Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Kafkas sürgünü 3
25 Haziran 2009 Perşembe 18:36
AHMET DERYA VARİLCİ / ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

Kafkasya tarihinde üç büyük sürgün yaşanmıştır…


İlk ve en büyük sürgün, Kuzey Kafkasya’da Şamil’in öncülüğündeki Kafkas Direnişinin yenilgisiyle başlayan 1862 Büyük Çerkez Sürgünüdür. Bu sürgünde, Rusya karşısında sürekli gerileyen Osmanlı’nın Batı’daki imtiyazlarını korumak amacıyla Kafkasya’yı gözden çıkarmasının rolü büyüktür[1]. 1859-1864 yıllarında sürülen Çerkezler deniz yoluyla, Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum vd. limanlarından bindirilip Osmanlı Devleti'nin Trabzon, Samsun, Sinop, İstanbul, Varna, Burgaz ve Köstence limanlarına indirilir. 1865-1866 sürgünü ise, daha çok Çeçen, Dağıstan, Asetin, Kabardey muhacirlerinden oluşur ve kara yoluyla gerçekleştirilir.[2]


İkinci büyük sürgün, 93 Harbi (1877-78) sonrası Müslüman Gürcülerin (Çveneburi) göçüdür. Acara (Batumi), Çürüksü (Kobuleti) ve Maçaheli bölgesi sürgünleri kara yoluyla göçürülmüştür. Aynı dönemde ikinci büyük Çerkez sürgünü deniz ve kara yoluyla gerçekleştirilir.


Kafkasya’nın son büyük sürgünü İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanmıştır.  Stalin ve Beria, Nazilerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle bazı Çerkez gruplarını Sibirya ve Orta Asya’ya sürmüştür. Boşaltılan yerlere Rus ve Gürcüler yerleştirilmiştir.


Bugün, Çerkezlerin anayurdu Kuzey Kafkasya’da Çerkez nüfus Türkiye’dekinden azdır. Çerkez Cumhuriyetlerinde Çerkez kökenliler dışında çoğunluk Rus, Gürcü, Ermeni, Arap, Azeri, Acem ve Kürt asıllar bulunmaktadır.


Sovyetler Birliğinin dağıldığı 1991 yılından itibaren yeniden milliyetler sorunu yaşayan ve bağımsızlık sürecine giren etnik yapılanmalar, tıpkı Bosna, Sırbistan ve Makedonya’dakine benzer bir süreç yaşamaktadır.


Çeçen, Oset - İnguş, Abhaz - Gürcü, Karaçay-Kabardey vs çatışmaları, ister kendi aralarında isterse Rus egemenliğine karşı olsun, henüz kısa bir tarihte çözüme ulaşacak gibi görünmüyor.


 


HIBLE GELİNİN ÖYKÜSÜ


1862 Büyük Çerkez Sürgünü her yıl 21 Mayıs’ta Karadeniz’e karanfiller fırlatılarak anılır. Anayurtlarından gemilere bindirilerek sürülen binlerce Çerkez, çıktıkları ölüm yolculuğunda Karadeniz’in sularına gömülmüşlerdir.


Yolcular arasında bir taze gelin vardır kucağında bebeğiyle…


“Ölümlerin ve ölülerin feryatlar arasında denize gömülmeye başladığı gün, gelin, kucağında bir ıslaklık hissetmiş. Oğlu su gibi akarak ellerinin arasından kayıyormuş. Oğlunun kaybettiği suyu sütüyle vermeye çalışmış. Memesini oğlunun ağzından çıkarmıyormuş, ama gene de çocuğun ellerinden kayıp gittiğini görmüş.


Hiç ağlamamış.


Hiç değilse, oğlunu ziyaret edeceği bir mezara gömmek için, çocuğun öldüğünü kimseye söylememiş. Memesini sanki süt veriyormuş gibi çocuğun ağzından çıkarmıyor, kokusu belli olmasın diye de, sütünü çocuğun üzerine sağıyormuş. Tüm gün ve gece boyu, ninni söyler gibi ağıt yakıyormuş.


Sonunda çocuğu kokusu ele vermiş, öldüğü fark edilmiş. Anasının elinden alıp denize atmışlar. Gelin, çocuğu elinden alınırken hiç direnmemiş, hiç sesini çıkarmadan çocuğunu götürenleri izlemiş ve çok normal bir şey yapıyorcasına, tereddüt etmeden, çocuğun peşinden denize atlamış.”[3]


Sürgünden sonra Çerkezler, “Bu balıklar kardeşlerimizin etiyle beslendi,” diye Karadeniz’in balığını yememişler.


 


KAFKASYA: SÜRGÜN COĞRAFYASI


1864 Yılı ve sonrasına ait katledilen ve / veya sürülen Çerkezlerin sayısı hakkında verilen rakamlar net değildir. Bu konuda Rusya raporları ve göçten bir süre sonra tutulan Osmanlı kayıtları 1,5 milyon insanın göçe tabi tutulduğunu doğrulamaktadır.


Kuzey Kafkas Çerkezlerinden daha fazla sayıda Çerkez, bugün Türkiye’dedir. Anayurtları Kafkasya’da 1864’ten sonra neredeyse hiç Ubıh kökenli Çerkez kalmamıştır. Ruslar kendilerine direnen Ubıhları son bireyine varana kadar zorla gemilere bindirmiş ya da katletmişlerdir. Kafkasya’da bugün bir Ubıh Cumhuriyeti bulunmadığı gibi Ubıhça dili konuşan kimse kalmamıştır. Türkiye’deki Ubıh kökenlilerse, Adiğece konuşmayı tercih etmişlerdir.


Ubıhçanın başına gelenleri sezinleyen dilbilimci, yazar ve Abhaz şair Bagrad Shinkuba, Türkiye’de Ubıhça konuşan tek kişi Tevfik Esenç’i bularak bu dilin yok olup gitmesine engel olmuştur. Yazdığı “Son Ubıh” adlı anı – romanda bir Çerkez sürgününün ve konuştuğu dilin trajik durumunu anlatmaktadır.


 


TÜRKİYE: YENİ VATAN


Karadeniz’i geçerken çekilen çileler; açlık, salgın hastalık ve kırımlar Çerkezlerin indikleri limanda bitmemiş, hatta toplandıkları kamplarda artarak devam etmiştir. Trabzon'daki Rus Konsolosu, General Katraçef'e şöyle bir rapor yazar:


''Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70.000 Çerkes geldi. Bunlardan ortalama olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun çevresindeki 110.000 kişi arasında her gün ortalama 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım."[4]


Bir süre kamplarda tutulan, konar – göçer durumda kalabilecekleri bir ortam arayan Çerkez sürgünleri, alışık oldukları dağ havasını bulamamışlar, konakladıkları yerlerde sıtmaya yenik düşmüşlerdir. Kendilerine gösterilen yerler ya güvenlik açısından manidar bölgeler; Dobruca, Bulgaristan, Suriye, Irak gibi düşman hatlarına yakın serhat boyları yahut insan yerleşimine müsait olmayan bataklık alanlardır.


Uyum sağlayamayıp geri dönmek isteyen göçmenlerin sayısı artınca, 18 Kanun-ı sani 1789 tarihli emirname ile Çerkeslerin kaçmasına fırsat verilmez. Alınacak önlemler ilgili mercilere resmi bir yazıyla bildirilir.[5]


Çerkezlerin toparlanması ve kaldıkları yerleri yurt edinmesi için hayli zaman gerekecektir. Buna rağmen bazı Çerkezler askeri alanda ve devlet yönetiminde önemli mevkilere gelir. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda aktif görevler üstlenirler. Önemli cephelerde komutanlık yaparlar.


 


KALPAKLILAR


Samim Kocagöz’ün Kalpaklılar romanı, İzmir’de düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin ve arkadaşlarını anlatır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ve Kuvayi Miliye’nin faaliyetleri, Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli evreleri mücadelenin ön safında yer alanlar açısından verilir.


Romana adını veren kalpak, aslında bir Çerkez başlığıdır. Çerkezlerin ulusal giysisinin bir üniformaya dönüşmesi, giderek Kurtuluş Savaşı’nın bir simgesi haline gelmesi elbette tesadüf değildir.


Teşkilat-ı Mahsusa ve Kuvayi Milliye içinde etkin unsur konumundaki Çerkezlerin giydiği başlık, ulusal bağımsızlık hareketinde giyilen bir kıyafet olma özelliği taşımıştır.


Rauf Orbay, Bekir Sami Bey, Hakkı Behiç, Reşit Bey, Fuat Paşa ve daha pek çok Çerkez Kurtuluş Savaşı’nda etkin görevler almıştır. Sivas Kongresi Temsil Kurulu’ndaki 12 kişiden beşi Çerkez’dir.[6]


Çerkez (Adiğe) kökenli Ançok Ahmet Anzavur’un Kuvayi Milliye aleyhtarı Bolu ve Düzce ayaklanmalarını bastıran, Ege’de Yunan kuvvetlerinin karşısına ilk çıkan da bir Çerkez’dir:


Çerkez Ethem.


 


 


 


Haftaya son bölüm(4. Bölüm):


Ünye’de Çerkez Yerleşkeleri


Çerkez’den Türk Olur mu?


 


 



Dip Notlar:



 


[1] Fatih Sultan Mehmet döneminde başlayan Osmanlı – Çerkez ilişkileri 1829 Edirne ile 1856 Paris Antlaşmalarına kadar sürdü. Kırım Hanlığının Osmanlılara bağlanması sonrası bu Hanlığı tanıyan ve dolayısıyla Osmanlı himayesine giren Müslüman Çerkezler, Osmanlılarla sürekli yardımlaşma halindeydi. Şamil’in 10.00 kişilik bir güçle Kırım’a destek göndermesi, Osmanlının Çerkez direnişini sürekli desteklemesi gibi olgular, Osmanlı’nın Kafkasya yerine Batı’yı önemsemesi sonucu ortadan kalktı.


[2] Berzec, N.. “Tehcîru'ş –Şerâkise”, 1986. s. 114. Akt. Dr. Fethi Güngör.


[3] Zekeriya Temizel, “Çekerek Kıyılarında”, s.104. Temizel’in çocukluk anılarını anlattığı romanda, Çerkez nenesi Nınadüğ’ün anlattığı bu gelinin öyküsü, yıllar sonra Abhazya ziyareti sırasında ağlayarak dinlediği bir Çerkez Aryası’nın öyküsüyle aynıdır. Hıble Gelin’in şarkısındaki gelinle, Ninadüğ’ün gelini aynı mı? Bilmiyoruz... Temizel, anı – romanda kendi ailesi Kafkas Sürgünü Hanfenleri anlatır. Zekeriya Temizel, İstanbul defterdarlığı, Gelirler genel Müdürlüğü ve bir dönem Maliye Bakanlığı görevlerinde bulunmuştur. Aslen Sivas / Yıldızeli’nden olup, bir dönem Ünye’de ikamet eden ve diş teknisyenliği yapan eniştesi vesilesiyle 60’lı yılların ikinci yarısında Ünye’de bulunmuş ve Ünye Lisesinde üç sömestr okumuştur.


[4] Akt. İsmail Hakkı Berkok, Tarihte Kafkasya, İstanbul, 1958. Berkok, 93 Harbi sonrası Kabardey’den göçen Ali Berkok’un oğludur. İki kardeşi Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de şehit düşer. 1890 Doğumlu Berkok, 1910’da Harp Akademisini bitirir. Kafkasya’da Çerkezlerin Ulusal Kurtuluş Hareketleri içinde yer alır. Anadolu’daki Kurtuluş savaşı’na katılır. Harp akademisi’nde ders verir, askeri konularda, Kafkasya ve Atatürk hakkında kitaplar yazar ve bir dönem milletvekilliği yapar.


[5] Başbakanlık Osmanlı Arşivleri (BOA), Hariciye Nezareti , 122/64


[6] Bkz. Çerkes Tarihi, s. 144 – 151 H. Ersoy, A. Kamacı


 


 



Bu Haber 4008 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI