Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Kafkas sürgünü bölüm II.
25 Haziran 2009 Perşembe 11:04
Ahmet Derya VARİLCİ/ ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU / “Çerkeez!…” diye seslenirdi Murat’a Bağlamacı Sami Usta: “Çorba içmez, Türkçe bilmez!”

Çerkezler


 


Hazar Denizi ile Karadeniz kıyısı arasınsa kalan Kuzey Kafkasya halklarına Çerkez denir[1]. Ancak yöre halkları kendilerine “Çerkez” demez. Adige, Ubıh, Abaza, Şapsığ gibi, daha çok soy / kabile özelliklerini yansıtan adlarla kendilerini tanımlarlar. Bu adlardan bir kısmı eski kabile isimleri olmasına karşın, bazıları da yaşadıkları çevreye verilen adlarla anılırlar. Örneğin “Çeçen” adını, Grozni yakınlarında bir köye Ruslar vermiştir. Rusça “cicili, bicili giyinenler” anlamında bu söz, yöre halkının Çeçenler olarak bilinmesine sebep olmuştur. Adige, “Bizden, bizim gibi…” anlamına gelir ve “Çerkez” sözcüğüne alternatif olarak kendileri tarafından üretilmiştir.


 


Kafkaslar: 300 dilin konuşulduğu ülke


 


Amasyalı coğrafyacı Strabon, Çerkezlerde yetmiş dil konuşulduğunu söyler. Pliny ve Timostenes’ten aktardıklarında ise, bu dillerin sayısı 300’e kadar çıkar. Bölgeyi 130 tercüman kullanarak gezmişlerdir. Araplar (El Aziz), Doğu Kafkasya için “diller dağı” anlamına gelen “Cebel es-sine” demektedir[2]


Kafkasya’daki diller üç ana öbekten oluşur. Kartvel[3], Batı Kafkasya ve Doğu Kafkasya dilleridir. Yaşadıkları yerlerin yüksekliği arttıkça, konuşulan dillerin sayısı artmakta ve yapısal farklılıkları netlik kazanmaktadır.


Bunca dilin konuşulduğu Kafkaslarda Çerkezler, soy topluluğu ve kabile yapılanması gösterirler. Dil ve soy farklılığına rağmen güçlü bir kültür birliğinden söz etmek mümkündür. Nart Destanı tüm Çerkezler’in ortak destanıdır. Demir Çağına ait destanda onlarca kahramanın öyküleri vardır[4]. Yörede yüzlerce yıl aynı giysiler kullanır, tüm Kuzey Kafkasya halkı aynı adet ve davranışlarda bulunurlar. Misafirperverdirler[5]. Atak ve gözü pektirler. İyi ata biner, iyi savaşırlar. Silahlarından sonra en yakın oldukları şey atlarıdır. At eğitimi, koşum takımları önemlidir. Çerkez erkeğinin kıyafeti, aceskesinden pantolonuna kadar ata binmek için tasarımlanır. Ihepk adını verdikleri aynı atadan gelen topluluklar kendilerini yakın akraba sayar, aralarında evlenmezler. Her soyun kendine ait bir arması bulunur. Yaşadıkları bölgenin yahut bağlı bulundukları prenslerin adlarıyla anılırlar. Şapsığ, Abzeh, Natuhay, Çemguy, Kabarday, Bjeduğ, Besleney, Hatukay gibi boyları oluştururlar[6].


 


Kafkaslar: yenilmiş orduların sığınağı


 


Art arda askeri birliklerin tarih sahnesinde boy gösterdiği Kafkaslarda, Mısırlılar, Medler, Alanlar, İskitler, Perslar, Grekler ve Romalılar eski çağlarda egemen olmuşlardır. Daha sonra Araplar, Moğollar ve Türkler egemendir. Halen bu egemenlik savaşı Ruslarla devam etmektedir.


Sarp ve dik dağları, engebeli vadileriyle Kafkaslar, fethedilmesi zor, egemenlik altına alınması neredeyse imkansız bölgelerdir. Yenilerek bu sarp yöreye sığınan ordular, bölgenin diğer insanları gibi ya kabilelerden birini oluşturmuşlar yahut güç toparlayarak vatanlarını kurtarma yoluna gitmişlerdir. Bu dağlar, Alanlar gibi tarih sahnesinden silinmiş birçok ırkın sığınak yeri olmuştur[7].


Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Kafkasya, tarihe yön veren ırkların beşiği olarak anlatılır. Çeşitli ırklar bu aşılması zor dağlarda yaşayan kavimlerden türemiştir.


Çerkezlerin üzerinde birçok kavim egemenlik kurmaya çalışmışsa da, tam anlamıyla hiç biri egemen olamamıştır. Dağların şekillendirdiği bu insanlar, güçlü bir enerjiyle ve kararlılıkla yaşadıkları yöreyi savunmuşlardır. Düşmanlarına karşı avantaj olarak görülen ulaşımı güç dağlar, aynı zamanda düşman karşısında yeterince birlik olabilmelerinin de önünde engeldir. Bu nedenle Çerkez Tarihi, ilk çağlardan bugüne istila etmek isteyen güçlerle, direnen Çerkezler arasında sürüp giden savaşların tarihidir.


 


İmam Şamil ve Çerkez direnişi


 


Kuzey Kafkasya’nın Rus Çarlığı tarafından ele geçirilmesi, 1856 Kırım Savaşı’nda Osmanlıların yenilmesi ve Karadeniz’in Doğu kıyısını Rusya’ya terk etmesiyle gerçekleşir. Avrupa’nın en güçlü ordusuna sahip Napolyon güçlerini tek başına dize getirmekle öğünen Çar’ın orduları, bütün gücüyle Kafkasya’ya yönelir. Osmanlılara daha çok dini duygularla bağlı ve Ruslara karşı güç birliği halinde olan Çerkezler, bu defa tek başlarına kalmışlardır. 1859’da İmam Şamil’in yenilmesiyle tüm Çerkezistan kıyım ve sürgün yerine döner.


Kuzeydoğu Kafkasya’da, Hazar Denizi kıyısında bulunan Dağıstan’ın efsane lideri İmam Şamil, İslami düşünce esasına dayanan Mürid Hareketinin lideridir.[8] Ekseriyeti Çeçenlerden oluşan birlikleriyle Çar Ordusu’na kök söktürmüştür. Köken olarak Avarlardan olduğu bilinmekle birlikte, Avrupa’ya akınlar yapan Avar Türkleriyle bir bağlantısı yoktur. (Bkz. Baddeley, Age, S. 27) Şamil’in hareketi tüm dünyada öyle bir yankı yapar ki, Atlantik Okyanusu’nun öte yüzünde, Kuzey Amerika gazetelerinde bile yankısını bulur:


“…Rusların iki Türk Ticaret Gemisine Karadeniz’de el koyduklarını; ama öte yandan, Kafkas kabilelerinin Ruslara karşı genel bir kampanya açtıklarını, Şamil’in en azından 23 topu ele geçirerek çok parlak bir zafer kazandığını bildiriyor.” (New – York Daily Tribune, no 3814, 8 Temmuz 1853, Marx – Engels, Doğu Sorunu, Sol Yay. S. 70)


İmam Şamil’in naipleri Hacı Murat ve Muhammed Emin; Şapsığ lideri Hacı Kızbeç, Ubıh lider Giranduk Berzeg gibi önderler Ruslara karşı amansız bir savaş yürütmüşlerdir. Dini bağlılık temelinde şekillenen askeri politik yapı, Şamil’in etrafında Çerkezlerin önemli bir bölümünü toplamayı başarsa da, karşılarında sayıca üstün ve teknolojik açıdan donanımlı bir Rus Ordusu vardır. Gelişmiş silahlara, ağızdan dolma silahlarla karşılık verirlerken, Ruslar dev kayın ormanlarını keserek Çerkezleri üslendikleri mevzilerden söküp atmışlardır. Çerkezleri yenen kılıçlar değil, baltalar olmuştur.


 


 


 


 



Dipnotlar:



 


[1] Bu genelleme bir anlamda doğrudur ancak, Karadeniz halkına “Laz” denmesine benzer. Üniversite yıllarımda arkadaşlarım bana ırarla “Laz” diye seslenirlerdi. “Ünye’de az sayıda Laz var, ailemde bildiğim kadarıyla hiç Laz kökenli yok!” cevabını verdiğimde şaşırırlardı.


[2] Kaynak: John F. Baddeley, The Russian Conquest Of The Caucasus.


[3] Kartvel, Gürcülerin esas atası, kökenidir. Daha sonra Müslüman olan kesim kendilerine Çveneburi demişlerdir.


[4] Nart Destanı tüm Çerkezlere ait olduğu gibi, mitolojik yanıyla Yunan Akhillus ile Çerkez Savsırıko paralelliği, Prometeus ile Demirci Tlepş ikilemi, Türk – Ergenekon Destanı, Azeri, Kartvel ve Kürt destanları ve Demirci Kawa öyküleriyle benzerlik taşır. Anaerkil toplumu anlatan Setenay – Guaşe, yönetim erkini, aklı ve adaleti temsil eder. Soylu prensler, özgür köylüler, serfler ve köleler olarak dört sınıfa ayrılan Çerkez toplumunun bozulmamış halini tasvir eder. Dışarıdan gelen tehditler nedeniyle toplum sınıfsız halini terk etmek zorunda kalmıştır.    


[5] “Misafirperverlik, bütün dağlılarda olduğu gibi, en kutsal ödevdir. Bir Çeçen’in, şans eseri olarak karşılaşıp oldukça cüzi bir kazanç uğruna, hiçbir acıma duygusu ve vicdan azabı çekmeden öldürebileceği bir kimse, davetsiz de olsa evinin eşiğinden adımını içeri attığında Çeçen, hayatını, istediği takdirde onun ayakları dibine fırlatırdı. Başkalarının sürülerini sürüp götürmek, yolları kesmek ve düşmanlarını öldürmek gibi şeyler, bu ilginç yaşam düsturuna göre şerefli işler sayılıyor ve bu durum genç kızlar tarafından da teşvik ediliyordu. Öyle ki, böyle bir işte kendini ispatlamadan genç bir kıza talip olan kimse onlar tarafından hakir görülürdü. Bu değer yargılarının zorlamaları ve bir düşmana, özellikle nefret edilen Ruslara karşı yürütülen savaşla birleşince yetişkin bir kimsenin bütün uğraşları bunlar oluyordu. Ev ve tarla işleri kadınlarla savaşta esir alınan kölelere bırakılıyordu.” John F. Baddeley (A.g.e, s. 28)  


[6] Bazı bilgi, harita ve fotoğrafların kaynağı: Atlas Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi, Sayı 120 – Mart 2003


[7] İran kökenli Alanlar, Kafkasya’daki Osetlerin /Asetin atalarıdır.  Bkz. Çerkes Tarihi, H. Ersoy, A. Kamacı.


[8] Çerkezlerin İslamiyet’le tanışmaları 7. yüzyılda Emeviler (661 – 750) zamanında olmuştur. Kıyı kesimde bazı boylar Hıristiyan olmasına karşın, Çerkezler pagan dinine bağlıydılar. Müslümanlığı benimsemeleri 18. yüzyılı bulur. Daha çok Nakşi kökenden gelen bir sufi hareketi olan müridizm, İmam Şamil’den sonra İslami direniş hareketlerinin prototipi haline geldi. Kuzey Afrika’daki Senusi, Hindistan’da Dehlevi ve Irak’ta Nakşî Ordu’su benzer yapıda direniş hareketleridir. Bugün, Radikal İslami yapıya kayarak, El kaide ve Vahabi destekli bir terör hareketine dönüşme eğilimi içerisindedir. Afganistan’dan Pakistan’a, Çeçenistan’dan Tacikistan’a doğru yol almaktadır.      


 


 



Bu Haber 3860 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI