Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman / Ünye Ve Radyolu Yıllar
30 Mayıs 2014 Cuma 11:26
yasar.karaduman@gmail.com
Akşam saat beş olmuştur, ince sazdan bir fasıl başlar ince ince .
“Unutulmuş birer birer eski dostlar eski dostlar”

Bugün sizlere unutulup gitmiş eski bir dostu Radyo’yu ve radyolu yılları anlatacağım. RADYO yetmişli yılların başında tahtını televizyona kaptırmış ve bir kuşağın yetişmesinde önemli payı olan bit masal kutusu idi. Televizyon yayınları başlayıncaya kadar toplumun tek eğlencesi oydu. Şarkıları, türküleri, ilk Türk Hafif müziğini, Türk Sanat Müziğini, tiyatroyu, şiiri onunla sevdik, bayramları, acıları, sevinçleri, futbolu, ihtilalleri hep onun boğuk bazen cızırtılı, bazen parazitli bazen hep kesilen sesinden dinleyerek büyüdük, çocukluk ve gençlik yıllarımızın masal kutusu idi radyo.
İngiliz fizikçi James Maxwell, 1865 te seslerin uzak mesafelere yollanmasını sağlayacak radyo dalgalarını keşfetmişti.
Elektromanyetik dalgalar üzerine çalışan Marconi radyonun babası sayılsa da Fransız Forest 1907 yılında icad ettiği vakum tüpü ile radyoların sesinin daha kaliteli yayınlanabilmesini sağladı. Bu tarihten sonra pek çok ülkede radyo yayınları yapılmaya başlandı.
Bizi eğiten, bazen güldüren bazen hüzünlendiren ve yetişmemizde önemli katkısı olan radyo evimizde baş köşeyi süsleyen bir aletti, radyodan duyulan bir şeyin doğruluğu şüphe götürmezdi herkes saatini radyonun gong sesiyle ayarlardı, bir şeyin doğruluğunu vurgulamak için radyodan dinledim demek yeterli idi. Genç cumhuriyet halkın kültür düzeyini yükseltmek için radyodan yararlanmıştır. Edebiyatımızın birçok eseri radyoya uyarlanmış ve ülkenin her köşesine tiyatro oyunu olarak ulaştırılmıştır.
Evin başköşesinde üzeri dantel bir örtü ile örtülü o radyoların bir görüntü güzelliği bir estetiği vardı. Kasaları ahşaptandı, önü örgülü bir kumaşla kaplıydı sol köşede yukarda bir göz lambası içinde lambaların ısındığını gösterirdi, önce lambaların ısınması lazımdı..
Ünye'den öyle fazla radyo istasyonu dinlenemezdi. Gündüz uzun dalga Ankara Radyosu ve hava karardıktan sonra orta dalgadan İstanbul Radyosu alınabilirdi. O da bir gider bir gelirdi, bir de kısa dalga Ankara Radyosu vardı, fakat dinlemek biraz zordu. Hangi dalgayı kurcalarsanız kurcalayın karşınıza muhakkak bir Arapça kanal çıkardı, istasyonları kuvvetli ve çoktu.
Üzerinde istasyonların yazılı olduğu cam bir panel vardı radyoların önünde. Ankara, Athen, İstanbul, Damaskus, Kaıro Hilversum, Sofia, Prag, London, BBC, Alepo diye istasyonlar ve bir istasyon çubuğu vardı. Buraların nereler olduğunu bilmez merak ederdim. Damaskus'un Şam olduğunu, Kaıro'nun Kahire, Athen’in Atina olduğunu yıllar sonra öğrendim.
En değerli radyo ise gül ağacından yapılan ahşap kasalardı. Sonraları plastik bulununca ahşap kasaların yerine bagalit kasalar aldı. Markalara gelince; daha çok AGA, PHILIPS, MARCONİ idi. Türkler en çok AGA markasını sevmişlerdi.
Elektrik olmayan yerlerde radyo, batarya dedikleri radyo kadar büyük bir pille çalışırdı, batarya bitmesin diye yalnız ajans (Haber) saatlerinde açılırdı.
Saat 19.00'da "Ajans" başlar herkes susar babam derin bir sessizlik içinde ajans dinlerdi. Ajans, haberler demekti, babam bazen kafasını sağa sola sallar biz onun haberleri onaylayıp onaylamadığını anlardık.
Radyo ile beraber bizde büyüyorduk, büyüdükçe radyoda daha fazla programlar ilgimizi çekiyordu, maç yayınları dinlemeye başlamıştık, Türk ve dünya hafif müzik ve şarkılarını öğrendik, bir çok yazarı radyo oyunları sayesinde tanıdık ve sevdik, radyo oyunlarında yalnız ses vardı, sahneyi dekoru olayın geçtiği yeri herkes kendi hayal dünyasında istediği gibi şekillendirirdi.
Birçok sesi, birçok şarkıcıyı türkücüyü ve yüzlerini hiç görmeden radyo ile sevdik.
Okul dönüşü akşam saat beş olmuştur, ince sazdan bir fasıl başlar ince ince ben bu ince saz faslını çok severdim.
Radyo tiyatrosu radyonun pembe dizileriydi adeta o gece evde herkes işini bırakır radyonun başına koşar nefes almadan Radyo Tiyatrosunu dinlerdik. Benim en çok sevdiğim ve dinledikten sonra korktuğum kriminal (polisiye) oyunlardı
Atmışlı yılların ortalarına doğru transistoru buldular. Radyo artık evden çıkmıştı her yere taşınabiliyordu, üzerinde yine evdekilerde olduğu gibi yine bir örtü, yan tarafında da bir nazar boncuğu vardı. Bahçeye tarlaya taşındı, çift sürerken ağacın dalına, boyunduruğun sapına bile astılar.
Yetmişli yıllara gelindiğinde yavaş yavaş Türkiye bu emektar masal kutusunu, unutuyordu. Zaten o da yorulmuştu, bizi yıllar yılı dünyaya bağlamış, onunla birlikte büyümüştük. Ajans Saati - Arkası Yarın - Radyo Tiyatrosu - Yurttan Sesler - Hafif Batı Müziği - Türkçe Sözlü Hafif Müzik - Türküler Geçidi, Çocuk Saati programları ile bizimle birlikte gelmişti. Bu programlarım içerikleri herkese hitap edebilme özelliği taşırdı.
"Arkası Yarın" unutulmaz bir radyo klasiği idi. Dönemin önemli tiyatro oyunları yer alır, dünya klasikleri ve ünlü yazarların eserleri senaryolaştırılarak ünlü oyuncular tarafından seslendirilirdi. Perşembe akşamları yine bir radyo klasiği olan "Radyo Tiyatrosu" vardı. Bu iki programın en vefalı dinleyicileri genç kızlardı, oyunlar acıklı ise, ağlayanlar bile olurdu. Radyoda yalnız ses vardı görüntüyü herkes hayal dünyasının zenginliğine göre şekillendirirdi, bize garip gelmiyordu.
Yıllar sonra radyo, yüzlerce istasyon olarak evlerimize geri döndü. Bir zamanlar Ankara Radyosu'nun bile zar zor dinlenebildiği Ünye'de bile birkaç tane radyo istasyonu yirmi dört saat yayın yapmaktadır.
Fakat o bizim eski radyomuzun ruhu ve sıcaklığı yoktu. Bu bir harika duyguydu şimdi buruk bir şekilde özlüyoruz.
Arkası Yarın’ı, Perşembe akşamları Radyo Tiyatrosu’nu, Türküler Geçidi’ni, Şarkılardan bir Demet’i, İncesaz faslını, yılbaşlarında Milli Piyango çekilişini, bayram özel programını, Pazar günleri sabah eğlence programını, öğleden sonra maç yayınlarını özlüyoruz.
O radyoyu kaybettik onunla beraber çocukluk ve gençlik yıllarımızı o yıllardaki Ünye’yi, otantik tek katlı taş binaları, okul arkadaşlarımız, okulumuz hocalarımız anılarda kaldılar
KAYNAKLAR:
Özden Çankaya, “Türkiye’de Radyo ve Yayıncılığının Öyküsü
Ayhan Dinç, (2000), “İstanbul Radyosu’nun Öyküsü”
Turgut Özakman, (1969), Radyo Notları, Ankara,










Bu Haber 1443 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : ÜNYE'DE CEYHAN LOKANTASI'NDA RADYODAN MAÇ DİNLE Tarih : 31 Mayıs 2014 / Pazar Üye Adı :TANER İSKENDER
- CEMAL İSKENDER' E- Dışarıda yükselmeye başlayan güneşle birlikte gevşeyen toprağın kokusuna karışan denizin yosun kokuları da bütün arastaya yayılırdı. Uzaktan gelen bakırcıların çekiç seslerine, açılmaya başlayan diğer dükkanların kepenk sesleri de karışır, lokantımızın çevresi şenlenir, hayat bulurdui.Ağbime bakardım. Ağbim, olabildiğince uzak yerlerde olmaya gayret gösterirdi babamdan.Tezgahın başında babam vardı şimdi.Ağbim de Philipps marka akülü radyomuzun düğmesini kıvırmış olurdu. Dükkanın içine şarkıların nağmeleri dolardı.Ağbimle radyomuzun münasebeti hafta sonunda tarifsiz bir aşka dönüşürdü.Hafta sonu demek futbol maçlarının naklen yayını demekti radyodan. Ben de hep ağbime yapışır bu aşktan nasibime ne düşerse ona razı olurdum.Babam lokantanın içinde maç dinlenmesine karşı çıkar , ağbimi paylardı.Ama ben bilirdim ki ağbim buna da bir çözüm bulurdu, buldu da....Bir kabloyla bağladığı hopörleri bisikletçinin önüne koyar, maçları hep buradan dinlerdik.Hele biricik aşkı Fener'in maçında , ağbimin sabahki halinden hiçbir eser kalmazdı. Yanına babam gelse onu bile fark edemezdi. Ağbim o sırada Lefter'den aldığı topu Can 'a vermiş, tekrar Can' dan almış ceza sahasına girmek üzere olurdu...Spikerin , çevredekilerin sesleri arasında ağbime bakardım, ağbim yoktu zaten.Lokantanın az ilerisinde toplanmış insanlar ,sigaraları yercesine tüttürürlerken ağızlarındaki küfürleri de eksik etmezlerdi.Takılmalar bir sonraki haftaya kadar sürerdi.Ağbim için ise o bir hafta yıllar gibiydi...'
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI