Gazinin Dönüşü
30 Mart 2009 Pazartesi 11:29
Ünye’de Kanije Kahramanı Tiryaki Hasan Paşa ile karıştırılan Navarin Gazisi Ünyeli Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşanın hikayesi.

Tiryaki Hasan Paşa, 1853 yılında fırtınadan kaçıp Sinop limanına sığınan Osmanlı donanması, burada Ruslar tarafından ani baskınla bozguna uğratılınca, savaşın ve donanmanın kaybedilmesinden duyduğu üzüntü deneniyle felç geçirmiş ve iki gözü de kör olmuştur.


Sinop Baskınına gelince,  şiddetli bir fırtınadan dolayı Osmanlı filosunun Sinop’ta demirli bulunduğu 30 Kasım 1853 tarihinde Rus Filosu,  Sinop limanına girer. Sinop limanı ağzındaki bataryalar ateş açarlarsa da Rus gemilerine isabet ettiremezler. Rus gemilerinin çoğunda modern toplar vardır. Ruslar tüm Osmanlı savaş gemilerini yakarlar ve batırırlar ve Sinop şehrini, özellikle Müslüman mahallesini topa tutarlar.  Osmanlı donanmasının 4.200 kişilik mürettebatının 2.700 ü şehit olur, 556'sı ağır yaralanır.


Bu felaketi ve yenilgiyi hazmedemeyen Tiryaki Hasan Paşa olaya bir tepeden bakarken üzüntü ve düşünceden beyin kanamasına bağlı felç geçirmiş ve gözleri kör olmuştur. Diğer yaralı ve gazilerle İstanbul’a gelen paşa burada tedavi ve emeklilik işlemleri tamamlandıktan sonra, kırk yıl önce küçük bir çocukken babası İbrahim Kaptan’ın iki direkli çektirmesine binip ayrıldığı memleketi olan Ünye’ye gelmiştir.


Hasan Paşa tahminen Ünye’de iki yıl daha yaşamış 1855 yılın da burada hayata veda etmiş cumhuriyet meydanındaki mezarlığa gömülmüştür. Tek çocuğu olan Hüsnü Bey bu sırada onüç yaşındadır ve Ünye’dedir. Yetim sayılarak özel himaye ile Heybeliada Bahriye Mektebine alınır.


Tiryaki Hasan paşanın gömüldüğü bu mezarlığın bir özelliği daha vardı.  Bir askeri mezarlık ve şehitlik gibiydi. Zaten o yıllarda kimse yatağında eceli ile ölmüyordu. Gencecik Anadolu çocukları, bilmedikleri cephelerde savaştan, soğuktan, açlıktan, bitten ölüyorlardı. En son buraya Çanakkale Şehitleri gömülmüştür. 


Tiryaki Hasan Paşa’nın bildiğimiz tek oğlu Hüsnü Bey 1861 yılında Mülazım-ı evvel çarkçı, (teğmen) olarak okuldan mezun olur. Havuzlar müdürlüğü, Camialtı Tersane Komutanlığı ve Bakırköy Reştehane-i Amire, halat fabrikası müdürlüklerinde bulunur.


Miralay Hüsnü Beyin dört oğlu olur. Adını sırasıyla, Daver, Hasan, Ahter ve Muhtar koyar. Daver Bey mühendis, Hasan Bey memur, Ahter Bey gümrükçü Muhtar Bey hariciyeci olur. Biz, buradan sonra Tiryaki Hasan Paşanın torunu Muhtar Bey ve çocuklarını izleyeceğiz. Bu hikaye bizi ileride bir kere daha Hasan Paşanın mezarına götürecektir.


 Hüsnü bey 1907 yılında emekli olur ve Göztepe’de yaptırdığı köşkte iki yıl sonra vefat eder ve Sahrayı Cedid mezarlığındaki aile kabristanlığına gömülür.


 Tiryakioğullarının  İstanbul Sahrayıcedid dek aile  mezarlığında


Miralay Hüsnü Beyin mezar taşı üzerindeki şöyle yazar


“Muhterem Tiryâki-zâde Hüsnü Beğ


 Gâzî-i Navarin Hasan Paşa’nın oğlu nâm-ver”


 


Ünye’de ki mezar


Muhtar Bey kardeşlerin en küçüğüdür, Behice Hanımla evlenir, Bülent, Samih ve Zinnur adında üç çocukları olur. Bir müddet İstanbul’da hariciyede çalıştıktan sonra babası Hüsnü Beyin Göztepe’deki konağının satılmasından hissesine düşen üç bin altını ve çocukları Bülent, Samih ve Zinnuru alarak ailece Samsuna giderler. Muhtar Bey bu parayla Samsunda bir çiftlik alır ve tütün ekmeye başlar. Yıl 1920 dir.


Bir ara fırsat bulup dedesi Tiryaki Hasan Paşanın mezarını aramak için Samsun’dan Gülcemal vapuruna binerek Ünye’ye gelir. O yıllarda Samsun’la Ünye arasında kara yolu bağlantısı yoktur.


Muhtar Bey mezarı bulur. Sağında solunda yetişen ağaçlar mezar taşlarını bozarak parçalamıştır, mezarı tamir ettirir, mermerleri yeniletir mezar taşını onartır. Bunu, Muhtar beyin oğlu,Samih Tiryakioğlu’nun notlarından ve ses kasetinden aynen aktarıyorum:


“1920’li yıllarda Samsunda bulunan babam Ahmet Muhtar Tiryakioğlu oradan Ünye’ye geçerek büyükbabasının kabrini arayıp bulmuş lahitin içinden çıkan bir ağacın mermerleri parçaladığını görüp tamir ettirmiştir. Bize de tenbih etti büyük dedenizin mezarı Ünye’dedir, vakit buldukça gidin bakın ilgilenin dedi.”


Yine, çevirmen-yazar –gazeteci Samih Tiryakioğlu’nun vefatından önce kaleme aldığı notları ve kaydettiği ses kasetinden edindiğimiz bilgilere göre o yıllarda mezarı gören çok iyi tanıdığımız biri daha vardır. Avni Çelik,  (Avni Çavuş) Avni Çavuş, mezar hakkında 1971 yılında büyük dedesinin mezarını aramak için Ünye’ye gelen Samih Tiryakioğlu’na şunları anlatmıştır.


Çocukluğumda kaymakamlık binasının sağındaki o zamanki adıyla Fevziye, şimdiki adıyla Anafarta ilkokuluna giderken rahmetli dedenizin mezarı önünden geçerdim. Mezar bir duvarın arkasındaydı, duvarda demir parmaklıklı bir pencere onun üzerinde de bir kitabe vardı. Kitabede Bahriye Mirlivası Tiryaki Hasan Paşanın Ruhuna Fatiha yazıyordu, ben de bir fatiha okur geçerdim.


 


 Kaybolan Mezar Ve Mezar taşı


1949 yılına gelindiğinde Belediye Başkanı Hüsrev Yürür, şimdiki Cumhuriyet Meydanını genişletmek için mezarlık duvarını geriye çeker: Son düzenlemeler yapılırken iki mezardan daha alınması gerekmektedir. Bu mezarlar Tiryaki Hasan Paşa ve eşine aittir. Mezarlar, oradan Saray Cami arkasındaki servi ağaçlarının dibindeki mezarların yanına taşır. Mezartaşı belediyenin deposuna kaldırılır. Atmışlı yıllarda burada yapılan yol çalışmaları sırasında mezarlar buradan da kaldırılarak Elmalık Çakırtepe mezarlığına nakledilir, orada mezar da taş da kaybolur.


Muhtar Bey Samsun’daki tütün işinden iflas etmiş 1933 yılında İstanbul’a dönmüştür. Çocukları Bülent ve Samih öğrenimlerine önce İstanbul’da sonra Samsun’da daha sonra yine İstanbul’da devam etmişlerdir. Bülent Tiryakioğlu Deniz Harp Okulu’ndan birincilikle mezun olmuş ve büyük dedesi gibi denizci olmuş fakat 1934 yılında ayrılarak tekrar kimya tahsil etmiş ve kimyacı olmuştur. Böylelikle Tiryakioğlu ailesinde denizci kalmamıştır.


Uran ve Demir adında iki çocuğu olan Bülent Bey, 1945 yılında hayata gözlerini yummuştur


Hikaye bundan sonra daha sürpriz bir şekilde devam etmektedir..


Diğer kardeş Samih ise Nişantaşı ve Galatasaray Sultanilerinde (Lise) Fransızca okumuş. 1943 yılında Ulus gazetesine çevirmen olarak girmiş, 1947 yılında Hürriyet Gazetesine geçerek yazı işleri müdürü olmuş ve İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsünü bitirmiştir..


Bu güne kadar hiç bilmediğimiz bu hemşehrimiz klasik ve modern dünya edebiyatı, hukuk, iktisat, tarih, din politika gibi konularda yüze yakın eser, Diriliş, Dr. Jivago, Anna Kareninna, Madam Bovary, Parma Manastırı, Rüzgar Gibi Geçti, Harp ve Sulh, İzlanda Balıkçısı gibi ve daha birçok dünya klasiğini de dilimize çevirmiştir.


yasar.karaduman@gmail.com


Gelecek Hafta


“Elli yıl sonra yerine getirilen vasiyet”



Bu Haber 519 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI