Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
İrfan Yıldız Beşlioğlu / ASARKAYA… ASARKAYA… (Değerlendirme ve Sonuç)
5 Temmuz 2014 Cumartesi 08:22
Bir yöre sakini; bu evliya için, ‘Kertenkele Evliyası ‘ dedi. Bunun nedeni, çevresini kertenkelelerin yoğun bir şekilde bekliyor olmasıymış
Bir başka yöre sakini; ‘Balık Evliyası’ dedi.
Bunun da nedeni dağın doruğunda, kayanın kuytusunda bulunan minik gölde balıkların yaşıyor olmasıymış.
“Mübarek olmasa, balık oraya nerden çıkacaktı” dedi


Dertlere deva, hastalara şifa, cin karışmışlara kurtuluş, evlenemeyenlere kısmet ve çocuğu olmayanlara mutlu işaret vb. olduğuna inanılan Asarkaya Evliyası hakkında; son bir değerlendirmeyle, konuyu bağlayacağım.
Halkın Asarkaya’ya olan inancı; bilinçlerin derinliğine öylesine işlemiş ki; yörede yaşayan ve belli bir yaşın üzerinde olan herkesin belleğinde, ona dair bir cümle var.
Bir yöre sakini; bu evliya için, “Kertenkele Evliyası” dedi. Bunun nedeni, çevresini kertenkelelerin yoğun bir şekilde bekliyor olmasıymış.
Eskiden köyde, ev önlerine kurbağalar ve kaplumbağalar yaklaşırdı. Büyükler onlara kötü davranılmamasını isterdi. Çünkü derlerdi, onlar sahip. Buraların sahibi. Kertenkele evliyası diyen vatandaş kertenkelelerden dolayı bu evliya için sahipli evliya diyordu.
Bir başka yöre sakini; ‘Balık Evliyası’ dedi. Bunun da nedeni dağın doruğunda, kayanın kuytusunda bulunan minik gölde balıkların yaşıyor olmasıymış. ‘ Mübarek olmasa, balık oraya nerden çıkacaktı’ dedi.
Bir başkası, ‘önünde seccade şeklinde kaya düzlüğü bulunması ve üzerinde namaz kılınması nedeniyle ‘Seccadeli Evliya ‘ dedi.
Bir başkası; “Orada karşılıklı iki taş vardı. Taşların üstünde de köprü gibi bir taş vardı. Onun altından geçer ondan sonra namaz kılarlardı.” dedi.
Diğer bir vatandaş “Dilekte bulunan, neyle ilgili dileği varsa ona dair bir işaret bağlardı. Hastalığı olan hastalığına dair bir bez bağlardı. Evlenmek isteyen kızlar daha çok oyalı yaşmak (yazma) bağlardı” dedi. Bir yaşlı kadın, köy ve muhitindeki birçok kişi için; “o huyunu orada, Asarkaya da bıraktı, filancının derdini Asarkaya aldı” diye anlatır dururdu.
Hattâ köyün nineleri, huysuzluk edenler için: “Bunu Asarkaya’ya götürmeli, başka çaresi yok” derlerdi.
Bir başka kadın; “Ben oraya iki üç defa gittim; orada kurbanlar kesilir adaklar adanır, namazlar kılınır, taşın altından geçilir ve dua edilirdi, yamalık götürülüp bağlanırdı. Kayadaki kuyudan su içerlerdi. Kayanın içinde şehit var dediler. Orada hasta olanı uyutuyorlardı. Uyurken rüyana giriyorlardı. Rüyada görünüp derdinle ilgili bir şey söylüyorlardı. Uykudan uyanan sersemleşiyordu ve bir zaman sonra kendine geliyordu. Ben bunları kendi gözlerimle gördüm. Evliyanın etrafı doğal çiçeklerle süslü ve rengârenkti.”
Görüldüğü gibi Asarkaya anlatılarının sonu gelmez. Çünkü halkın hafızasında bunların derin izleri var. Düğünde, dernekte, cenazede; cemiyetin herhangi bir meclisinde… Sohbetin bir anında, “Falancın çocuğu, Asarkaya’da adandıktan sonra oldu!” derler. Filancının kızı deliydi, Asarkaya’da iyileşti, ondan sonra kocaya verdiler; bak şimdi çocukları, torunları var!” diye misal verirler. Yüzlerce, binlerce yılın derin izleri kaybolacak gibi değil. Zaten kaybolmasın da!
Bilindiği gibi, Asarkaya yüksek ve sivri bir tepenin üzerindedir. Aynı hattan Batıya doğru bir çizgi çektiğinizde; Cevizdere’de Tozkoparan Kaya Mezarı ve ilkel yerleşimi, Ünye’nin Şıhnız( Şehnuz, Şeyh Yunus) Evliyası, Terme’nin Cinibağdat Evliyası, doğuya doğru gittiğinizde; Gölceğiz Karga Evliyası, vardır.
Bir başka açıdan; Batıya doğru, Cevizdere’de Tozkoparan Kaya Mezarı ve ilkel yerleşimi, gene bir sivri tepe üzerindeki Ünye Kalesi, Ünye’nin Kızılkaya Tepesindeki ilkel Mağaralar ve eskil yerleşim izleri, gene bir sivri tepe üzerindeki İkizce’nin Gençağa Kalesi vardır. Doğu yönünde ise: Fatsa’nın Cıngırt Kalesi Ve Eskil yerleşimi vardır.
Asarkaya, bu inançsal-kültürel-yerleşimsel eskil kodların ortasında ve arasındadır.
Bilindiği gibi Kılıç Kökten’in çalışmalarıyla, Ünye’nin ve özellikle de Cevizdere ve çevresinin çok çok eski bir yerleşim bölgesi olduğu sabittir. Buradan Yontma Taş Devrinden başlayarak, birçok ilkel yaşamlar gelip geçmiştir. İnsanlık, uygarlık ve kültür bakımından üst aşamalara doğru tırmandıkça; bölgenin yaşayan kültürleri renklenmiştir. Bilindiği üzere; insanlık inanç bakımından birçok aşamadan geçmiştir. Keza Türkler de inanç bakımından birçok aşamadan geçmiştir. Anadolu’da tüm halkların, kültürlerin ve inançların hamur olup yoğrulduğu, karışım ve bileşimlere uğradığı açıktır. Yüksek dağlara, yüksek kayalara, yaşlı ağaçlara, ulu ormanlara duyulan saygı, Türklerin Orta Asya’dan getirdikleri bir kültürdür. (Benzeri durumlar, Amerika’daki yerli kabilelerde ve özellikle Kızılderililer’de söz-konusudur) Orta Asya’nın eskil kültür ve inançları, değişik öz ve biçimlerde, Anadolu’da yaşamını sürdürmektedir. Türkler, İslam dairesine girdikten sonra da; eskil kültürleri, biçim, yöntem ve alan değiştirerek, ama çekirdeğindeki ruhu koruyarak yeniden yapılanarak, gündelik yaşamda etkinliğini sürdürmüştür. Atalardan torunlara aktarıla gelerek varlığını korumuştur. Bunlar; dil’de, söylemde, üslûpta, ifadede, konuşma reflekslerinde, hâlâ diridir. Bazen bilinç düzeyinde, bazen de bilinçaltı düzeyinde, bazen toplumun ortak bilinçdışında ( ortak bilinçaltında) varlığını ve yaşama inadını devam ettirmektedir. Cevizdere ve çevresi öylesine derin kültürel derinliklerle doludur ki; Ünye Kızılkaya’daki kilise ve kaya mezarları keşfedildiği halde, Cevizdere’de bulunan eskil uygarlıklarla ait mevcudiyetini koruyan yapılar hâlâ keşfedilememiştir. Aslında, öyle ki, Canik bölgesi, Karadeniz’in Kapadokyası’dır. Cevizdere ve Asarkaya yöresi de buranın Ihlara Vadisi’dir.
Asarkaya’da daha gitmediniz mi? Asarkaya sizi çekler! İsterseniz karşıdan bir bakın! Nasıl mı çekiyor? Her bildiğ mi yazamam!

(ASARKAYA YAZILARIMA
BİR ZORUNLU ZEYİLNÂME)
BİR ASARKAYA EFSANESİ:
BEŞ ADAM VE
HZ. MUHAMMED’İN
ATININ (NAL) İZİ VE
SONSUZ YILDIRIMLAR!

Gerçi, Asarkaya konusunda birçok yöne değinmiş bulunuyorum. Ne var ki; öğrendiğim yeni şeylerin heyecanı bir ek yazıyı gerektirdi.
Bir yöre insanı dedi ki: ‘Kayanın zirvesindeki izin anlamını biliyor musun? Dedim ki, yok. Dedi araştır. Dedim sen söyle! Dedi ben korkarım.
Konu, merak merceğimi harekete geçirdi. Yörede yaşayan ve hem Asarkaya Tepesi ve hem de Tepe-Boz (bu günkü Kent Ormanı mesire yeri) mevkiini çok iyi bilen biriyle görüştüm. Bilmediğim ya da detaylandıramadığım bazı konular yerine oturdu. Ayrıca kayanın zirvesindeki taş olayını da aydınlığa kavuşturdum. Şöyle ki:
Asarkaya’da, hasta olan, şifa için Allah’a yakarıyor. ‘Bu hastaya ne gibi bir şifa olması lâzım, nasıl bir manevî iklim lâzım?’ husûsunda manevî iklimde ve mahiyetini bilemediğimiz şekilde, kayadaki mevkiden, karşı tepede yani Tepe- Boz’da bulunan makama soruluyormuş. Oradan gelen manevî (cevaba) konuşmaya göre, berideki kayada şifa iklimi oluşuyormuş. Bunu ben öteden beri büyüklerimden dinlerim.’
Dedim ki, bu makam-mezar için kimisi var diyor, kimisi yok diyor; sen böyle bir şey gördün mü?
Dedi ki: ‘Yahu ne diyorsun! Olmaz olur mu? Çamlık kurulurken, orada büyük bir kabir vardı. Etrafına taşlar dizilmişti. Çevriğe alınmış, duruyordu. Oraya yağmur gibi yıldırım iniyordu. Korkudan kimse yaklaşamıyordu. Hatta lojman yapılırken çok zorluk çekildi. Yerin altına bazı maddeler gömdüler. Yıldırımları çeksin diye. Böylece biraz önlense bile yıldırımları kesemediler. O bölgede hâlâ yıldırımlar çok oluyor. Zâten senede kaç ağaç yanıp kuruyor bu yüzden.’
Kendisine Asarkaya’daki beş adamı sordum. Biraz korktu. ‘ Anlatayım mı?’ dedi. Ben ısrar ettim. Bunun üzerine: ‘Beş kişi gezmek için Asarkaya’ya çıkmışlar. Üç kademe var. İkisine kadar sorun yok ama üçüncü kademe olan zirveye çıkılması tavsiye edilmiyor. Çünkü çıkan inemiyor. Bu beş kişi ikinci kademeye kadar çıkmış. Zirve için tereddüt etmişler. Bir tanesi ben çıkarım ne olacak demiş. Çıkmış fakat geri inememiş. Allah’a yalvarmış buradan benim inmeme izin ver sana beş kurban keseceğim. Allah izin vermiş. İkinci kademeye inmiş fakat nasıl olsa bundan sonra inerim diyerek içindeki niyeti bozmuş. Adamın oracıkta canı çıkmış. Diğer dört kişi ise kaybolmuş. Artık ne gören olmuş ne duyan. Kötü fiil ile ve kötü emel ile yâni bozuk kalp ile oraya yaklaşmak çok tehlikeli. ‘
Zirvedeki iz nedir? Diye sordum. Önce anlatmak istemedi. Yahu bunları konuşmak doğru mu bilmiyorum, dedi. Ben ısrar edince: ‘ Orada Peygamber Efendimizin atının nalı(nın) izi var. Mübarek nasıl olmuş, nasıl gelmiş, ne olmuş, bilmiyorum ama Peygamberimizin atıyla bu zirveye bastığı söyleniyor. Ben de inanıyorum. O yüzden o zirve yani üçüncü kademe çok hassas.’ Dedi. Yalnız bu son cümleleri kurarken bir hayli heyecanlandı, gerildi ve ses tonu yükseldi. Hatt⠑bu kadar yeter bana müsade’ dedi.
Görüldüğü gibi Asarkaya olayı çok derin, elektrikli ve rüzgârlı bir konu. Toplumsal bellekte, okyanuslardan göklere kadar bulutlu, dalgalı, çok katmanlı ve girift bir yeri var.. Bu konuları konuşmaktan bile endişe ediliyor. Geleneksel olarak, insanların, kutsal bildikleri veya kutsal saydıkları şeyleri, yerleri sır kabul ederek, üzerinde yorum yapmaktan kaçındıkları (da) bir gerçek.


Bu Haber 2422 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI