Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman/ TARİHİN SAKLADIĞI SIRLAR 18
5 2015 Cumartesi 09:26
yasar.karaduman@gmail.com
Şansın varsa bit’in bile işe yarar
Rüstem Paşaya Kanuniye damat olma ve paşalık yolunu açan bit hikayesi

Değerli okuyucular, bu yazı serilerini izliyorsanız dikkatinizi çekmiştir; bir müddetten “TARİHİN SAKLADIĞI SIRLAR” adı altında tarihte çok bilinmeyen ilginç olayları yazıyoruz.
Tarih sevmeyenler için sıkıcıdır, hele Osmanlı tarihi daha da sıkıcıdır. Diğer yazılarımda beni okuyan sevgili okuyucularım tarihe geldiğinde daha az okuyorlar, lütfen kendinizi zorlayarak bunları okumaya çalışın; hem çok haz duyacaksınız hem çok şey öğreneceksiniz.
Tarih, savaşlar, padişahlar, krallar, şehzadeler entrikalar, boğmalar, öldürmeler, sultanlar, asılanlar, kesilenlerle, sevmeyince okunacak şey değildir. İnsan bu karmaşa içinde boğulur gider, meraklıları için de sonu gelmeyan bir zevktir…
Bugün sizlere Kanuni ve Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan’a talip olan Rüstem Paşa’yı ve onun evlenmesinde geçen bir ‘bit hikayesini’ anlatacağım.
Göreceğiniz gibi tarih, savaşlar, barışlar içinde bazen böyle ilginç ve komik hikayeleri de yazar.


Bitli Paşa
“Kehle-i İkbal”
Sultan Süleyman’ın biricik kızı Mihrimah Sultan’ın iki talibi vardı, birinci talibi Mimar Sinan, ikinci talibi Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa. Gerçek tarihte Mihrimah Sultan’ın dizideki gibi aşık olduğu Malkoçoğlu yoktur, Malkoçoğlu Bali Bey bu olaydan yüz yıl önce yaşamıştır, bu bir kurgudur.(Adı da Vali Bey değil Bali Bey'dir.) Hürrem Sultan ise kızını Rüstem Paşa’ya vermek istiyordu.
Aslında tarih Kanuni’nin iki kızı olduğunu yazar, ilk kızı 1519’da Fulane Hanım’dan doğan Raziye Sultan’dır. Her nedense Raziye Sultan hakkında fazla bilgi yoktur. Kanuni, Mihrimah Sultan’a çok önem vermiş, onu bir erkek şehzade gibi yetiştirmiştir.

Rüstem Paşa Cüzzamlıdır
Mihrimah Sultan’ın Paşa aile evlenmesini istemeyenler bir dedikodu çıkarırlar Rüstem Paşa cüzzam hastası diye. Cüzzam mikrobu, deri ve siniri tutarak belirtilerini gösteren, o yıllarda çaresi olmayan bir hastalıktı, çaresi iki yüz elli yıl sonra 1876’da Norveçli Bilim Adamı Armauer Hansen tarafından bulundu.
Bu hastalıkta etler yara olur, dökülür ve kemikler ortaya çıkar. Özellikle ellerde ve yüzde görülür, yüzdeki bütün etler çürür ve dökülür geriye kemikler kalır. Halk arasında bulaşıcı olduğuna inanılır, büyük salgınlara sebep olmuşlardır. Batılılar bu hastalığa LEPRA derler. Çaresi olmadığı çağlarda Lepra hastaları şehirden ayrı bir yerde tecrit altında ölüme terk edilirlerdi.

Rüstem Paşa’nın düşmanları bu evlilik gerçekleşmesin diye “Rüstem Paşa cüzzam hastası” dedikodusu çıkardılar.
Rüstem Paşa, 1526 Mohaç Seferi'nde Kanuni'nin silahtarı iken Enderun’a (Saray Okuluna) alındı. Padişahın gözüne girince Diyarbakır Beylerbeyi oldu, daha sonra da Anadolu Beylerbeyi. 26 Kasım 1539'da Şehzade Cihangir ve Şehzade Beyazıt’ın sünnet düğününde Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlenmiştir. Bu nedenle 'Damat' sıfatıyla anılır.
Rüstem Paşa, aynı zamanda çok akılı ve kurnazdı, bir sadrazamdan çok ekonomi alanında bilgili oluğu söylenir.
1500 yılında Hırvat asıllı Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna yakınlarındaki Sarajovska adlı bir köyde doğmuştur. Genç yaşta İstanbul'a getirilip devşirilen Rüstem Paşa, Enderun'da eğitim gördü. Üstün yetenekleri dolayısıyla Sultan Süleyman'ın gözüne girdi.
Mihrimah Sultan’a Mimar Sinan’da talip olmuştur. Rüstem Paşa ile evlenince Mimar Sinan’ın bütün dünyası yıkılmış, Rüstem Paşa’ya kin beslemiştir. Bu kinini bugün Eminönü Meydanında Rüstem Paşa için yaptığı caminin karmaşık mimarisi ile ortaya koymuştur. Rüstem Paşa bunun üzerine Mimar Sinan’ı Kanuniye “Bana dünyanın en kötü camisini yaptı” diye şikayet etmiştir. Mimar Sinan, caminin içini dışını dünyanın en kıymetli çinileri ile süsleyerek Rüstem Paşa’nın gazabından kurtulmuştur.
Rüstem Paşa’ya cüzzam hastası denmesi, bir gün padişahın kulağına gider. Paşa’nın sadrazam olması ile saraydaki birçok kişinin makam ve çıkarlarının da tehlikeye gireceği muhakkaktı. Bu nedenle sarayda Rüstem Paşa aleyhine bir lobi oluşmuştu. Bunlar hükümdarı kararından vazgeçirmek için Rüstem'in hasta olduğu haberini yaymaya başlamışlardı. Padişah duyduklarına üzüldü, Rüstem Paşa’nın cüzzamlı olup olmadığını nasıl anlayacaktı?

Rüstem Paşa’nın Cüzamlı Olduğu
Nasıl Anlaşılacaktı?
En doğrusu hekimbaşını Diyarbakır'a göndererek durumu bizzatöğrenmekti.
Paşayı incitmeden gerçeği öğrenmenin bir yolu olmalıydı. Hekimbaşını huzuruna çağırttı, ne yapılması gerektiğini sordu.
Hekimbaşı da: "Hünkârım, Rüstem Paşa'nın gururunu incitmeden onun cüzzam olup olmadığını anlamak kolaydır. Zira cüzzam olan birinin vücudunda bit ve pire gibi canlılar yaşayamaz. Bu nedenle Diyarbakır'a gidip çamaşırhanede araştırma yapmakla her şey kolayca anlaşılır." dedi.
Padişah rahatlamıştı.
Bir ferman hazırlatarak hekimbaşını genel sağlık kontrolü yapması için Diyarbakır'a gönderdi. Rüstem Paşa, yardımcısını hekimbaşının emrine vererek çalışmalarında ona her türlü kolaylığı sağlamıştı. Tüm kamu kuruluşlarındaki yemekhane, kiler, yatakhane ve çamaşırhaneler denetleniyordu. Sıra Rüstem Paşa'nın ikamet ettiği konağa gelmişti. İşe çamaşırhaneden başlandı. Hekimbaşı, önündeki çamaşırları incelerken gömleğin üzerinden bir bit olduğunu gördü.
Hekimbaşı görevini başarı ile yapmanın mutluluğu içinde çamaşırhaneden ayrılarak doğruca Rüstem Paşa'nın huzuruna çıktı. Kendisini ayakta karşılayan Paşa'ya "Paşa' müjdeler olsun! Hünkâr Hazretleri sizi Mihrimah Sultan'la evlendirerek sadrazam yapmak isterler." dedi.
Bu ilginç olay zaman içinde tarihçilere ve ozanlara esin kaynağı oldu. Bir insanın şansı açılınca bitinin bile değerli olabileceği anlamına gelen:
“Olacak bir insanın bahtı kavi talihi yar,
Kehlesi dahi anın mahallinde işe yarar”
anlamında hicivler yazdılar. Kehle bit demektir.
Kimi tarihçiler de mesleki kariyerini bitine borçlu olduğuna inandıkları Rüstem Paşa için "Kehle-i İkbal Paşa" “Bitin şans getirdiği Paşa” lakabını yakıştırdılar.
Rüstem Paşanın adı bu olayla tarihe “Kehle-i İkbal” olarak geçti.
Rüstem Paşa’ya takılan lakaplardan biri de pek haklı olarak “Ebvab-ı Rüşvet Fatihi” yani “Rüşvet kapısını fetheden”dir. Rüstem Paşa Osmanlı devlet düzeneğine rüşveti sokan kişi olmuş ve Osmanlı’nın çöküş sürecini hızlandırmıştır.
Tarihler Rüstem Paşa’nın servetinin dökümünü ana hatlarıyla şöyle verir: 130’u altın işlemeli 8.000 Kuran-ı Kerim, 5.000 kitap, 2.900 at, 5.000 hil’at (Değerli kaftan), 1.100 altın işlemeli üsküf, 2.009 yük kumaş, 130 altın üzengi, 130 çeşit zırh, 1.000 yük külçe ham gümüş, 860 altın işlemeli kılıç, 1.500 gümüşlü tolga, 1.000 gümüş topuz, 1.160 yularlı deve, 80.000 tülbent, 600 gümüş eğer, 500 altın işlenmiş eğer, 33 kıymetli mücevher, 1.000 çiftlik, 476 çarklı değirmen.
Rüstem Paşa 19 Temmuz 1561 yılında 61 yaşında ölmüş Şehzade Cami’sindeki türbesinde gömülüdür. Mihrimah Sultan ondan sonra 17 sene daha yaşamıştır.
Mihrimah Sultan'ın Rüstem Paşa'dan Ayşe Hüma Şah ve Osman adında iki çocuğu olmuştur.

Kaynaklar:
Danişmend, İsmail Hâmi, Osmanlı Devlet Erkânı
Murat Belge, İstanbul Gezi Rehberi, İletişim Yayınları 1221,4.Baskı 2010
Aydın Topaloğlu, "Rüstem Paşa",
Osmanlı Araştırmaları


Bu Haber 1722 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI