1 Mart 2010 Pazar
MUSA Ö. KIROĞLU
Genel durumlarla ilgili yazmayı doğru bulmuyorum
musakiroglu@mynet.com

Dün Cumhuriyet Meydanı’ndan geçenken tanımadığım biri önüme çıktı, bana;

 

“Musa Bey sizi sürekli okuyorum. Yazdıklarınıza çoğunlukla katılıyorum. Ama hep yerel yazıyorsunuz. Hiç ülkenin genel durumu hakkında yazmıyorsunuz. Ankara’da kıyamet kopuyor, paşalar tarihte görülmedik şekilde gözaltına alınıyor. Sizi bunlar hiç mi ilgilendirmiyor? Neden bir şeyler yazmıyorsunuz? Yoksa hükümetin paşalara yaptığını destekliyor musunuz?”

 

diye kurulmuş makine misali ard arda sorularını patlattı.

 

Ben bu okurumu tanımadım, ilk kez gördüm. Gerçi kendisini tanımadığımı falan söylemedim. Ama kendisine, sorduğu sorulara cevap vermeye kalkışırsam çok uzun süreceğini söyledim, izin istedim.

 

O yine de peşimden bağırdı, “O zaman köşende yaz Musa Bey, oradan okurum” dedi.

 

Ben “Yazarım” diye söz vermedim, işim aceleydi, uzaklaştım.

 

Ancak, daha önce de birkaç kez yazdım. Ben yerel gazetede yazan birisi olarak, tabiatıyla yazdığım konuların da yerel olması gerekir. Daha doğrusu yazdığım gazete nerelere hitap ediyorsa o alanlarla ilgili yazmalıyım diye düşünüyorum.

 

Ama az da olsa bazı okurlarım genel konularda da niye yazmadığımı yukarıda sözünü ettiğim okurum gibi zaman zaman sorarlar.

 

Bir kere Türkiye’de çok sayıda ulusal gazete, çok sayıda ulusal gazete köşe yazarı var. Hemen her konuda bol miktarda yazı yazılıyor, yorumlar yapılıyor. Bana kalırsa ulusal düzeyde köşe yazarlığı eksikliği yok. 

 

Ama, dikkat edin bakın; bu yazarların hiç birisi yerel yazılar yazıyor, yerel sorunları ele alıyor, yorumlarda bulunuyor mu?

 

Hayır… Bulunmaları da mümkün değil. Çünkü onların yerel olanla alakası yok. İşleri genel konularda yazmak, yorum yapmaktır.

 

Bu durumda ben neden genel konularda yazayım ki… Herkes genel konularda yazarsa yerel sorunları, yerel konuları kim yazacak? Kim dile getirecek, kim yorum yapacak?

 

İşte bu yüzden ben genel konularda yazmak istemiyorum. Gazetemin hitap ettiği bölgeyi dile getirmek, anlatmak istiyorum. Ünye’yi, Akkuş’u, Çaybaşı’nı, İkizce’yi ilgilendiren konuları yazıp yorumlamayı daha doğru buluyorum.

Son zamanlarda, Canik Dergisi’ni yayına başlamasıyla birlikte yazdığım bölgeyi kısaca Canik Bölgesi olarak ifade etmeye başladım.

 

Ve işte bu Canik Bölgesi’nde yazılacak o kadar çok konu var ki… Ben haftanın altı günü köşe yazısı yazıyorum… Bu böyle aylarca, yıllarca sürüyor, ancak Canik Bölgesi’nin yazılacak konusu ne bitiyor, ne de azalıyor. Bilakis sürekli artıyor.

 

Köşemde, sorduğu sorulara cevap yazmadığım için Cumhuriyet Meydanı’nda önüme çıkan okurumdan özür diliyorum.

 

Kaldı ki, Ankara çok da öyle perdenin önünde görülenlerden hareketle yorumlanabilecek bir yer değildir. Ankara’nın asıl gerçeği perdenin gerisinde yatar. Kim bu gerçeklere yakınsa, hangi yazar bu perdenin arkasına geçebiliyorsa gerçeğe en yakın o yazar, o doğru yorumlarda bulunur.

 

Benim ta Ünye’den beri Ankara’nın perde gerisini görebilmem, oradaki gerçekleri yorumlayabilmem ne kadar mümkündür?

 

O halde ben Canik Bölgesi’nde kalmaya, bölgemi dile getirmeye devam edeyim. Böyle daha doğru yaparım, öyle değil mi?



Bu Haber 389 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Bu Yazıya Yorum Bulunmamaktadır. İlk Yorumu Yapan Siz Olun.
BU YAZARIN DAHA ÖNCEKİ YAZILARI