Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Dr. Mahmut Tokaç / Ünye’de Eski Zamanlardaki Komşuluk İlişkileri ve Kiziroğlu Geçidi
2 Nisan 2014 Çarşamba 00:32
Canik Dergisi 19. Sayı
Ünye’deki çocukluğum Orta Mahalle’de aralıklı bir şekilde yerleşik az sayıdaki bahçeli evin bulunduğu Kiziroğlu Geçidi’ndeki evimizde geçti.
Eski adıyla Kilise Tepesi’ndeki Orta Okulun arkasında, pek gelenin geçenin olmadığı bu yay şeklindeki küçük ve daracık sokağımızda oturan insanlar olarak kelimenin tam manasıyla komşuluk ilişkilerini doyasıya yaşıyorduk.
Sokağın bir tarafında anneannemin evi ile aynı bahçede bulunan bizim evimizin yanında Semahat teyzelerin evi yer alırken diğer tarafın başında sokağımıza da ismini veren Faruk Kiziroğlu’nun evi, Refika halanın evi, Avani ninenin evi ve Arap Sait diye meşhur Sait amcanın evi yer almaktaydı.
Sokağımızdaki üç evde yalnız başına yaşayan üç hanım vardı. Daha önce bir yazıma konu ettiğim anneannem her ne kadar evinde yalnız yaşıyorsa da aynı bahçe içinde bizim evimiz de bulunduğu için sürekli birlikte olduğumuzdan ve son yıllarında yatalak olduğu dönemlerde kardeşler olarak sırayla birimiz yanında kaldığımızdan yalnızlığı hissetmezdi. Ancak sokağımızda yalnız yaşayan diğer iki hanımdan biri Avani nine, diğeri ise Refika hala idi. Ama onlara da komşuları olarak bizler yalnızlık hissettirmemeye gayret ederdik.
Avani nine (Agavni ya da Avniye) Ermeni idi. Anneannemin evi ile neredeyse birbirine değecek derecede yakın bir şekilde karşı karşıya konumda olan evleri kadar arkadaşlıkları da yakındı. Vefat ettiğinde ben çok küçük olmama rağmen muhteşem dostluklarını hayal meyal hatırlıyorum. Dostluklarının temelinin tehcir olayları esnasında dışarıdan gelebilecek saldırılara karşı Müslüman komşularının evlerindeki sandıklarda Ünye Ermenilerini saklamalarına dayandığını sanıyorum.
(Bizler de Ünye’deki çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızda Ermeni arkadaşlarımızla çok iyi arkadaşlar idik. Hatta arkadaşlığımız o kadar güzel idi ki lise yıllarında benimle birlikte Tübitak bursu alan sınıf arkadaşım Elbis Ahbap, notlarım dolayısıyla benim bursumun kesileceğini anlayınca hocalara gidip notlarımın yükseltilmesi konusunda ricacı olmuştu. Sonucu değiştiremeyince yaşadığı hüzün, bursu kesilecek olan benim yaşadığım hüzünden çok daha fazlaydı.)
Avani nine ölümünden kısa bir süre önce anneanneme kendisinin Müslüman olduğunu ancak cemaatine bildirmeye çekindiğini ve ölürse İslam usullerine göre defnedilme arzusunu bildirmiş. Ancak vefatında cemaati tarafından Ermeni usullerine göre defnedilince anneannem arkasından Kuran okutmakla yetinmişti.
Diğer yalnız yaşayan Refika (Uğur) hala ise, asalet ve nezaket timsali tam bir Osmanlı hanımefendisi idi. Asaleti kadar dindarlığı ile de öne çıkan Refika hala, aynı zamanda rahmetli dayım Hasan Fahri Varilci’nin kayınvalidesiydi. Onun ahlakının güzelliğinin, iyilikseverliğinin, cömertliğinin ve güzel sözlülüğünün benim üzerimdeki etkisi oldukça fazladır. Fındık kabuğu ve odun yaktığı sobasının başında oturarak pişirdiği patates kavurmalarının tadı hala damağımda. Onun bahçesi bizim hayatımızda birçok hatırası olan bir mekândır. Çocukluğumuzda koşup oynadığımız ve bize çok büyük gelen o bahçeye şimdi baktığımda o kadar da büyük olmadığını fark ediyorum. Özellikle bahçesindeki meyveleri yememize müsaade etmesi çok hoşumuza gider, ama ağaçlardan düşmememiz için de sıkı sıkıya tembih ederdi. Onun bahçesinde Ramazan öncesinde yufka açma imeceleri olurdu. Annelerimiz yufkalarını açar, odun ateşi üzerindeki sacda pişirirken, bizler de sırnaşık kediler gibi annelerimizin etrafında dolaşır, sıcak yufka arasına tereyağı konularak hazırlanan palaz dediğimiz yiyeceklerden vermelerini beklerdik. Onlar da bizim sabrımızın son demlerine gelinceye kadar bekleyip “Gelin hadi, palaz yiyin!” deyince çok mutlu olurduk. Ama sanırım rahatsızlık oluşturmasın diye de fazla vermezlerdi.
Refika halanın bahçesi Kurban bayramlarında sokağımız sakinlerinin kurban kesim alanı haline dönüşürdü. Hiç unutmadığım bir Kurban bayramı hatıram da yağmurlu bir bayram günü kurban kesilen yere ulaşmak için sokağımızla Refika halanın evi ve bahçesi arasındaki seviye farkından oluşan eğimli yerden inerken düşerek bayramlık giysilerimin çamura bulanmasıdır ki beni çok üzen bir olaydı.
Ancak Refika hala ile ilgili en unutamadığım hatıram 12 Eylül 1980 günüdür. Refika halanın sabah erkenden telaş içinde bizim eve gelip, “Radyoda kahramanlık türküleri çalıyor, ihtilal mi oldu acaba?” diye sorarken gözlerinde gördüğüm o endişeye bir anlam verememiştim. 60’dan sonra doğmuş, 70’i yaşadığında idrak edemeyecek kadar küçük olan birinin o endişeyi anlamlandıramaması normaldi sanırım. Sonraki yaşadıklarımız ise Refika halanın o endişesinde ne kadar haklı olduğunun göstergesiydi.
Sokağımızdaki en iyi ilişkimizin olduğu ev dört kızı, annesi ve erkek kardeşi ile yaşayan yan komşumuz Semahat teyzelerin evi idi. Yaşlarının bizlere yakınlığı dolayısıyla frekanslarımızın oldukça uyuştuğu, Sema, Selma, Sabire ve Seval kardeşlerle sürekli birlikte idik. Sema abla Nurver ablamla, Selma Hatice ile, Sabire ise benimle yaşıttı. Seval ise içimizdeki en küçük idi. 70’li yılların ortalarında televizyon ile ilk tanıştığımızda Salı ve Cumartesi günleri yerli ve yabancı filmler yayınlandığı akşamlarda bizim divanın üstünde yedi kişi doluşur hep birlikte filmleri izlerdik. (Tuncer abim o yıllarda Çorum’da yatılı okuduğu için yedi kişiydik.) Bir gün zavallı divan hepimizin ağırlığına dayanamayıp çökmüştü.
Çok küçük olduğum bir zamanda (sanırım 3 yaş civarı) Semahat teyzelerin bahçesinde oynadığımız bir esnada, diğer komşumuz Faruk abilerin gelene geçene saldıran horozu bana saldırmış ve özellikle biri gözüme oldukça yakın olmak üzere yüzümün iki yerinde halen de fark edilen iki derin yara oluşturmuş. Semahat teyze horozun elinden beni zor kurtarmış. Babam beni doktora götürdükten sonra gelip Faruk abinin o horozunu kesmiş ve pişirilen horoz sokak sakinlerince hep birlikte afiyetle yenmiş. Ama ben o horozun etinden yememişim. Gerekçe olarak da “O benim içimi de gıdıklar.” dediğimi rahmetli annem tatlı bir hatıra olarak gülerek anlatırdı.
Faruk abiden söz etmişken onun engelli kız kardeşi Fayize’den bahsetmemek olmaz. Hem fiziksel hem de zihinsel engelli olan Fayize abla, müthiş dost canlısı bir insandı. Birbirimizi çok severdik. Ayağından dolayı rahat hareket edemediğinden bizler sokakta oynarken o merdivenin başından bizleri seyreder, arada bizlere laf yetiştirmeye çalışırdı. Son yıllarında ayağındaki rahatsızlığın daha da arttığını duymuştum. Talihsiz bir trafik kazasına kurban giden rahmetli Faruk abinin fedakâr hanımı Sultan teyzenin hem Fayize ablaya hem de kayınvalidesi Pakize teyzeye yaşamlarının sonuna kadar canla başla hizmet etmesini de hep takdirle karşılamışımdır. Faruk abinin oğlu Cengiz yaşıtımız olmasına rağmen bize katılmaz, daha çok cadde tarafındaki arkadaşlarla oynardı. Kardeşi Filiz ise biraz daha farklı bir yapıda idi.
Sait amcanın hanımı Binnaz teyzeyi ayrıca zikretmemiz gerekir. Binnaz teyze beni çok sever ve boyumun kısalığı dolayısıyla “Senin ayaklarının altına gübre koyacağım ki boyun uzasın.” diye sürekli latife ederdi. Tıp Fakültesini kazanıp boyum uzamaya başlayınca da “Bana ne zaman bakacaksın?” diye sormaya başlamıştı. Doktor olarak kendisini hiç tedavi etmek nasip olmasa da birkaç defa tansiyonunu ölçerek dileğini kısmen yerine getirmiş oldum.
Her ne kadar duvarları bizim sokağa ait olsa da kapıları diğer tarafa baktığı için zikretmediğim Temel (Çınar) amca ve hanımı Emine teyzelerin evini de bizim sokakta sayabiliriz. Genç yaşta bir kazada yaşamını yitiren Emin abi ile geçenlerde yine bir trafik kazasında yaşamını yitiren Binnur abla da o evin hazin hatıraları olarak hafızalarımızda yerini almıştır. Bir de sokağımızdaki ilişkilerin düzeyini göstermesi açısından doğrudan bir halalık ilişkisi olmamasına rağmen Refika halaya “hala” dediğimiz gibi, Temel amcanın halasına da Rasiye hala diye hitap etmemiz dikkate şayandır.
Yazları Refika halanın torunları (Dayımın çocukları Mustafa ve Güzin ile teyzelerinin çocukları) gelince sokağımızdaki çocuk ve genç sayısı bir anda artar, yaz akşamlarında çok güzel oyunlar oynardık. Ateş böceklerinin peşinden koşmak ise en sevdiğimiz oyunlarımızdandı. Bir de benim herkese bisiklet binmeyi öğretme seanslarım en eğlenceli anlar olurdu. Bana göre oldukça yaşlı olan koca koca ablaların düşe kalka bisiklete binmeyi öğrenmeleri tam bir komedi olurdu.
Bir de sokağımızın geçici sakinleri vardı ki onlar da aynı bizlerden biri gibi olurlardı. Bunlardan uzun bir süre Faruk abilerin alt katında kirada oturduktan sonra Radar lojmanlarına taşınan ve orada da ilişkilerimizi devam ettirdiğimiz Karadeniz şivesiyle konuşmasından çok hoşlandığımız Astsubay Rasim amcalar idi. Hanımı Nuray teyze ile benden birkaç yaş küçük kızları İlkay sokağımızın yabancısı olmadılar. Yine 70’lerin sonlarına doğru bizim evimizin iki katlı olmasından sonra evimize kiracı olarak gelerek uzun yıllar komşuluk yaptığımız Çimento Fabrikasında işçi olarak çalışan Gerze’li Niyazi Sağır’ın ailesi bizim en iyi dostlarımız olmuşlardı. Rahmetli Niyazi amca ve hanımı Şerife teyze, kısıtlı işçi maaşıyla çocuklarını çok düzgün insanlar olarak yetiştirmeyi başaran abide şahsiyetler olarak hafızamda yer etmişlerdir. Oğulları Üzeyir ve Hüseyin, kızları Nazik, Naciye ve Hülya ile ve tabii onları yetiştiren anneleri Şerife teyzeyle halen görüşmeye devam etmekteyiz.
Sokağımızdaki köpeklerimiz bile ayrı bir fenomendi. Nurhan (Börekçi) teyzemlerin Hacı Osman Ağa Camiinin arkasındaki güzelim bahçeli evlerini bırakıp Mustafa Varilci amcamızın Camcı Mahallesindeki apartmanına(!) taşınması üzerine bize sığınmak zorunda kalan yaşlı finomuz Karagöz, ufacık haliyle sokağımızdan hiçbir yabancıyı geçirmezken, Semahat teyzelerin sayıları sürekli artan siyah küçük köpekleri de koro halinde ona eşlik ederlerdi.
İşte sizlere 70’li yıllardan komşuluk şahikası bir sokak manzarası… O günlerdeki komşuluk ilişkilerini ve arkadaşlıkları özlüyor insan. Şimdiki karşı kapı komşusunu bile tanımaktan mahrum ruhsuz apartman hayatına mahkûm çocuklarımız sanal arkadaşlıklarla idare ediverseler de bizim yaşadığımız komşuluk ve arkadaşlıkların tadını asla bulamayacaklardır.


Bu Haber 1986 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : Kutlama Tarih : 4 Temmuz 2016 / Pazar Üye Adı :Salim alver
Mahmut kardeşim çok beğendim ne güzel anlatmışsın seni yürekten kutluyorum sayende çocukluğumu yaşadım teşekkür ederim.devamını bekliyorum saygılar.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI