Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Yaşar Karaduman / Tarihin Sakladığı Sırlar (24) / Sultan Vahdetinin Şam’da Bulunan Mezarı
26 Ekim 2015 Pazartesi 13:17
“Tarihin sakladığı sırlar” adlı tarih serimizde bugün, mezarı Türk toprakları dışında olan tek Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdettin’i işleyeceğiz.
Onun dışındaki diğer otuz beş padişahın mezarları Türkiye sınırları içindedir. Bunlardan Osman Gazi, Orhan Gazi, Birinci Murat, Birinci Beyazıt, Birinci Mehmet Çelebi ve İkinci Murat Bursa’da diğer padişahlar İstanbul’da gömülüdür.
İç organlarının gömülü olduğu yurt dışındaki mezarlar ise, Sultan Birinci Murat (Murat-Hüdavendigar) Kosova’da, Kanuni Sultan Süleyman’ın iç organları ise Macaristan’ın Zigetvar şehrindedir.
Son Osmanlı Halifesi Abdülmecit Efendi ise 1944’de Paris’te sürgünde vefat etmiş, cenazesi Türkiye'ye kabul edilmemiş Medine’ye gömülmüştür.

"Bana dua edin"
Otuz altıncı ve son Osmanlı padişahı, Mehmet Vahdettin 2 Şubat 1861 de doğdu. Sultan Abdülmecit'in sekizinci oğlu ve kendisinden önce tahta geçen Beşinci Murat, İkinci Abdülhamit ve Dördüncü Mehmet Reşat'ın küçük kardeşidir. Annesi Gülistu Sultan’dır. Çok küçük yaşta iken anne ve babasını kaybeden Vahdettin Sultan Abdülmecit'in eşlerinden Şaheste Hanım tarafından büyütüldü. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu için gözden uzak bir yaşam sürdü.
4 Temmuz 1918'de Sultan Reşat'ın ölümü üzerine 57 yaşında tahta çıktı.
Tahta çıkışından sonra:
"Ben bu makam için hazırlanmadım, bekleyişte değildim, takdiri ilahi böyle teveccüh etti, şaşmış bir haldeyim, bana dua edin." Dedi.
Saltanata geçtiğinde Birinci Dünya Savaşı Osmanlının yenilgisi ile bitmişti. Ne yazıktır ki Kurtuluş Savaşı’nın yenik bir İmparatorluktan yeni bir devlet çıkartma çabası olduğunu anlayamadı.

Son Sultanın Gidişi
Mehmet Vahdettin tahtını ve ülkesini terk eden tek Osmanlı Sultanı’dır. Türkiye’den ayrılışından üç yıl sonra İtalya’nın San Remo şehrinde yokluk içinde öldüğünde cenazeyi hiçbir ülke almak istememiş Şam’da Sultan Selim Caminin bahçesine defnedilmiştir.
Kurtuluş Savaşı bitmiş vatan toprakları parça parça teslim alınıyordu. Sıra İstanbul’a gelmişti. Sultan Vahdettin kendini bu şehirde emniyette hissetmiyordu. İşgal Kuvvetleri Komutanına bir dilekçe yazarak, İstanbul’dan bir başka yere götürülmesini istedi, isteği kabul edildi.

İngiliz’lere Yazdığı Dilekçe
"İstanbul İşgal Orduları Başkomutanı, General Harington Cenaplarına.
İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere Devlet-i Fahimanesine (yüce devletine) iltica (sığınıp) ve bir an evvel İstanbul'dan mahal-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim.
Müslümanların Halifesi Mehmet Vahdettin. 16 Kasım 1922

İsteği kabul edildi ve bir sabah İngilizlerin Malaya Zırhlısı ile birlikte İstanbul’dan ayrıldı, yanında on bir kişi vardı.
Bu ayrılış İtalya’nın Sanremo şehrinde üç buçuk yıl sonra son bulacaktı. Orada iken geçimini biriktirdiği padişah maaşı ile temin etti. O bitince madalyalarındaki inci ve zümrütleri söküp satarak geçindi. Öldüğünde çantasını açtıklarında zümrütleri sökülmüş madalyalarını buldular. Ermeni bakkala, fırıncıya ve birkaç esnafa borç yapmışlardı. Bunlar cenazesine haciz koydular borçlar ödenene kadar cenaze on beş gün evde kaldı ve bir gece gizlice arka kapıdan kaçırdılar, Beyrut’a gitmek üzere limanda bekleyen gemiye koydular, oradan Suriye’ye Şam’ getirildi.

Nasıl Gitti?
Geç vakit kapısı vuruldu, gelen zenci harem ağası: “Otomobiller hazır haşmetmeab" dedi
Hava yeni ağarmaya başlamıştı, paltosunu giydi, dışarıda yağmur yağıyordu, tüm ailesini götüremiyordu. İki kızı Ulviye Sultan ve Sabiha Sultan’ı İstanbul'da bırakmak zorunda kaldı. İlk grup onbir kişiydi. Sarayın kapısına İngilizlere ait dört otomobil ve bir cankurtaran aracı geldi. Sultan Vahdettin ve General Harrington cankurtaran arabasına bindiler, diğer araçlara maiyeti ve şehzadesi Ertuğrul yerleştirildi.
Vahdettin’i götürecek olan Malaya zırhlısı Dolmabahçe önünde bekliyordu. Rıhtımda bir tabur asker etrafı kuşatmıştı. Kendilerini zırhlıya götürecek olan bota bindiler, gemi komutanı amiral Vahdettin'e selam vererek. "İngiltere Kralı adına hoş geldiniz, artık İngiliz toprağında güvenlik içindesiniz" dedi ve özellikle gitmek istediği bir yer olup olmadığını sordu. Vahdettin hiçbir tercihi bulunmadığını söyledi..
Amiralin Malta uygun mudur? Sorusuna, "Münasiptir" cevabını verdi.
Saat 9.15 te zırhlı demir aldı ve hareket edildi. İstikamet Malta idi.. Sürgünde geçireceği üç buçuk yıl başlamış oluyordu. İstanbul’dan ayrılışlarının dördüncü günü Malaya zırhlısı Malta'ya vardı. Malta yolculuğun ilk durağıydı, burada 45 gün kaldı.

Neden gitti, kaçtı mı?
"Kaçmadım, tekrar dönmek üzere hicret ettim" dedi.
Son günlerinde parasız kalınca:
"İstanbul'u terk kederken Osmanlı hanedanına ait olan ve büyük kıymet taşıyan eşyaları yanıma almayı düşünmedim. Bu sebeple şimdi yabancı bir ülkede beş parasız ızdırap içinde kaldık" demiştir.
Torunu Hümeyra Sultan: ”Kovulacağını biliyordu, Osmanlı Padişahı kovuldu dedirtmemek ve yeni rejime mani olmamak için kendi arzusu ile gitti" demiştir.

Osmanlı Topraklarında
Oturmasına İzin Vermediler
İngilizler Sultan Vahdettin’in Osmanlı topraklarında oturmasına izin vermediler, Filistin, Kıbrıs ve Mısır’da ikamet etme isteğini reddettiler.
Sultan Vahdettin kırk beş gün Malta’da kalmış, sonra Hicaz’a geçmiş ve İngiltere'nin baskısı üzerine buradan ayrılkış, bir müddet de Mekke’de kalmıştır.. Mısır’a gitmek istiyordu Kral Fuat izin vermedi ve İtalya’ya Sanremo şehrine geçti.
16 Mayıs 1926'da Sanremo'da kalp damarlarının tıkanmasından dolayı 65 yaşında hayata veda etti. Alacaklıları, semtin manavı, kasabı ve fırıncısı cenazesine borçlardan dolayı haciz koydurdular.
Vefat haberinin yayılması üzerine Magnolia Villası’nın önü ana baba günü oldu. Çoğu Sanremo esnafıydı, alacaklarını tahsil için gelmişlerdi. "Bu tabut para ödenmeden kaldırılamaz" diye tabuta yazı astılar.
Hane halkına yüksek sesle ağlamaları söylendi ve o gürültü içinde cenaze kaçırıldı, onbeş gün bekletilen Sultanın cenazesi bozulmaya başlamıştı. Şehzade Ömer Faruk Efendi’nin refakatinde önce Beyrut’a ve oradan da Şam’a getirilip Sultan Selim Camii’nin bahçesine defnedildi.

Kaynaklar:
Yılmaz Öztuna,
Türk Tarih Kurumu,
Turgut Özakman,
Yılmaz Çetiner,
Nutuk.


Bu Haber 1827 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI