Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Kafkas Sürgünü 4.bölüm
23 Temmuz 2009 Perşembe 09:35
AHMET DERYA VARİLCİ/ÜNYE TARİH ARAŞTIRMA GRUBU

Ünye’de Çerkez Yerleşkeleri


 


1864 Sürgünü ile başlayan göç dalgası, Samsun Limanı’na inen Çerkezlerin bölgeye dağılmasıyla yeni bir boyut kazanır. İç kesimde Kavak, Havza, Ladik ve Vezirköprü üzerinden Amasya’ya uzayan hat üzerinde iskan edilirler. Sahil kesiminde ise, Bafra ve Çarşamba’ya, Terme ve Ünye’ye kadar uzayan bir göç yolu takip edilir.


Ünye’ye gelen Çerkezlere en yakın duran, Terme Irmağının Doğu yakasına yerleşen Adiğe, Şapsığ ve Ubıh kökenli Çerkezlerdir. Terme’nin Ahmetbey, Üskütübaşı (Bağsaray), Kocaman ve Dereyolu köylerine yerleşen Çerkezlerle, Ünye’ye yerleşenler arasında coğrafi ve sosyal yakınlıkları mevcuttur.


Ünye’de en önemli Çerkez yerleşkesi olarak Döşemedibi Mahallesini ve Cevizdere’yi sayabiliriz. Kendilerine ayrılan bölgeler bataklık olduğu için sivrisinek ve sıtmaya yenik düşen Çerkezlerin bir kısmı daha yüksek yerleşim bölgeleri bulmak amacıyla Terme ve Çarşamba’ya dönmüşlerdir.


 


Döşemedibi Mahallesi


 


Ünye’ye bağlı bir köy iken, 1992’de Döşemedibi Mahallesi olmuştur. 15 Hanede 80 nüfuslu bu köyde, Guj, Şhaplı, Veşe, Rupa, Kobli, ve Vazdan (Abaza) kökenli aileler mevcutken, zamanla Tabakhane Deresi’ne doğru genişleyerek nüfusu hem artmış, hem de karmaşık bir yapıya ulaşmıştır.


Aynı kabilenin üyeleri kendi arasında kız alıp vermediği için, Terme ve daha uzaktaki Çerkezlerle bağlantı kurdukları yahut Çerkez olmayanlarla evlilik yaptıkları için yapısal değişime uğradıkları bilinmektedir.


Mahalle sakinlerinden Öğretmen Taner Uysal’ın naklettiği bir bilgi de şöyledir:


İnşaat Mühendisi Hasan Öztürk’ün dedesi Nevruz, gelen Çerkez kafilesinin önce Beylihoru’ya yerleştirildiğini, sıtma ve sivrisinekten bu bataklık bölgede tutunamadıklarını nakleder. Sırtını yükseklere veren Yazkonağı, Karagöl taraflarına ve nispeten az sıtmalı Döşemedibi Köyüne yerleşirler.


Köyle ilgili olarak iki tarihi belge mevcuttur. Bunlardan biri Taner Uysal’ın elinde bulunan 1870 tarihli Osmanlı Devletine ait bir arazi tahsis belgesidir. Çerkezlerin Döşemedibi Köyüne yerleşimini tanzim eden bu belge, sürgün tarihi olan 1864 yılından 6 yıl sonraki bir tarihte yazılarak, yerleşkenin Çerkezlere ait olduğu tescillenmiştir.




Ünye kazasına tabi Gürecülü karyesi hududunda, Döşemedibi demekle ma’ruf arazi haliyenin bir tarafı… Avcıoğlu deresi ve bir tarafı Karamustafa kırığı ve bir tarafı Katranyalağı ve bir tarafı Elmalıkbaşı ve bir tarafı Emirdamı ve bir tarafı Kirazlık deresi hududundan Balavuzlara Baklaçukuru döşeme üstündeki zeytun seyiri, işbu hududu sitte ile hududname ile mahdud ve tahminen ikiyüz elli dönüm arazi muhacirini çerakiseden ve Şapsığ KabilesindenHabiç Sülalesi, Takımı onbeş hane yüz nüfus oldukları halde efrade alesseviye teslim olunmak üzere uhdelerine ihale olunup Defterhane-i Amireden tuğralı tapu senetleri vürut … vurut eden ben işbu muvakkat ilmuhaber merkumun yetlerine ita kılındı.


Fi 16 Zilkade sene 287 ve fi 2 Kanuni sani sene 86


Binbaşı Erkanı Harp Me’muru Teftiş- i Muhacirin.



 


2000 Yılı Nisan’ında yayınlanan Birleşik Kafkasya Konseyi Haber Bülteni’nde Cemal Uysal’ın “Bir Adiğe Yerleşimi ve İki tarihi Belge” adlı yazıda zikredilen Belgede, Şapsığ olarak belirtilen kabile adı, “Vubıh” olarak düzeltilmektedir. Belgede tahsis edildiği söylenen arazinin 250 dönüm değil, 2500 dönüm olması gerektiği belirtilmiştir.


Cemal Uysal, Kafkasya’nın Soçi yöresinden 1864 sürgünüyle gelen Ubıhların Guj ailesindendir. 1940 yılında Döşemedibi Mahallesi’nde doğmuştur. Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nin Maliye Bölümünü bitirmiş, müfettişlik, SSK Genel Müdür Yardımcılığı, TİGEM Genel Müdürlüğü görevlerinde bulunmuş ve 22. dönem Adalet ve Kalkınma Partisi’nden Ordu Milletvekili seçilmiştir. Kendi alanında 50’ye yakın makalesi ve dört kitabı yayınlanmıştır.


Diğer belge, 5 Eylül 1937 tarihli öğretmen Burhan Hanhan’a ait “Ünye Merkez Nahiyesinde Siyasal Bakımdan Etüdler” isimli incelemedir. 35 Hanede 250 kadar kişiden bahsedilen Döşemedibi Köyünde, sıtma nedeniyle ölümlerin olduğu ve başka yerlere göç ettikleri yazmaktadır.


Döşemedibi Mahallesiyle yan yana duran Gürecülü Mahallesi ve Saylan Mahallesi aşağı kesiminde bulunan Çerkez aileleri, nüfus artışı ve idari bölünmeler nedeniyle birbirlerinden ayrılmaktadır.


Çerkez nüfusu barındıran Fevzi Çakmak Mahallesi, Nuriye, Yazkonağı ve Pınarbaşı Köyleri eskiden tek muhtarlığa bağlıdır. Karamürsel Köyü olarak yıllarca bu yörede muhtarlık yapan kişi, Nedim ve Metin Taşoğlu kardeşlerin babası “Çerkez Onbaşı” lakaplı muhtar Hasan’dır.


 


Yürür ailesi


 


1864 Sürgünüyle Çerkezya’dan 300 kişilik bir kafile Samsun’a gelir. Kafilenin başında çocuk yaşta bir Çerkez Prensi vardır. Beraberinde dört adet Çerkez atı da getiren bu Prens ve mahiyeti Terme Irmağının Doğu kıyısına yerleşir. Şimdi Terme’nin bir Mahallesi olan bu köy, Ahmet adını alan genç Prensin adıyla anılacaktır:


Ahmet Bey Köyü…


Abdullah Efendi’nin oğlu olarak bilinen Ubıh kökenli Prens, yıllar sonra Hacca giderek Hacı Ahmet Efendi adıyla anılır. 1856 Kafkas doğumlu olan Hacı Ahmet Efendi’nin 1890 yılında bir oğlu olur; Şair Behlül Ziya Bey… Bu dönem Hacı Ahmet Efendi Ünye şehir merkezine yerleşmiş, 3500 altın liraya, İtalya’da eğitim görmüş bir Rus Mimara İnönü İlköğretim Okulu karşısındaki konağı yaptırmıştır. Halen Ünye’nin en güzel konağı durumundaki bu bina kreş olarak hizmet vermektedir. Oğlu Ziya Behlül Bey kısa ömrüne sığdırdığı şiirlerle, 1914 yılında 24 yaşında iken hayata gözlerini yumar. Şair Behlül’ün ablasıyla evli olan Damat Sabri Bey, Çerkezya’dan aynı dönemde gelmiş Kabartay asıllı bir Çerkez’dir. Hüsrev Yürür’ün babası olan Sabri Bey, Tekkiraz Kelas (Çınarcık) ve Koruklu Köylerinde araziler edinmiştir. [1]


Hacı Emin Sokakta projesi onay bekleyen Müze Ev’in banisi Kaptan Servet Bey de Kafkasya doğumlu bir Çerkez’dir. 1889 doğumlu kızı Hatice Bakiye için Terme Çerkezlerinden Abdullah Bey içgüveysi olarak gelir, 4 oğulları olur. Oğlanlardan Ali Rıza Eriş (sonradan “Vural” soyadına çevirirler)  eşi Meliha Vural tarafından evi yeğeni Nuran Çataklı aracılığı ile Belediye’ye bağış (satış) yaparlar.


Hüsrev Yürür (1913- 2008) Ünye’de doğmuştur. Babası Mehmet Sabri Bey (1866- 1931), Çerkesül Asilzade Efendi Ahmet Nazif Bey’in oğludur. Sabri Bey, Kurtuluş Savaşı’nda Ünye Milis Taburu komutanlığı yapmış ve İstiklal Madalyası almıştır. Hüsrev Bey’in annesi Dürdane Hanım, Kafkas Sürgünü Prens Hacı Ahmet Efendi’nin kızıdır. Eğitimini Ünye’de yapan Hüsrev Bey, babasının ölümü üzerine 18 yaşında iş hayatına atıldı. 31 Yaşında Ünye Belediye Başkanı oldu. Üç dönem Belediye Başkanlığı görevini yürüttükten sonra 11. Dönem Cumhuriyet Halk Partisi’nden (1958-1960) milletvekili seçildi. Belediye başkanlığı döneminde o yıllara göre önemli gelişmelere imza attı. Ünye’de meydan düzenlemesi, yol çalışması, su ve elektrik şebekelerinin döşenmesi gibi faaliyetleri sağladı.


Cemal Uysal’la aynı okuldan mezun olan bir başka Yürür ailesi mensubu Şükrü Yürür’dür. Hüsrev Yürür’ün amcazadeleridir ve ailede milletvekili seçilen ikinci kişidir. Ticaret Bakanlığında ve TSE’nde yaptığı görevlerin ardından 5 dönem Ordu milletvekili seçilmiş, Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak görev yapmıştır.


Ünye ile fazla ilgileri olmamakla birlikte; Yürür ailesinden çok sayıda bürokrat, iş adamı ve Profesör yetişmiş, halen görev yapmaktadırlar. 


 


Çerkezden Türk olur mu?


 


“Eskiden ‘kafa kâğıdı’ denen nüfus kâğıtlarında ‘Milleti’ başlığının altında ‘İslam’ sözü yazılırdı.”[2] Haliyle Müslüman olmayan kesimin kağıtlarına, aslen Türk de olsa “Gayri Müslim” yazılırdı. Osmanlı İmparatorluğu multiracial (çok ırklı) bir toplum olmasına rağmen, özellikle Balkanlarda İslamiyet’i benimseyenlerin kökenine bakılmaksızın önce Müslüman, sonra Türk kabul edilirdi. Ulus Devlet esasına göre biçimlenen Türkiye Cumhuriyeti dahi, Lozan Mübadeleleri sırasında kafa kâğıtlarında yazan “Müslim”, ya da “Gayri Müslim” sözcüğüne bakılarak mübadeleye tabi tutulmuşlardır.


İstisnai bir durum olarak, Hıristiyan Karaman Türkleri, Türkçeden başka bir dil bilmemelerine karşın mübadele edilmişlerdir. Buna karşılık Türkçe bilmeyen ama Müslüman olmuş kesimler dahil, Balkan göçerleri, kademeli olarak Batı’dan Doğu’ya göçe başlamışlar ve üç yüz yıl süren bir göç dalgasıyla Anadolu’ya gelmişlerdir.[3]


Çerkezler’e gelirsek…


1864’te başlayan Çerkez göçünün ardından bugün Türkiye’de 5 milyon Çerkez yaşadığı iddia edilmektedir. Kafkasya’da ise, Adıgey Cumhuriyeti’ndeki Çerkez sayısı sadece 123 bin, Kabardey-Balkar’da 363 bin civarındadır. Kafkasya’da ortalama 700 bin Çerkez ikamet ederken, bölgedeki toplam Müslüman nüfus 4,5 milyon civarındadır. Sözü edilen toplam nüfusun, göç öncesi 7 milyon civarında olduğu göz önüne alınacak olursa, verilen rakamlar, bölgedeki insan kaybını göstermektedir. Ruslar dahil bugün Kafkasya’nın nüfusu 10 milyon’dur.[4]


Türkiye’nin çok önemli mevkilerinde görev yapmış, kilit noktalarında varlığını sürdüren Çerkez kökenlilere Ulus Devlet modelini benimsemiş Cumhuriyet Türkiye’sinde nasıl güvenilecekti.


Bu konuda Çerkez kökenlilerin işlevi, Türk Ulusalcılığının önündeki engelleri aşabilecek konumdadır. İşte Temizel’in Ninesiyle giriştiği diyalog karşılaştığımız sorunları aşmamızın biricik yoludur:


“- Peki Nına biz Çerkez miyiz, Türk müyüz? Dedim.


-         Elbette Türk’üz, dedi.


-         Nasıl Türk’üz, sen Türkçe bile konuşamıyorsun.


Çömeldi. Yüzümü iki eliyle tuttu, gözlerimin içine bakarak,


-         Biz Türk’üz ama Çerkez asıllı Türk’üz. Senin dedelerin bu ülke için canını verdi. Artık vatanın burası. Vatanın adı Türkiye, o zaman sen de Türk’sün ve ataların gibi kendini bu ulusa, bu devlete adayacaksın. Biz vatan korumanın ne kadar zor, vatan kaybetmenin de ne kadar acı olduğunu yaşayarak öğrendik. Şimdi sen de bu vatanın kıymetini iyi bileceksin. Vatanına sahip çıkacaksın.”[5]


 


Atatürk’ün özdeyişine bakarak bu Cumhuriyeti kuran ve varlığı için çaba sarf eden unsurlar Türk Milletini oluştururlar:


“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir.”


Türkiye’de bugün din ve ırk esasına dayalı toplum anlayışı varsa, terk edilmek / aşılmak zorundadır.


Özdemir İnce’nin dediği gibi:


“Etnisite futbolcu formasından başka bir şey değildir. Gerçek köken ancak DNA ile saptanabilir. Bu işlemi kimseye tavsiye etmem. Kavimler kapısı Anadolu tekin bir yer değildir. Bir tek garantili hukuki belge var: Kafakağıdı ile pasaport![6]


Ünye, bu konuda kavimler kapısı Anadolu’nun tekin olmayan ama etnisite sorununu hayli geride bırakmış bir köşesidir.


 


 



Dip Notlar:



[1] Ahmet Kabayel’in 2004 yılı Ünye Festivali sırasında görüştüğü Hüsrev Yürür’den alınan bilgilerdir ve Ziya Yürür tarafından doğrulanmıştır.


[2] (Abdülbaki Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatlar, s. 19)


[3] Bkz. H. Yıldırım Ayanoğlu, Göç, Osmanlılardan Cumhuriyet’e Balkanlar’ın Makûs Tarihi.


[4] Ayrıntılı bilgi için Bkz. Kafkas Vakfı Başkanı Mehdi Nüzhet Çetinbaş. Türkiye’de bugün Çerkezlerce kurulan 112 adet dernek ve vakıf, 3 tane de federasyon vardır. En etkili organları merkezi İstanbul Bulgurlu"da olan Kafkas Vakfı’dır.


[5] Zekeriya Temizel, “Çekerek Kıyılarında”, s.109


[6] Özdemir İnce’nin 21.06.2009 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki köşe yazısı.



Bu Haber 7991 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI