Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
YAŞAR KARADUMAN / TARİHİN SAKLADIĞI SIRLAR: *2 Derya Hamamı
21 2017 Pazartesi 08:31
Yıl 1863..
Çerkezya
Soçi limanı..
Fırtınalı bir gece..
Köleoğlu Hüseyin Kaptan’ın iki yelkenlisi harekete hazır.. Son yükler ve yolcular alınır, yelkenliler Türkiye’ye Ünye’ye doğru yola çıkmaya hazırdır. Bir müddet daha fırtınanın dinmesi beklenir.
Şoçi ana baba günüdür Karadeniz şehirlerinden gelen Osmanlı yelkenlileri, Rusların sürgün ettiği Çerkezleri almaktadırlar. En çabuk taşıma yolu deniz yoludur.
Soçi limanı Karadeniz’in karşı kıyısındadır, Çerkezler çoluk çocuk, yaşlı, hasta, dağ köylerinden saatlerce süren yolculuktan sonra Soçi’ye sürülmüşler ve yirmidört saat içinde Çerkesya’yı terk etmeleri istenmiş, etmeyenlerin Sibirya’ya sürüleceği bildirilmiştir.
Çerkes’lere Osmanlı sahip çıkmış ve kabul etmiştir.
Sürülerek Soçi’ye yığılmış insanlar biraz sonra bilmedikleri bir meçhule doğru yola çıkacaklardı. Sürgün yolunda büyük dramlar yaşanacaktı, kaç gün seyahat edecekleri bile belirsizdi, yelkenlilerde salgın hastalıkların çıkmasından dolayı ölüyorlardı, ölenler denize atılıyordu. Yelkenliler rüzgar olmayınca deniz üzerinde günlerce kalıyorlardı.
Kıyıya yaklaşanlar Trabzon’dan başlayarak, Ordu Ünye Fatsa Samsun, Sinop’a indiriliyorlardı. Sürgün sırasında 800 bin civarında Çerkes hayatını kaybetti. Rus kaynaklarına göre,1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı 493 bindir.

Köleoğlu Hüseyin Kaptan aldığı üçyüz kadar çoğu çocuk kadın ve yaşlı Çerkez’i Ünye’ye çıkaracaktı. Karadeniz’in bu karanlık fırtınalı ve soğuk ve gecesinde yolculuk tehlikelerle dolu idi..
Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, nihayet Ünye’nin ışıkları göründü... Yolda sekizi çocuk olmak üzere onyedi kişi hayatlarını kaybetmişler ve cesetleri denize atılmıştı.
Hüseyin Kaptan üç top atışıyla Ünye’yi selamladı, sahilde insanlar yaktıkları ateşlerle gelenleri karşılamak için toplanmışlardı, gelenin üç top atışından Hüseyin Kaptan olduğunu anladılar..
Yolcular indirildi ve kendileri için hazırlanan kampa götürüldüler buradan çeşitli yerlere dağıtılacaktı.

Derya Hamamı
Yelkenlideki tayfalar her seferden dönüşlerinde adet olduğu üzere yıkanıp temizlenmek ve eve temiz gitmek için adet olduğu üzere doğru Derya Hamamı’na gittiler.
Hüseyin Kaptan’ın seferdeyken bir oğlu olmuştu.. Adını Veysel koydular, o da ileride babası gibi kaptan olacaktı, Veysel Kaptan benim dedemdir.
Seferden dönen Ünyeli kaptanların ve tayfaların bir bayram havası içinde karşılanıp, yıkandıkları, hatta Ünye’ye deniz yolu ile çıkan yabancılarında gittiği “Derya Hamamı” ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır.
Yazılı ve sözlü belgelerden derlediğimiz kadarı ile hamam “Ağalar Mahallesi” denilen bugünkü Yalıkahvesi’nde Derya sokaktaydı. Bu hamama, kaptanlar, tayfalar, Ünye’ye mal almaya ve satmaya gelen tüccarlar giderlerdi..
Denizcilik Ünye’de gelişmişti, Ünye, kaptanları ve yelkenlileri Karadeniz’de ileri bir konumdaydı. Yelkenliler genelde iki direkli olup yirmi otuz tayfalı yirmi-otuz metre uzunluğunda, on ve yirmi ton arası yük taşıma gücüne sahiptiler. Bu kaptanlar ve yelkenlileri Ünye’den bütün Akdeniz limanlarına çeşitli yiyecekler, götürürler, dönüşte o ülkelerde gördükleri yenilikleri Ünye’ye getirirlerdi.
Günümüze ulaşmayan Derya Hamamı hakkında Yazar Yüksel Şen bize şu bilgileri vermektedir.
"Derya Hamamı, Yalıkahvesi’nde Ahmet Ayla'nın evinin arkasındaki arsa üzerinde idi. Çocukluğumuzda bu hamamın bulunduğu yeri ve hamamın harabelerini çok gezdim. Bu çevrede oturan dayım sobacı Recai Yılmazer'e gittiğimizde, çocuklarla bu yıkıntılarda gidip oynardık. Gemiler limana girerken hamam yakılır, sahilde toplar atılır, evlerde helvalar kavrulur ve âdeta şehrin dört tarafında bayram havası eserdi. Rum'u, Ermeni'si, Gürcü'sü, Türk'ü, genç ihtiyar tüm ahali sahile doluşurdu.”
Yine bu sokaktaki kalıntıları hatırlayan zabıta eski amiri Recai İkinci: “Ben buradaki kemerli odalardan dolayı burayı kilise sanırdım” demiştir.

Tarihte Derya Hamamı
“The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos” adlı eserde yazar Anthony Bryer gemicilerin “Kalabozu” denilen yerde bulunan bir kaleden karaya çıktıklarını, (bugünkü yüzüncü yıl çay bahçesi) buradaki hamamda yıkanarak Ayanikola Kilisesi’ne ayine gittiklerini yazmaktadır..
Bu hamamın bulunduğu sokağın adı bizim çocukluğumuzsa “Derya Hamamı Sokak” idi. Sonraları “Derya Sokak” yaptılar. Bu isim başka mahalledeki Derya sokak adıyla karışıyor gerekçesiyle sokağın başındaki erguvan ağacından dolayı adını “Erguvan Sokak” olarak değiştirdiler.
Orta-yılmazlar Mahallesinin Muhtarı Seyhan İhtiyar’ın duyarlı davranışı sayesinde sokağa tekrar ilk adı olan “Derya Hamamı Sokak” adı tekrar verildi.
..

Dr. Sibel Gögen’in bize yazdıkları:
Derya Hamamı ile ilgili bir bilgi de bize Ankara’dan ulaştı.. Ankara’dan yazan Dr. Sibel Gögen’in verdiği bilgilerle, Derya Hamamı, Deryaoğlu ailesi ve Derya Sokak hakkında kayıp halkalardan birini daha bulmuş olduk
“Derya Hamamı Sokağın Hikayesi:
Maalesef hiç tanıma şansı bulamadığım dedemin denizci, aile lakaplarının "Deryaoğulları" ve uzun seferlerden döndüklerinde bir hamamda yıkandıklarına ilişkin hikayeleri ne yazık ki geriye pek kalmayan aile büyüklerimizden dinlemiştim.
Babam Sedat Altun – (Doğum: Ünye 1935) çocukluğunda bu sokakta oynadığını, eskiden kilise olan Meçhul Asker okulunda okuduğunu, eski bir Rum evi olan, şimdilerde ise Ünye’nin ortasında yanık bir yıkıntı ve harabe olarak duran ailemize ait evin yakınlarında da bir hamam olduğunu, hatta bir zamanlar -ailemize ait bir hamam olduğunu- anlatır. Hamamın adının Derya Hamamı olduğunu söyler.
Ancak maalesef elimizde herhangi bir belge olmadığı, bilgiler bizim nesile aktarılamadığı ve o yılları hatırlayan, bilen aile büyüğümüz kalmadığı için "Derya Hamamı Sokak" ile ilgili bu yazıyı içimde hafiften buruk bir sızı ama yine de hoş bir yürek ürpertisi ve umutla okuduğumu itiraf etmeliyim.
Özellikle hiç tanıyamadığım dedem ve Deryaoğulları hakkında daha çok şey bilebilmeyi gerçekten çok isterdim.”
Düzeltme:
Sibel Hanım’ın babasının okuduğu Meçhulasker İlkokulu kilise değildi, yanında bir kilise vardı, yıllar sonra ben aynı okulda okuduğum yıllarda kilise yıkılıyordu.
Kiliseyi yıkarak yerine Ortaokul yaptılar, bina sonra Ünye Lisesi oldu, lise buradan başka bir binaya taşınınca tekrar Meçhulasker İlköğretim okulu olarak eğitim verdi son uygulamada buradaki binaların hepsi yıkılarak yeni bina yapıldı ve sekiz yıllık eğitimde Meçhulasker Ortaokulu oldu.


Bu Haber 577 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI