Deprecated: Function eregi() is deprecated in /home/unyekent.com/httpdocs/conn/level.php on line 31
ÜNYE Kent Gazetesi >>> KENTTE HABERİN MERKEZİ ll BİZDEN HABER VAR......
 
Ünye kazan ben kepçe 4
20 Temmuz 2009 Pazartesi 09:42
“Ah o şarkıların gözü kör olsun” “Bir seni sevmeyi öğrenemedik”

Bekir Usta ve Üç Çeşmeler


Atmışlı yılların başında burada çömlek fabrikaları vardı. Bunlardan bir tanesi Bekir Usta’nındı (Bekir Çağlar) Bekir Usta’nın hanımı benim halamdı, çocukluğumun bir kısmı bu mahallede Bekir Usta’nın çömlek fabrikasında geçmiştir.


Bekir Usta yalnız Çömlek Ustası değil tatlı sohbet ve hikayeleri ile bir bilgeydi.


Geçende 103 yaşında İstanbul’da vefat etti. Fabrikanın üst tarafında bir büyük, iki küçük üç çeşme vardı bunlara “üç çeşmeler” derlerdi. Yol geçince yıkıldı, bir fotoğrafı bile yok elimizde. Çeşmeler yıkıldı ama suyu uzun yıllar akmaya devam etti. İsmail Cerrahoğlu başkanlığı sırasında o suyu yukarıda görüldüğü şekilde düzenledi son baktığımda o da  kurumuştu.


 



 


Okulumun kapısı ve çeşmesi


Burası benim ilkokulumdu..


Meçhulasker İlkokulu..


Taş bir giriş kapısı ve girişte bir çeşme vardı, yine taş merdivenle yukarı çıkılırdı.  Bu bina Meçhulasker ilkokulunun ikinci binasıdır. Birinci binası 1936 yılında Ortaokul olunca okul bu binaya taşınmıştı. İlk binası Sakarya Meydan Savaşından gelen yaralıların tedavi edildiği hastane olarak kullanılmıştı. Orada hayatlarını kaybeden adları bilinmeyen askerler anısına okulun adı “Meçhulasker” konulmuştu.


Bu ikinci bina da Cumhuriyetten önce Rumların Rahibe okulu idi, en büyük sınıfların birinde siyah bir piyano vardı. Çocukluğumun en mutlu yıllarını bu okulda geçirdim. Şimdi bir iş adamımız okulun bire bir aynısı yaptırmak için girişimlerde bulunmuş.


 


 



Akçay Köprüsünden selam..


Akçay köprüsü.. Samsun-Ünye sınırını çizen Akçay ırmağı üzerindeki bu köprüyü yeni kuşak bilmez.. Gençlik yıllarımızda üç kemerliydi, bir kemeri selden yıkılmış.. Kırklı yıllarda Almanlar tarafından yapılmıştı.. Halen bütün ihtişamı ile ayaktadır. 


Köprünün üzerindeki genç bayan Hacer Hanım Kızımla Terme dönüşünde geçtik Akçay köprüsünden. Hacer Hanım Kızım (Hacer Coşkun) Şirin Ünye, Ünye Kent Gazeteleri ve web siteleri Yazı İşleri Müdürü’dür. Elinizde tuttuğunuz bu gazetelerin hazırlanmasında sizlere ulaştırılmalarının her safhasında ve web sitelerinin düzenlenip sizlere sunulmasında en büyük emek onundur. Genç muhabir arkadaşları ile birlikte sizlere kaliteli bir yayın sunmak için uğraş vermektedirler. Ünye’deki ilk ve en eski meslektaşları olarak onları tebrik ediyorum.


 


 


 


 



 


Aramızda kalsın


Artık araçların arkalarına bu tür yazılar yazmak yasak.. Kazalara sebep oluyormuş. Bunlar da bir zamanların  kamyon ve şoförlerinin yol edebiyatı idi..


Özellikle benim gençlik yıllarımda, kamyonların ve otobüslerin, önüne: “Allaha Emanet” arkasına: “Allah korusun” yanına da bir “”Besmele” yazdınmı kafadan kazadan beladan korunduklarını sanırlardı. (Yine de Allahın bileceği şey) Yıllar içinde başka şeyler de yazdılar kamyonların arkalarına:  Yollar gidişime, kızlar duruşuma, hasta” “Bilmem bu gidişin dönüşü olur mu?” Gibi.. Yolda bir kamyonun arkasında gördüğüm yukarıdaki yazı da çok anlamlı. “Hatalıysan aramızda kalsın”


 



 


Aya Nikola..


Bizde de işletmelere yerel isimler koymak moda oldu.. Aynikolanın üst taraflarında yolun kenarındaki bu kahvehane de böyle bir isim koymuş kahvehanesine.. Aya Nikola’ya biz kısaltılmış olarak Aynikola deriz. Geçende İstanbul’dan Ünye’ye gelen birine hostes sordu sen nere ineceksin diye “Aynalıkola” da ineceğim deyince, hostes kız, öyle bir yer yok Ünye’de dedi. Ben Aynikola demek istediğini anlamıştım.


Aya Nikola, denizin kenarındaki adanın üzerinde var olmuş bir kilisenin adı idi. Burası 1900 yıllarına kadar Calamarka adında bir Rum balıkçı köyü idi. Rum balıkçılar denize açılmadan önce Aziz Nikola adına adanmış bu kilisede avlarının bereketli geçmesi için dua ederlerdi. Kiliseden bugün birkaç duvar kalıntısı var adanın üzerinde.


 



 


Bu da İstanbul’dan Telli baba


İstanbul’da Sarıyer’den Rumelikavağı’na giderken solda göreceksiniz Telli Baba Türbesini.. Evlenmek isteyen kızlar gelir Telli Baba’nın sandukasının üzerinden gelin teli alırlar ve dua ederler bize hayırlı bir kısmet diye, kısmetleri çıkar evlenirlerse tekrar bir tutam tel getirip bırakırlar buraya. Telli Baba İstanbul’un fethi sırasında burada şehit düşmüş bir leventmiş. Bir gece bir kızın rüyasına girmiş, ben üşüyorum üzerime bir çatı yapın diye. Kızın kısmeti çıkıp evlenince o günden beri  evlenmek isteyen genç kızların uğrak yeri olmuş burası.


 



 


Bir İstanbul haberi daha


Edirnekapı


 


Türklerin İstanbul’a girdiği ilk kapı..


29 Mayıs 1453 Salı günü, henüz güneş doğarken Fatih’in  askerleri İstanbul’a bu kapıdan girdiler.. Sultan en çok Ayasofya’yı merak ediyordu.. Kendisi at üzerinde arkadakiler yaya olarak Beyazıt’a oradan Ayasofya’ya gittiler. Fatih Ayasofya’yı görünce şaşırdı, bakımsız yıkık her tarafı örümcekler bağlamıştı
Bizanslılar şaşkındı. Ayasofya’ya doluşmuştu, atından inen padişah mabedin kapıları askerler tarafından kırılarak içeri girdiği zaman, çoluk-çocuk insanların korku ile birbirine sarılmış olduğunu gördü.
Ayasofya’nın bakımsız hali üzerien Fatih duygularını Farsça şu beyitle dile getirmişti:
"Örümcek Hüsrev’in sarayında perdeci olmuş,
Baykuş Afrasiyab kalesinde nöbet borusu çalar!"


 


 


 



 


Gümülcine’den Ünye’ye


İstanbul’a dönerken dinlenmek için durduğumuz bir tesise biraz sonra Yunanistan Selanik plakalı bir otobüs geldi. İçinden kadınlı erkekli inen grup  kulak verdim Türkçe konuşuyorlardı.. Genç bir çocuğa sordum “Siz kimsiniz nereye gidiyorsunuz?” diye. Turun sahibi imiş, Batı Trakya Türkleri imişler, Gümülcine’den Trabzon’a kadar Karadeniz turu düzenlemişler.. O gece Fatsa’da geceleyeceklerini söylediler. “Ünye’de kalın” dedim. “Ünye’yi gezeceğiz, programda var fakat Ünye’de otel bulamadığımız için Fatsa’da kalacağız.” “O zaman geç vakit gidin, Ünye’de  dolaşın Çakırtepe’ye çekin otobüsü pide yiyin”, dedim “Tamam abi, Pideyi Fatsa’da yiyecektik ama Ünye’de yeriz” dediler..


Ünye’deki oteller ucuz diye almamışlar  turu öyle söyledi..


Hep öyle oluyor zaten bizim attıklarımızı kapıyorlar sonra bizi solluyorlar..


 


 


 


 


 


çevremize sahip çıkıp temiz tutmalıyız.


 



 


Fındık Kıran


Yukarıda görülen bir fındık kırma makinesi..


Evirip çevirip içine dışına bakmama rağmen fındığı nasıl kırdığını bir türlü çözemedim. Ceviz de kırıyormuş.


Biz fındığı başka türlü kırardık eskiden..


Pahalı da değil öyle.. Geçende bir internet sitesinde gördüm, fındık toplama makinesi de yapmışlar.. Fındık kavurma makinesi zaten da var. Var da  fındık para etmiyor..


Bu teknoloji bizi bozar abi..


Biz eski usulde fındık kırmaya devam edelim.


 


 



Bu Haber 2963 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Konuya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
ÖNCEKİ ARAŞTIRMA YAZILARI