Ressam Osman Hamdi Efendi'nin ünlü tablosu "Kaplumbağa terbiyecisi” hayat hikayesi ile atmışlı yıllarda tüm Türkiye'nin gündemini işgal eden Ünyeli armatör Süleyman Saim Birkök'ün evinden çıkmıştı.
1850 lü yıllarında Ünye'den İstanbul'a gelerek burada bir tersane kuran "Kaptanlar" lakaplı Ünyeli Eğrizade Mehmet kaptanın dört çocuğundan biri olan Süleyman Sami Birkök, resme meraklı bir resim toplayıcı yani koleksiyoncu idi. Şişli’de yaşadığı köşkte dünyaca ünlü ikiyüz civarında tabloyu toplamıştı.
Hikaye, Süleyman Saim Birkök’ün seksen yaşlarında iken evlatlığını tabanca ile öldürmesi üzerine başlar. Hürriyet gazetesinden yazar Emel Armutçu’nun makalesini belge kabul ederek derlediğimiz kadarıyla olay şöyle gelişir:
“1960'ların başında, profesör Mustafa Cezar, araştırma sırasında, Şişli'de mühürlenmiş bir evde beş Osman Hamdi tablosu olduğunu öğrenir. Köşk cinayet nedeni ilke mühürlenmiştir. Sahibi hapistedir. Tabloların fotoğrafını çekmek için köşkün sahibinden izin alınması gerekmektedir.
Köşkün sahibi Süleyman Saim Birkök, sanatsever bir kader kurbanıdır. Hiç evlenmemiş, bir askerlik arkadaşının kendi adını verdiği oğlunu evlat edinmiştir. Okuması için İsviçre'ye bile gönderdiği küçük Saim, hayırsız çıkmıştır. 1969 yılında, Balat'taki tersanede çıkan bir tartışma sırasında, Birkök manevi oğlunu tek kurşunla öldürür. Prof. Mustafa Cezar onu Sultanahmet Cezaevi'nde ziyaret ettiğinde, kanserle boğuşmaktadır, profesörün istediği izni verir.
Prof. Cezar, tabloların fotoğraflarını çekecek gazeteci, mahkeme hakimi, zabıt katibi, avukat ve köşkün bekçisiyle birlikte, mühürü sökerek içeri girer, ışıklar yanınca, toz toprak arasında inanılmaz bir hazine çıkar ortaya, biri Kaplumbağa Terbiyecisi olmak üzere beşi Osman Hamdi'ye ait, 200'den fazla Türk resmi vardır içeride.
Saim Birkök kısa bir süre sonra, hakkında bir hüküm verilemeden ağır hastalık nedeni ile tahliye edilir ve 1971'de ölür. Kaplumbağa Terbiyecisi'nin uzun serüveni de böylece başlar.
Birkök, daha 1962'de vasiyetinde mal varlığını adına kurulacak bir vakfa bırakmıştır. Ancak ölümünden sonra yaklaşık elli kişi mirasçısı çıkar, vasiyetin iptali için açılan davalar uzar. Vakıf, ancak yirmi yıl sonra kurulabilir. Bu arada tablolar Resim Heykel Müzesi'ne teslim edilir ve
Kaplumbağa Terbiyecisini, bir sürü serüvenden sonra 2002'de beşbuçuk milyar liraya İstanbul Tepebaşındaki Pera müzesi satın alır.
Ünyeli Prof. Necmettin Polvan’ın yardımı ile hastaneden çıktıktan kısa bir müddet sonra vefat eden Birkök’ün Ünye’den de olmak üzere bir sürü mirasçısı ortaya çıkar. Birinci derecede akraba olmayan bu mirasçılar gereken belgeleri gösteremeyince bütün servet vasiyeti üzerine kurulan Birkökler Vakfına kalır. O günlerde Ünye'de yaşayan çok yakın akrabası olan, dedelerinin amca çocukları olduğu söylenilen üç bayan vardır. Bunlar, Ferit Ürer ve Kadir Ürer kardeşlerin annesi Saniye Hanım, Aptullah Tonyalı'nın annesi Fethiye Hanım, Yılmaz Ergün ve Ali Ergün'ün annesi Arziye Hanımdır. Bütün uğraşmalarına rağmen onlar da akraba olduklarını belgeleyemez ve mirastan pay alamazlar.
Saim Birkök’ün hayat hikayesi sanıldığından çok daha hüzünlüdür. Dünyanın en ünlü tablolarını Şişli’deki müze gibi konağında toplayan bu Ünyeli tersane sahibinin halen Ünye’de yaşayan akrabaları vardır. Evlatlığı olan Saim vurulduğu yıllarda kırk yaşlarında bir makine mühendisi idi. Firdevs isimli bir bayanla evli ve İstanbul’daki Fransız okullarından birinde okuyan iki erkek oğlu vardı. Eğer yaşıyor olsaydı bugün 75 yaşlarında olacak olan evlatlık Saim’in annesi ve babası da Ünyeli idi. Öldürüldüğü sırada, iki oğlu 15 yaşlarında idiler. Bu çocukların bugün tahminen 50-55 yaşlarında olmaları gerekir. Evlatlık Saim’in Ünye’deki babasının adı ve soyadı bilinmemektedir. Annesinin ası ise NURSİDE veya NURSADE’dir. Cenazesi Ünye’ye getirilerek bilemediğimiz bir yerde toprağa verilmiştir.
Ailesi Birkök’lerin İstanbul’dan eski komşuları olan ve Ankara’da yaşayan Doç. Dr. Belma Konuklugil bu araştırmanın daha detaylı yazılması için çok yardımcı olmuştur. Ancak tanıkların vefat etmiş olmaları ve hayatta olanların da konuşmak istememeleri üzerine araştırmadan şimdilik bu kısa bölümü yayınlayabiliyoruz. Babası emekli sanat okulu öğretmeni olan ve Saim Bey’in muhasebeciliğini yapmış İstanbul Beylerbeyinde oturan bir bayan konuşmak istemediği için araştırmada fazla yol alamadık.
Bu konuda bilgisi ve duyumu olanlar böyle bir olayı hatırlayanlar veya Nurside isimli bayanı veya Ünye’deki ailesini tanıyanlar bize yardımcı olurlarsa seviniriz.
Gelecek hafta yeni bilgiler bulabilirsek bu hikayeye devam edeceğiz.