Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman / Hastane Yapılan Kaptan Konağı/ Ünye’nin İlk Hemşiresi
14 Nisan 2014 Pazartesi 11:27
yasar.karaduman@gmail.com
Bir gece limana demirleyen bir Alman zırhlısı Ünye’ye çok sayıda yaralı çıkardı.
Biz gemiler görsün diye bütün pencerelere fener asıyorduk. Çoğunun yaraları kangren olmuştu.”
Geceleri getirilen yaralıların yarısı o gece ölüyordu.


Ünyeli Kaptanlardan Süleyman Efendi, Sicilya seferinden dönüşünde kazandığı para ile bugünkü Hükümet Konağının arkasındaki yokuşa bir konak yaptırmaya karar verdi. Konağın bir benzeri Ordu’da vardı, ölçtürdü biçtirdi “aynısı olsun” dedi ustalara. Konağın yapımı dört yıl sürdü. Süleyman Kaptan kimdi, nereden gelmişti, çok fazla bilgi yok.
Süleyman kaptan bir müddet sonra konağı Mehmet Rıza Bey adlı birine sattı.

Yıl 1888…
Trabzon vapuru yolcu ve yük almak için Ünye limanına demirler. Vapurdaki yolculardan bazıları gezmek için iskeleye çıkarlar, çünkü gemi burada dört beş saat duracak ve yük alacaktır.
Bunlardan biri de Azeri Türkü İran vatandaşı Tebrizli Mehmet Rıza Beydir, Mehmet Rıza Bey İran’ın Trabzon Şehbenderi (Konsolosu)’dur. Görev süresi dolmuş. İstanbul’da bulunan akrabalarının yanına gitmek için yola çıkmış o da bazı yolcular gibi Ünye’yi gezmek için karaya çıkmıştır.
Üzerinde konsolos üniforması, belinde kılıcı, halkın bir hayli ilgisini çeker. Mehmet Rıza Bey Ünye’yi çok beğenir ve burada kalmaya karar verir ve bir zaman sonra Mücevher hanımla evlenir.

Konsolosluk mu
Konsolos’un Konağı mı?
Ünye’de Mücevher Hanım adlı İran asıllı bir ailenin kızı ile evlenen Mehmet Rıza Bey, İlk önce eski adıyla Gazhane olan büyük bir binaya yerleşir. Bu ev Mücevher Hanım’ın ailesine aittir. Evin önünde Hem Osmanlı hem de İran devletinin bayrakları bulunur ve evin önünde askerler nöbet tutarlar.
Mehmet Rıza Bey’e daha sonra Süleyman Kaptanın konağını satın aldı. Mehmet Rıza Bey’in konağı satın aldığı sırada halen konsolos olduğu, hakkında çok doğru olmayan bir bilgi vardır. Konağın alt katında, üzerinde elinde bayraklı bir aslan kabartması olan bir taş bulunmuştur. Bu İran bayrağının sembolüdür. Bu da bizi binanın konsolosluk olarak kullanıldığı bilgisine götürmektedir.

Ali Haydar ve Nadide
Mehmet Rıza Bey’in Mücevher Hanım’dan bir erkek, bir de kız çocuğu olur. Erkek çocuğa Ali Haydar, kıza da Nadide adını verirler. Ali Haydar Bey Trabzon’da hukuk tahsil eder. Ünye’ye geldiğinde bir süre dava vekilliği yapar.
Ali Haydar Bey, Kazım Ağa adlı bir eşrafın kızı Huriye Hanım ile evlenir ve Huriye Hanımdan 3 kız 3 erkek çocuğu olur ve soyadı kanunu çıkınca Gürkan soyadını alır.
Ali Haydar Gürkan 1957 yılında İstanbul Fatih’deki evinde vefat eder. Çocukları Sutude, Mezahir, Cemile Latife, Nadir, Şahin, Rıza, Fırtına ve Mirace Perran’dır. Cemile Latife daha sonra Öğretmen Ömer Çam ile evlenir.
Ali Haydar Bey konağı 1934 yılında Termeli Mehmet Efendi adlı bir tüccara satar. Termeli Mehmet Efendi’nin dört erkek, bir kız çocuğu vardır, bu çocuklardan bugün yalnız Yusuf Alver hayattadır.
Konağın bir başka özelliği de İran Konsolosluğu olmasından başka Birinci Dünya Savaşı yıllarında askeri hastane olarak kullanılmış olmasıdır...

Konak Hastane Oluyor
Osmanlı İmparatorluğu bütün cephelerde ağır yenilgi aldığı yıllarda bir gece limana demirleyen Alman zırhlısı Ünye’ye çok sayıda yaralı asker boşaltır. Ünye’de bunların tedavi edilebileceği bir yer yoktu. Bu işe en uygun bina olan on sekiz odalı Ali Haydar Bey’in konağı idi. Ali Haydar Bey hiç tereddüt etmeden iki katı boşaltarak hastane haline getirilmesine izin verir.
Ünye’nin İlk Hemşiresi
Hastanede Ali Haydar Bey’in o yıllarda 17 yaşında olan eşi Huriye Hanım da Ünye’de ilk hemşire olarak yaralı askerlerin tedavisi ve bakımında rol alır. Huriye Hanım, yıllar sonra torununa şu bilgileri aktarmıştır:
“Haydar Bey’e geldiler, evin iki katını hastane olarak bize ver, yaralı çok, dediler. Yaralılar gece limana demirleyen gemilerle geliyordu, biz gemiler görsün diye bütün pencerelere fener asmıştık. Çok yaralı geliyordu. Çoklarının yaraları kangren olmuştu, çok kol bacak kesti doktorlar.
Ben önceleri bakamıyordum, sonra alıştım. Çok ölen oluyordu. Cumhuriyet Meydanı o zaman mezarlıktı, hemen oraya gömüyorlardı. İki Alman doktor vardı, ameliyatları onlar yapıyordu. Yanlarında dil bilen Necmiye adında bir de hemşire vardı. Askeri gemiler durmadan yaralı getiriyorlardı. Bazen yataklar yetmiyor, koridorlara yatırıyorlardı. Geceleri getirilen yaralıların çoğu o gece ölüyorlardı.
Ölüleri evin alt katındaki taş bir odada yıkıyorlar, gece ölenleri morg diye buraya koyuyorlar, bazen de dışarıya ağacın dibine diziyorlardı. Gemide, gelirken ölenlerin elbiselerini çıkarmadan gömüyorlardı.

Konakta Atmış Yıl
Konağa atmış yıl önce gelin gelen ve konağın son atmış yıllık hikâyesini bilen, Termeli Mehmet Efendi’nin oğlu Sami Alver’in eşi Emine Hanım; Emine Alver, konak hakkında bize şu bilgileri verdi.

Konağı kayınpederiniz Termeli Mehmet Efendi 1934 yılında Ali Haydar Gürkan’dan satın almış. Binanın konsolosluk binası olarak kullanıldığı söylenir, siz ne diyeceksiniz?
Ben konağa 1950 yılında gelin geldim. Konsolosluk olduğunu duymadım ama hastane olarak kullanıldığına dair bilgim var. Bu ara Emine Hanım’ın kızı Ecz. Nevin Hanım söze girerek “Ben Hulki Amcamdan konağın konsolosluk olduğunu duydum.” dedi.

Konak nasıl bir binadır, kaç katlı, kaç odalıdır, evde sizin dikkatinizi çeken farklı bir şey var mıydı?
On sekiz oda vardı, kapılar, pencereler, tavan çok yüksekti, iki katını kullanırdık en alt kat kullanılmazdı. Pencereler üç metre, odalar birbirine kapılarla açılır, tavan yüksekliği beş metre idi.

Konağın Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’nda iki defa hastane olarak kullanılmış, bilginiz var mI?
Evet, hastane olarak kullanıldığını biz de biliyoruz. Hatta en alt katta ölülerin yıkandığı veya bekletildiği morg gibi bir oda var. Nevin hanım tekrar araya girerek babaannesinden naklen bize şu önemli bilgileri aktarmıştır.
“Babaannem, bazen çok ölen olunca annemim bahsettiği yerde yıkandıktan sonra ölüleri biraz aşağıdaki mezarlığa gömmek için tabutlarla bahçeye dizerlermiş, diye anlatmıştı.”
Konakta geçmişte dikkatini çeken bir şey oldu mu?
Bu sorumuza yine Nevin Hanım cevap verdi. Babaannem anlayamadığı garip olaylardan bahsederdi bize, bazı geceler yukarda kapıların açılıp kapanması ve kapıların arkasındaki demir sürgülerin açılma sesine benzeyen sesler duyduğunu söylerdi.
Sonuç
Konunun hazırlanmasında, Ticaret Odası eski başkanı İsmail Hakkı Kara ve eşi Ecz. Nevin Kara’ya, annesi Emine Alver’e ve ilk hemşire Huriye Hanım’ın torunu İbrahim Gürkan’a teşekkür ederiz. Konağın giriş katında küçük bir bölümünde bugün bir aile oturmaktadır, diğer bölümler kapalıdır.

Fotoğraflar:
Sema Aşçı, İbrahim Gürkan arşivi, Ecz. Nevin Kara arşivi.



Bu Haber 1685 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI