Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman / TÜRKLER NASIL MÜSLÜMAN OLDULAR? (11)
9 Şubat 2015 Pazartesi 08:20
yasar.karaduman@gmail.com
Doğumda Anadolu’da
Halen Yaşayan
Türklerin ilk dinleri
Gök Tanrı ve Şaman İnançları

Anadolu’da halen doğum olayında Göktanrı İnancı ve Şamanizm kökenli bu inançlara sıkça rastlanmaktadır.

Türkler Müslümanlıkla 650 yıllarında tanıştılar, Müslümanlığa geçmeleri 400 yıldan fazla sürdü. Bizim içinde olduğumuz Oğuz Türkleri 1000 - 1100 yıllarında Müslüman oldular. 1071 de Malazgirt Savaşında daha İslam’a geçmemiş Türk boyları vardı.
Aradan bin yıldan fazla geçmesine rağmen bile bugün Anadolu’da yaşayan eski dinden yüzlerce öge vardır. Biz bunları İslamiyet e varmış gibi biliriz, İslamiyet bunları kabul etmez ve yasaklar, geçen sayıda bunları tek tek anlattık. Bu günde bu inançların doğumla ilgili bölümlerine bakacağız..

Anadolu’da Doğumla İlgili
Eski Dinden Kalan kalıntılar:
Eski dinimiz olan Göktanrı İnancından getirdiğimiz bugün Doğumda ve Ölümde halen yaşayan ve uygulanan şeyler vardır. Bugünkü konumuz bunlardan doğumla ilgili olanlarıdır. Anadolu’da halen doğum olayında Göktanrı İnancı ve Şamanizm kökenli bu inançlara sıkça rastlanmaktadır.

Doğu Karadeniz bölgesinde
doğum öncesi Göktanrı inançları
Giresun'da çocuğun beşiğinin münasip yerine kömür ve kül torbacıkları asılır. Kömürün ve külün çocuğu kötü ruhlardan koruduklarına inanılır.
Ordu'da ocaktan alınan kül bir torbaya konarak çocuğun beşiğine asıldığında çocuk al basmasına karşı korunur.
Rize'de kırklı çocuğun yanına girenlerin ellerini demir zincire sürmelerinin temelinde demirin koruyucu gücü ile ilgili eski Tük inançlarının izleri vardır.
Trabzon'da cenaze yeni doğan çocuğun evinin yakınında taşınmaz.
Ordu'da kırkı çıkmamış bebeği loğusa kadın ziyaret edince bebeği al basmaması için yukarı kaldırırlar.
Bu uygulamaların temelinde koruyucu, kurtarıcı en büyük gücün gökte, yukarıda olması inancı vardır. Gök tanrı inancında Tanrı gökte bulunmaktadır.

Çocuğu Olmayanlar
Bazı mekanların kutsiyetinden yararlanmak için buralar ziyaret edilir ve çocuğu olmayanların çocuğu olacağına inanılır. Bunun derinliklerinde Türklerin eski inançlarının izleri vardır. Kısırlığın giderilmesi için, mezarlardan yardım bekleme inanışı da eski Tük Göktanrı inancına dayanmaktadır.
Trabzon'un Şalpazarı bölgesinde çocuğu olmayan kadınlar Sis dağındaki Hâl Evliyası'na giderler. Evliyanın mezarının çevresi taşlarla çevrilidir. Çocuğu olmayan gelin önce abdest alır, namaz kılar, sonra mezarın yanında yatar ve elini taşların altındaki deliklerden birine sokarak bir avuç toprak çıkartır.

Hamilelik Dönemi
Hamileliğin önemli konularından birisini de çocuğun cinsiyetiyle ilgili yapılan yorumlardır.Anadolu’da konuyla ilgili olarak, kadının fiziksel görünümüne, yediklerine , davranışlarını dikkate alınarak çeşitli yorumlar yapılmaktadır.. Kadının hamile kaldığı andan itibaren çocuğun annenin tüm davranışlarından etkileneceği bilimsel olarak kanıtlanmış olup, bu konuyla ilgili olarak eski Türklerde çok yaygın olan inanış sistemi aynen günümüze gelmiştir..Hamile kadın, ayıya, maymuna, deveye bakmaz, balık, tavşan, paça, kelle yemez, sakız çiğnemez, cenazeye gitmez..

Doğum Öncesi İnançları
Hamile kadına, bebeğini kolay dünyaya getirsin diye kocasının ayakkabısına su doldurulup içirilir. Hamile kadın, un eleyen birine bakarsa bebeğinin beyaz olacağına inanılır..
Hamile kadının doğum sancıları başladığında elmayı dişletip bıraktırılır. Hamilenin dişlediği bu elma bebeği olmayan bir kadına verilir ve yemesi sağlanırsa onunda bebeği olacağına inanılır. H. A. Başal..

Al basması
Bin seneden beri Müslüman olmuş Türklerde hâlâ İslam öncesi inançlarının izleri görülmektedir. Bunlar arasında en önemlilerinden birisi “Al Basması inancıdır. Göktanrı inancına göre al basmasının nedeni “Alkarısı” denen kötü bir ruhtur. “Alkarısı” tüfek sesinden, demirden ve kırmızı renkten korktuğundan ondan korunmak için loğusanın başına al kurdela ya da yazma bağlanır, kırmızı altın takılır, loğusaya kırmızı şeker hediye götürülür. Eskiden kırmızı renkli loğusa şerbeti , içirilirdi..

Kırklama
Doğumdan kırk gün sonra çocuğu ve anneyi arıtmak, topluma katılmalarını sağlamak ve hastalıklardan, uğursuzluklardan korumak amacıyla “Kırklama” (Kırk Çıkarma) yapılır.
Kırklama’da vücut yıkandıktan önce ya da sonra su baştan aşağı dökülür. Suyun içine altın, gümüş yüzük, küpe, anahtar, ustura, yumurta, kırk adet arpa ya da buğday, çakıl taşı, fasulye, fındık, demir anahtar, tespih gibi şeyler konabilir.

Ad verme
Eski Türkler arasında çocuklara ad verilmesinde bazı konulara önem verilirdi. Çocukları yaşamayan aileler, yeni doğan çocuklarını, çocukları ölmeyen bir aileye para karşılığı satıp bir süre sonra geri alırlardı.
Bu çocuklara Satı, Satılmış, Satıbal, Satılgan, Satkın gibi adlar verilirdi. Çocuğun uzun ömürlü olması için Tokta, Toktamış, Yaşar, Durmuş, Dursun, Durdu, Temel, adları verilirdi. Kaynak: Prof. Dr. Murat Yurdakök Hacettepe Üniversitesi

Doğum Sonrası
Bebeği Tuzlama töreni
‘Tuzlama töreni’ doğumdan hemen sonra birkaç saat içinde gerçekleştirilir. Kimisine göre bebek ‘ter kokmasın’ diye, kimisine göre ise ‘beyaz tenli olsun’ diye yapılan bu törende bebeğin üzerine tuz serpilir. Ardından kara bir kalemle bebeğin ‘kaşı çekilir’ ve alnının ortasında nazar değmesin diye çivit mavisiyle mavi bir leke yapılır.

Doğum Sonrası
Yeni doğan bebek yirmi günlük olduğu zaman, bebeğin yıkanacağı suyun içine yumurta kabuğu ve herhangi birisinin altın yüzüğü konulur ve kırk defa su dökülür. Anne ve bebek bu suyla yıkanır.
Bebeğin göbeği düştükten sonra okul bahçesine gömülürse çocuğun okumuş, cami bahçesine gömülürse çocuk imanlı, evin bahçesine gömülürse çocuk evcil olurmuş Bebeğin göbeği evde kalırsa büyüyünce evine bağlı, dışarı çıkmak istemeyen biri olur. Bebeğe ilk gittiği yerde, evlerine dönerlerken hırsız olmasın diye yumurta, kısmetli olsun diye ekmek verilir. Bebek ilk kırk gün korkmaması için dışarıya çıkarılmaz. Bebek sabırlı olsun diye doğduktan sonra üç vakte kadar süt verilmez. Kaynak: Handan Asûde Başal Uludağ Üniversitesi


Kaynaklar ve alıntı:
Handan Asude Başal, Uludağ Üniversitesi


Bu Haber 2072 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI