Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Prof. Dr. Ayşe Haznedar YALIN / Gelişmişliğin bedeli..
27 Mart 2014 Perşembe 08:28
Canik Dergisi 19. Sayı
Haznedar Çocuk Yuvası olan Paşabahçe’deki evimizde geçirdiğim her dakika beni mutlu ediyor.
Farklı yaşlarda farklı gelişim evrelerinde olan çocuklarla yaşamı paylaşmayı seviyorum. Onların her gün sevgiyle, hiçbir art niyet taşımdan kurdukları ilişki biçimini, aktardıkları duyguyu ve bunları içime sindirmeyi seviyorum… Onların gün be gün sanki ışık hızı kadar hızlı büyüyüp gelişmelerini izlemeye bayılıyorum…
Musa dayımın anneme diktiği manolya ağacının dalları arasından denize bakmayı, ceviz ağacının yaprakları içinden meydanı izlemeyi, oradaki bitip tükenmek bilmeyen enerjiyi ve coşkuyu yudumlamayı seviyorum… İşin aslı ben Ünye’de yeniden kurduğum yaşamın her şeyini seviyorum…
Bazen kendimi anıların içersinde masalsı bir dünyanın keyif veren dokusunda yaşıyor zannediyorum… Çoğu zaman ne iyi etmişiz de evimizi bir eğitim yuvasına dönüştürmüşüz diyorum ve içimi bir sevinç kaplıyor.
Hava güneşli, yağmurlu, karlı, sıcak ya da soğuk, hiçbir koşul onun masalsı büyüsünü bozamıyor… Bozamadığı gibi yeni yeni düşlerle süslüyor dünyamı.
Paşabahçe’nin bu günkü görünümü bana zaman zaman çocukluğumda, gençliğimde ve orada büyürken edindiğim yaşamsal anıları geride bıraktırdığı için acı veriyor, zor geliyor. Bazen gözümü kapatıp, bahçenin en sonunda (şimdi pazar yeri olan sokak) dallarını ev yapıp evcilik oynadığımız büyük incir ağacını görüyorum, bazen büyük bir kısmı yere yatmış meyveleri çok lezzetli olan ayva ağacını, kimi zaman da bütün mahallenin çocuklarıyla bir olup henüz ham olan elma ve armutları babama ve Abdullah ağabeyime görünmeden gizlice kopardığımızı görüyorum… Onların derdi bizim meyveleri koparmamız değil, ham olarak yememimizi istemezlerdi... Olgunlaştıktan sonra hiç yasak yoktu… Ve bizleri keyifle izlerlerdi.
İnsan bazen, hepsinin yaşama dönmelerini bekliyor… Bazen kara bürünmüş halleriyle, bazen sarı çiçeklerle, papatyalarla bezenmiş halleriyle bana hiç unutmak istemediğim neleri anlatıyorlar… Çoğu zaman bu masalsı, düşsel dünyadan irkilerek gerçekliğe geçerim.
Yavaş yavaş toparlanır, bir sonraki düşe kadar, okulun keyifli, mutlu çocuklarının sesleriyle yaşama dönerim.
Ferhan Şensoy son kitabı “Baş Kaldıran Kurşun Kalem” adlı eserinde yaşam öyküsünün çocukluk anılarından söz ederken (çok da zevk alarak okudum, ellerine aklına sağlık )Ünye’den ve Paşabahçe’den söz etmiş. Kitabı okuyan birçok arkadaşım beni aradı. Hem merak ettikleri konular hakkında bilgi edinmek hem de Ünye’ye gelmeyi arzu ettiklerini söylediler ( Kitap Ünye’nin reklamını yapmış gibi görünüyor.) Hepsinin başımızın üstünde yeri var, ancak artık o Ünye, o Ünye değil, o bahçe de o bahçe değil.
Dilimin döndüğü kadar Ünye’nin değişiminden söz ediyor, hala Karadeniz’in incisi ve çok eski bir yerleşim yeri olarak değerini yitirmediğini anlatmaya çalışıyorum…
Eğer hafta sonları çok önemli bir işim yoksa Ünye’nin kenar köşe mahallerini ve çarşısını dolaşırım… Çocukken de ben böyleydim, gitmediğim sokak, mahalle nerdeyse girmediğim ev yoktu… Annem bana bazen, Gülsüm abu gibi yine bütün Ünye’yi dolaştın, saatlerdir neredesin, diye çıkışırdı. (Gülsüm abu(abla) bizim mahallenin sakinlerinden, evlenmemiş, benim tanıdığım dönemlerde de 50-60 yaşlarında ve oldukça güzel bir hanımdı. Sabah erkenden komşu ziyaretlerine başlar akşama kadar nerdeyse tanıdığı her eve uğrardı.)
Şimdi Ünye’yi ben yeniden keşfediyorum. Gezdiğim yerleri bazen hayranlıkla bazen de üzüntüyle dolaşıyorum. Ve kendi kendime “gelişmişliğin bedelini bu güzel şehir pek ağır ödüyor.” diyorum.
Geçen gün bizlerin oturma odası olarak adlandırdığımız, bu gün 6 yaş sınıfı olan odada bir yandan sabah çayımı keyifle içerken bir yandan da şehrin yavaş yavaş canlandığının izliyordum… Sadece kentler mi ödüyor gelişmişliğin bedelini, bizler de kentler kadar, belki daha fazla ödüyoruz gelişmişliğin bedelini, diye düşündüm.
Bizim içinde güzel, sade, sessiz kent yok. Yıllar onu değiştirdi, tahta masalarda oturup, dalga sesleriyle süslenen, koyu sohbetlerin döndüğü, unutulmaz, en değerli arkadaşlıkların kurulduğu parklar, bahçeler yok… Tadına doyum olmayan komşu gezmeleri, sabah kahveleri yok… Açık hava sinemaları, gelmesini iple çektiğimiz filimler yok. Saf, tertemiz platonik aşklar yok. Bağı bahçesi olan en fazla üç katlı her biri bu gün konak diye adlandırılan evlerden daha güzel ahşap deniz manzaralı evler yok… Mahallem yok…
Gelişmişliğin bedelini saymakla bitiremem…
Ancak şunu da iyi biliyor ve yadsımıyorum… Kentler de tıpkı insanoğlu gibi büyür… Bazen siz içindeyken büyüdüğünü, değiştiğini fark edemeyebilirsiniz… O kendi hızında kendi mecrasında akar… Ancak öyle bir zaman gelir ki bu büyümenin hızına kent halkı ayak uyduramaz. Tıpkı bir çocuğun birden bire ergen olup hızla değişmeye başlamasına anne ve babaların ayak uyduramaması gibi…
İşte o zaman aileler harekete geçer, bir yandan aile bütünlüğüne bir yandan yetişmekte olan gencin kimliğine zarar gelmeden bu yaşamsal krizi nasıl atlatacakları konusunda ortak bir davranış biçimi geliştirme yol ve yöntemlerinin arayışına girer ve yeni gelişen kimliğin sağlıkla gelişmesi adına önlemler almaya çalışır…
Yaşamın bu evresi zordur…
Kentlerde böyle büyür… Kentler de yaşayan varlıklardır… Doğar, büyür, değişir, gelişir. Bu süreç içersinde kendi kültür varlıklarını ve onu “O” yapan değerlerini koruyarak değişmesidir istenen. Kimliğini koruyarak…
Kimliğin birçok farklı tanımları olabilir. Kanımca şu tanım kimlik kavramını oldukça iyi anlatıyor…
Bir varlığa özgü nitelik ve özelliklerle, onu başkalarından ayırmayı sağlayan koşulların tümü o varlığın kimliğidir.
İçinde yaşadığımız ve hiçbir yerle karşılaştırmaya kıyamadığımız kentimizin ayırt edici özelliklerini koruyarak, kimlik gelişimini destekleyerek, tıpkı ailelerin ergenin gelişimine destek vermek için çıktıkları yolda kullanmak üzere, geliştirdikleri ortak davranış biçimi gibi kentlilerde ortak aklı bulmalılar… Bulmalılar ki gelişmişlik adına bedel ödemek yerine gelişmişliğin getirilerinden azami yararı elde edebilsinler.




Bu Haber 1595 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI