Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Aydın Yığman -İstanbul Beyoğlu Müftüsü / Allah ile kul arasına kimse giremez mi?
1 Temmuz 2014 Salı 09:34
İslam’da böyle bir şey söz konusu olamaz. Din bilginlerinin nasihat görevi vardır. İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak gibi vazifeleri vardır.


Din, bazılarının dediği ve görmek istediği gibi yalnızca vicdan işi değildir. Din, sadece vicdanlarda manevi bir terbiye değildir. Dinin hedefi, insan ahlakını yüceltmektir. Bunun için vicdanları terbiye etmeyi, insanın kalp dünyasını en güzel anlayışlarla süslemeyi amaç edinir. Hz. Peygamber, “Uyanık olun, kulaklarınızı açın, dikkatlice dinleyin!” diyerek bize seslenir. O kadar önemli bir şey söyleyecek ki, bunu kaçırmayın diyor. “İnsan bedeninde bir et parçası vardır. O düzgün olduğu zaman, ona bağlı olarak vücudun tüm organları iyi ve düzgün olur. O bozuk olduğu zaman insan bedeninde bulunan tüm uzuvlar bozuk olur. İşte o kalptir.”

Kalbi iyi adam dediğimiz zaman veya kalbi kötü adam dediğimiz zaman kalp atışlarının iyi oluşunu veya kötü oluşunu kastetmiyoruz. Kalbindeki inanç ve düşüncenin yansımalarını kastediyoruz. Kalp karar veriyor, beyne iletiyor. Beyin ise fiilin meydana gelmesi için motor görevi yapıyor. Kalbi iyi adam dediğimizde fiilleri de iyi adam demiş oluyoruz. Kalbi kötü adam dediğimizde fiilleri de bozuk, yaşantısı kötü adam aklımıza geliyor. “Ben iyi adamım, benim kalbim iyi.” demek yetmiyor. Salih amel olması gerekiyor. Salih amel, namazdır, hacdır, kurbandır, sadakadır, fakirlerin gözetilmesidir, oruçtur, yani dinin dışa bakan yönüdür, ameldir.

Din, hayatımızın her alanına yön veriyor. Din, sadece iman değildir. Onsuz din olmaz. Din, sadece ibadet de değildir. İbadet dinin önemli bir bölümüdür. Din, sadece ahlaki kurallar da değildir. Gıybet etmeyeceksin, haksızlık yapmayacaksın, başkalarının malına, canına, namusuna, bırakın tecavüzü, kötü düşünce dahi beslemeyeceksin. Kendin için istediğini kardeşin için de isteyeceksin. Kendine zarar bildiğini kardeşine de zarar bileceksin. Bunlar da ahlaktır. İman ne kadar kuvvetli ise bu ahlaki kurallar ve ibadetler de o kadar kuvvetli oluyor. Takdir etmek gerekir ki herkesin imanı bir değildir. İmanı kuvvetli olandan kötülükler meydana gelmiyor. Bakıyorsunuz “iyi adam, iyi Müslüman” diyorsunuz ama yalan söylüyor, hırsızlık yapıyor. Şimdilerde camilerimizde bile ayakkabı hırsızları türedi. Adamla namaza duruyorsunuz, sizin ayakkabınızı kaçırıyor. Kundaktaki sabiyi öldürüyor, masum insanları katlediyor. Küçük kız çocuklarına musallat oluyor. Toplumda mikrop görevi görüyor. İnsan vücudundaki mikrobu yok etmezseniz o mikrop, insan vücudunu yok eder. İşte, bir de bu tür zararlı işler yapanlara karşı dinin caydırıcı yönü var ki, buna ukubat, yani cezalar diyoruz. Toplumda böyle mikrop olan insanlara gereken cezalar verilmezse toplum hayatı fesada uğrar.

Görüldüğü gibi din sadece vicdan işi değildir. “Allah’la kul arasına kimse giremez.” deniyor. Bu sözün dinimizle alakası yoktur. Böyle bir söz, ne Kuran’da, ne sünnet de, ne de âlimlerimizin görüşleri arasında vardır. Bu sözün aslı Hıristiyan dünyasına aittir. Hıristiyanlık Roma İmparatorluğunun resmi dinidir. Roma, Katolik dünyasının merkezi olmuştur. Papa, Hz. İsa’nın vekilidir. Papalık bu konumunun getirdiği avantajla arazi yönünden dünyanın en zengin kurumu haline gelmiştir. Hıristiyanlıkta günahların para ile affedileceği inancı vardır. Bu da halkın soyulması demektir. Soygunculuk olayı ile karşı karşıya kalan halk bir kurtarıcı beklemektedir. İşte bu kurtarıcı Alman kilisesine mensup Luther isminde bir rahiptir. Katolik kilisesine cephe alır ve 1517 yılında Vitenberg kilisesinin kapısına 95 maddelik bir beyanname asar. Buna göre “Papa da dâhil, hiç kimse Allah adına günah affetme yetkisine sahip değildir. Allah ile kul arasına kimse giremez.”diyerek kilisenin ilk Hıristiyan inancına dönmesini ister.(İlk inançlarına göre günah işleyen pişmanlık duyuyor yalnız kalıyor ve Tanrı onu affediyordu.)İşte “Tanrı ile kul arasına kimse giremez.” sözünün aslı buraya dayanmaktadır. Görüldüğü gibi kilise, madde hırsı ile kendisini Tanrı yerine koymuş, günah affetmiş, cennette arazi satmış, Luter ise buna karşı çıkarak kilisenin aradan çekilmesini istemiş, dilerse Tanrının affedebileceğini ifade etmiştir.

İslam’da böyle bir şey söz konusu olamaz. Din bilginlerinin nasihat görevi vardır. İyiliği emretmek kötülükten sakındırmak gibi vazifeleri vardır. “Din vicdan işidir, Allah ile kul arasına kimse giremez.” demek doğru değildir. Müslüman, vicdanında kabul ettiği inancı ile dış dünyasını da güzel amellerle süslemek zorundadır. Bunun gösterişle bir alakası yoktur. Yoksa salih amel diye ifade ettiğimiz kavramın bir esprisi kalmazdı. Allah dinimizi kâmil manada anlamayı bize nasip etsin…



Bu Haber 1229 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI