Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
93 Harbi ve Acara Sürgünleri-2
18 Haziran 2009 Perşembe 09:24
Ahmet Derya VARİLCİ / ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

Yıl 1922, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik dönemidir. 11 yaşındaki oğlu Mevlüt’le ayakta kalma mücadelesi veren Havva Hanım’a Acara Sürgününden yol arkadaşları ve akrabaları destek olmaktadır. Eski adıyla Midrebolu (Mitrebolu), bugünkü Yüceler Köyüne sık sık ziyaretçileri gelmektedir. Köye bir gün, Varşanizelerle[1] aynı kafileden Kavlinize Mevlüt Ağanın büyük kızı Makbule Hanım gelir. Küçük Mevlüt’ü ablasından kalma elbiselerle dolaştığını görünce şaşırır. Havva Hanımdan dinlediği öyküler O’nu daha da etkiler. Babasından bu aileye yardım etmesini ister. Havva Hanım hayatını bu köyde sürdürmek istememektedir. Oğlunun geleceğini düşünür, çoban olmasını istemez.   


 


Cumhuriyet İlanı ve Camcı Mahallesi


Cumhuriyet’in ilan edildiği yıl, Havva Hanım oğluyla birlikte Camcı Mahallesine taşınır. Evin tutulmasında, kızı Makbule Hanım’ın isteğini yerine getiren, aynı mahallenin Kalabuzu Yokuşu’nda oturan Kavlinize Mevlüt Ağa yardımcı olmuştur.


Hayat merdivenini tırmanmaya en alt basamaktan başlayan küçük Mevlüt, ilk olarak Hacı Bey’in kundura dükkanına yerleştirilir. Necati Kalfa’nın (Vidinli) yanında çıraklık yapar.


Cumhuriyet’in ilanı, tüm Türkiye’de olduğu gibi Ünye’de de köklü değişikliklere sebep olmuştur. Taze bir başlangıç, olağanüstü bir şevkle Türkiye’nin biçimlenmesine girişilirken, doğum sancılarını hissetmemek imkansızdır. Savaş yıllarının kıtlığı kalkmış, ancak sefalet ve yoksulluk sürmektedir. 1915 Tehciri nedeniyle sürgüne giden Ermenilerden bazıları, Katolik ve Protestan olanlar eski yerleşim bölgelerine dönmektedir.


Cumhuriyetin ilanından üç ay önce imzalanan Lozan Antlaşması gereği (24 Temmuz 1923), yeni bir göç dalgası daha başlayacaktır; Lozan Mübadelesi.


 


Mübadele yılları ve Çömlekçi Mahallesi


Karşılıklı insan göçüne dayanan bu mübadele deniz yoluyla gerçekleştirilir. Ünye’de yaşayan 8. 500 Rum, 1926 – 27 yılları arasında gemilere bindirilerek Yunanistan’a gönderilir[2]. Lozan Mübadili olarak karşılığında Türkiye’ye gelenlere, gidenlerden boşalan evler, araziler tahsis edilir. 1923’te başlayan mübadele, 1930 tarihli İnönü – Venizelos Antlaşması’na kadar sürer.


Rumların, Yunanistan’daki Türklerle değiştirilmesi sırasında, Türkçe’den başka dil bilmeyen Karamanlı Hıristiyan Türkler de dâhil 1,5 milyon ila 2 milyon 200 bin kişi zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Yalnızca İstanbul’da yaşayan Rumlar, Bozca Ada ve Gökçe Ada Rumları göçten muaf tutulmuştur. Aynı antlaşma gereği Batı Trakya Türkleri de Yunanistan tarafından mübadele dışı tutulmuştur.


 


Mübadele yıllarının sonuna doğru, 18 yaşına giren Mevlüt’ün kazandıkları ve Havva Hanım’ın biriktirdiği Şehit Eşi ödeneği ile Burunucu Mahallesi’nde Rumlardan boşalan bir ev satın alınır. Kiradan kurtularak, yeni evine geçen Havva Hanım’ı bu defa ekonomik kriz beklemektedir. 1929 Krizi, tüm dünyayı olduğu gibi Ünye’yi de vurmuştur. (Tıpkı 2008 sonunda başlayıp halen sürmekte olan “global” ekonomik krizimiz gibi…)


Ünye’nin krizi, daha çok mübadeleyle giden Rumlarla ilgilidir. Neredeyse bütün iş kollarında faal olan Rumlar, Ünye’de ekonomik aktivitenin can damarıdır. Önce onların bıraktığı boşluk doldurulur. Ünyelinin gösterdiği çabalar sayesinde, başta çömlekçilik olmak üzere Ünye ekonomisi yeniden inşa edilir. Bu çabada sürgünden dönen Ermenilerin, mübadeleyle gelen Türklerin, Kafkas ve Acara muhacirlerinin rolü büyüktür.


Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Türkçe dışında Rumca, Ermenice, Gürcüce, Lazca ve bazı Çerkez dillerinin konuşulduğu Ünye’de, yaşanan bunca etnik karmaşaya rağmen ulusal bütünlüğü sağlamak zor olmamıştır.


 


Çömlekçi’den Çamurlu Mahallesi’ne geçiş ve Havva Hanım’ın vefatı


1934’te Kabayel[3] soyadını alan Havva Hanım, oğlu Mevlüt’e kendisi gibi Acara kökenli bir gelin gelir. Çömlekçi Mahallesi’nde kaldıkları süre içerisinde dört kız torunu olur.


1954 Yılında Çamurlu Mahallesi’ne taşınırlar. Bu defa daha geniş bir ev satın almışlardır, ancak aynı yıl Havva Hanım 70 yaşındayken hayata gözlerini yumar. İki yıl sonra dünyaya gelecek olan tek erkek torunu Ahmet’i göremeyecek, 1915’te Ermenilerce şehit edilen eşinin adını taşıyacağını bilemeyecekti.


 


Kabayel ailesi ve Ünye’de etnisite sorunu


1960’lı yılların sonunda baba Mevlüt Kabayel, evde soba kurulma zamanı eli yatkın olmadığı için evdekilere “Murat amcanıza gidin!” der. Murat usta, Ünyeli bir Ermenidir. Asıl adının söylenişi müşterilerine dolaşık geldiği için bu adı almıştır. Oğlu Gayzak, babasının emriyle eve gelip hem sobayı kurar, hem de nasıl kurulacağını evin oğlu Ahmet’e öğretir. Ahmet, ablasının arkadaşı Annik’i kendi ablası gibi sever, birlikte okuduğu sınıf arkadaşı Bahar’ı (Gülezyan) kendilerinden ayırmaz, kardeş beller. Ahmet, İstanbul’daki öğrencilik yıllarında birkaç kez Gayzak’la görüşmüş olmaktan son derece mutludur.


Bugün Ünye’de bu kesimden neredeyse hiç kimse kalmamıştır. Ya İstanbul’a göçmüşler, yahut ülkemizi ter etmişlerdir.


Yaşanan sürgünler, göçler, kaybolan hayatlar, çekilen acılar; ırk ve din ayrımı yapmadan bizden önceki neslin tümüne nasip olmuştur. Oysa vurulup ölenler, öldürenler hep bu toprağın insanlarıdır. Havva Hanım’ın oğlu Mevlüt bu bilinçle yaşamıştır. Kimseyi düşman bilmeden hayat savaşından galip çıkmış, ama nereden geldiğini asla unutmamıştır. Son nefesini verdiği an’ı, oğlu Ahmet Kabayel şöyle ifade eder:


“21 Mart 1986 akşamı Kocatepe Cami imamı İsmail Coşar’ın Gazel formatında okuduğu ‘Sen şehit oğlusun isteme benden makber’ mısralarından sonra duygu yoğunluğunda kaybolur gider. Dudaklarından 75 yaşında olmasına bir türlü unutamadığı yetimliğine ve ablasına özlemini ifade eden sözcükler dökülür. Sonra ilahi adalet tecelli eder. Hak vaki olur.”


Belki de yaşanan acıların hiçbir zaman unutulmaması gerekir. Gelecek kuşaklar bu acıyı hissedebildikleri sürece; dil, din ve ırk farkı gözetmeden aynı ulus çatısı altında birlikte yaşayabileceklerdir.


    



Dip notlar:



 


[1] Gürcü adları ve soyadları, bağlı bulundukları kabileyi ve yaşadıkları yöreyi yansıtır. Özellikle soyadlarındaki sonekler, kişilerin hangi bölgeden olduklarını gösterir. Konuşma dilinde “Varşanize” olarak kullanılan soyadı, yazın dilindeki örneklerinde “Varşanidze” dir. Değerli öğretmenimiz İrfan Işık’ın da uyarısıyla bu özelliği belirtmek istedim. Civanbayların aile mezarlığındaki taşta, eski soyadları “Jivanedze” olarak değil, “Jivaneze” biçiminde yazılmıştır. Gürcistan kayıtlarında bu soyadlardan 1.649.222 tanesinin “–dze (–ძე)” ile bittiği tespit edilmiştir.


 


[2] Lozan Mübadillerinin tümü, Çerkez sürgünleri gibi deniz yoluyla taşınmıştır. Bu sebeple her iki kesimin de deniz ulaşımı önemli bir artış kaydedilmiştir. Çoğunluğu Gülcemal Vapuru ile Yunanistan’dan taşınan göçmenler, Hilal-i Ahmer (Kızılay) desteğiyle bu zorlu yolculuğu gerçekleştirmişlerdir.


 


[3] Eskiden beri İsmailoğulları olarak bilinen sülale, soyadını yazan memurun önerisiyle ve alakasız bir biçimde Kabayel olarak kayıtlara geçmiştir.


 


 



Bu Haber 4186 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI