askerleri tarafından kuşatılmaya çalışılıyor; Paraşütçü Komando Birliğimiz de indiği iç arazilerden Beşparmak dağlarındaki Rum güçlerini kuşatmaya çalışıyor. Sıkışan birliklerimiz de Hava Kuvvetlerine verilen koordinatlar üzerinden uçaklarımız tarafından ateş altında tutuluyordu.

Kocatepe nasıl battı?
Sabah erken saatlerde bölgeyi tarayan keşif uçağımız, Genel Kurmayı endişelendiren yeni bir haber vermişti. 8-11 kadar gemi, Kıbrıs’a doğru toplu halde ilerliyorlardı. Bir gün önce zaten Muğla Valiliğinden gelen Mit ve Jandarma istihbaratı, Yunan gemilerine silah ve kamyon yüklendiğine dair bilgi içeriyordu. Genel Kurmay bu bilgiler ışığında, Yunanistan’ın adaya kuvvet yolladığı bilgisi doğrultusunda savaş stratejisi uygulamak durumunda idi. Adada önemli bir direnişle karşılaştığımız ortada iken, bir de bu Yunan takviyesi Rumlara ulaşırsa, müdahalemizi ters bir şekilde etkileyebilir ve ilerlememizi yavaşlatabilirdi. 21 Temmuz. Kocatepe, Adatepe ve Tınaz tepe savaş gemilerimiz savaş öncesi Marmaris’te tatbikattaydılar. Kıbrıs harekâtı başlar başlamaz aldıkları emir üzerine 20 Temmuz gece saat 1.30 civarlarında Kıbrıs’a doğru yola çıkmışlardı. Gemilerimiz adaya çıkan birliklerimize destek olmak için sabaha karşı ilk bordo oldular ve Girne’yi bombalamaya başladılar. Karaya çıkan birliklere destek vermek amaçlı top atışı akşama kadar devam etti. Bu arada Genel Kurmay, Yunanlıların Bafa çıkarma yaptığına dair gelen yeni istihbaratı değerlendiriyordu. Diğer taraftan Atina’da Savaş konseyinin toplandığı ve Türkiye’ye 48 saatlik bir süre verilmesi, Türkiye ilerlemeye devam ettiği takdirde savaş ilan edilmesi kararı alındığı haberleri ortalığa yayılmıştı. Genel Kurmayımızın ise, Yunanistan’ın Türkiye’ye saldırmaya kalkışması durumunda, yıldırım harekatıyla Atina’nın içlerine kadar gidilecek planı çoktan hazırdı!!! Bu arada keşif uçağımızdan gelen rapor, 11 civarında geminin Adaya doğru yoluna devam ettiğini belirtiyordu. Ancak havanın biraz puslu olası sebebiyle çok net fotoğraflar verilemiyordu. Çok hızlı planlamalar koşuşturmalar içerisinde verilen karar şuydu: Bu11 gemilik filo Yunan konvoyu idi ve vurulmaları gerekiyordu! Diğer tarafta 11.30 sıralarında Kocatepe, Adatepe, Tınaztepe ve Çakmak Muhriplerinden kurulu Türk filosu verilen emir üzerine Arnavut burnuna doğru ilerliyorlardı. Bu gemilerimize de Yunan konvoyunu durdurma emri verilmişti. Ecevit, Sisko’ya durumu bildirdik, Yunalılar orada gemimiz yok diyor, konvoya ihtar edelim, geri dönmezlerse vuralım, diyordu. Saat 15’e kadar beklenecekti.

GEMİLERİMİZE HÜCUM EDİLİYOR:
Saat 15.05 Gök birden karışıverdi. Uçaklar gemilerimizin üzerinden geçip roketlerini bırakmaya başladılar. Kendi uçaklarımız tarafından gemilerimizin bombalandığı çok sonra anlaşılacaktı. O esnada Orhan Baş adında Samsunlu bir hemşerimizde Tınaz tepe savaş gemisindeydi. Orhan Baş o korkunç anı bana şöyle anlattı: Marmaris’te tatbikattaydık. Aldığımız emir üzerine 20 Temmuz gece saat 1.30’da yola çıktık. 21 Temmuz sabahı alaca karanlıkta ilk bordo olduk. Girne sahillerine vardık. Adaya çıkan birliklerimize destek olmak için Girne ve civarını top atışı altına aldık. Karaya çıkan birliklerimize destek vermek üzere bu top atışlarımız akşama kadar devem etti. Daha sonra, Yunanlıların Baf açıklarına çıkarma yaptıklarına dair habere dayalı olarak, verilen emir gereği üç savaş gemisi Kocatepe, Adatepe ve Tınaztepe gemileri filo halinde Baf yönüne doğru hareket ettik. Birkaç saatlik seyirden sonra Baf açıklarına sabah saat 9.30 civarında yaklaştık. O esnada radarlarımız bize doğru yaklaşan uçak filosu olduğunu tespit etti ve derhal savaş alarmı verildi ve herkes savaş vaziyeti aldı. Üç tane uçak filosu ( aslında Türk uçakları) uyarı yapmaksızın bizim gemilerimize saldırarak bomba yağdırmaya başladı. Biz üç gemi ayrı sefer halindeyken Kocatepe sancak tarafına ayrıldı. Tınaztepe iskele tarafına ayrıldı, Adatepe’de düz rotasına devam etti. Tabi bizim gemilerimizde de o zamanlar da uçaksavar olmadığı için ağır toplarımızla karşılık vermek zorunda kaldık. Tabiî ki Türk uçakları olduğunu anlayamadık. Meğer bizi bombalayan uçaklar Yunan değil Türk uçaklarıymış, onlar da bizim gemilerimizi Yunan gemileri zannetmişler ve yanlışlıkla bizi bombalamışlar. Bunu sonra anladık. Bize atılan bombalardan birisi benim bulunduğum Tınaztepe’nin bacasını deldi. Atılan ikinci su bombası ise gemimizin altında yirmi metrelik bir yarık açtı ve gemimizin içine su dolmaya başladı. Bunun üzerine gemi yan yatmaya başladı. Ve gemimizin onarılması için Mersin’e döndük. Bu arada Kocatepe gemimizin batırıldığını duyduk, çok üzüldük.

Kocatepe artık tehlikeli bir duruma girmişti.
Kazan dairesindeki yangın büyüyordu. Yapacak, telafisi mümkün olacak bir şey yoktu. Gemi komutanı son çırpınışlarla Baş top emri veriyor, hücumlara hazır olun, dışarıya kimse çıkmasın, kaportaları açın diyordu.
Artık uçaklar diğer iki gemiyi bırakmışlar, habire Kocatepe’ye hücum ediyorlardı. Bir cehennem günüydü sanki. Yaralılara yardım edilmeye çalışılıyor, gemiden ise simsiyah dumanlar yükseliyordu. Derken uçaklar tekrar görüldü, yaralı aslana son vuruşları yapacaklardı herhal! Kocatepe’ye bir roket daha isabet etti. Son hücum fazla sürmedi… Birkaç dakika sonra etrafta uçak kalmadı. Hepsi mahalden uzaklaşmıştı galiba. Yangın Kocatepe’nin her tarafını sarmıştı. Geminin her an patlama ihtimali mevcuttu. Kimse uçakların tekrar geleceği korkusuyla güverteye çıkamıyordu. Ve hala hiç kimse kendilerini bombalayanların Türk uçağı olduğunu bilmiyordu. Durum çok vahimdi, gemiyi terk etmekten başka çare yoktu. O ana kadar 25 kişi şehit olmuştu. Onlar aşağıda bir bölmeye alındılar. Gemide ne kadar bilgi varsa yakılmaya başlandı, bütün teknik cihazlar imha edildi. Artık gemi terk ediliyordu. 205 kişi sallara doluştu, durum çok tehlikeliydi, uçaklar tekrar gelebilirdi. Gemi komutanı Güven Erkaya, gemisini yaşlı gözlerle en son tekrar süzdü. Gemide ısı o kadar artmıştı ki, ayakkabılar bile yapışmaya başlamıştı. Saat 16.15’te Kocatepe gemisi terk edildi. Bir komutan için Dünya’nın en üzüntü verici anı, batacak olan gemisini terk edeceği andır… Gemi Komutanı Güven Erkaya dayanamadı… Ağlamaya başladı!!! Artan rüzgâr içersinde 205 askerin olduğu salları Güney istikametine doğru sürüklemeye başladı. Evet, yanlış istihbarat, iletişimde yapılan hatalar ve tabiî ki o aceleler içerisindeki çok hızlı karar verme güdüsü ile hareket etme nedenleri gibi sebepler dolayısıyla, gemilerimiz kendi uçaklarımız tarafından bombalanmıştı. Ancak bu tür hataların sadece bizim Ordumuzda meydana gelmediğini ifade etmek gerek. İkinci Dünya savaşında birçok ülkenin bu tür hatalar yüzünden önemli kayıplar verdikleri biliniyor. Aslında Kocatepe ile ilgili anlatılacaklar çok, ancak bu yazımda yerim yetmediğinden, nasip olursa bir başka yazıda daha geniş anlatırım.

----------------------------------------------------------------------------------














Bu Haber 1967 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Merak ettiğim bir konu idi Tarih : 12 Mart 2014 / Pazar Üye Adı :Nedim TAŞOĞLU
Arif bey,merak ettiğim bir konu idi,açıkladığınız için teşekkür ederim, Kıbrıs Barış Harekatına 15 gün önce terhis olduğum katılmadım, ancak benim Gaziantep'deki birliğim ve arkadaşlarım katıldı,şehit ve gazi arkadaşlarım var.bu konuyu çok merak ediyordum.
Başlık : Çok merak ettiğim bir konu idi Tarih : 11 Mart 2014 / Pazar Üye Adı :Nedim TAŞOĞLU
Arif bey ,çok merak ettiğim bir konu idi,açıkladığınız için teşekkür ederim,Kıbrıs Barış harekatına 15 gün terhis olduğumdan dolayı katılmadım, bizim bölük gitmişti arkadaşlarım katıldılar,şehit oldular,Allah rahmet eylesin.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI