3 Mart 2010 Pazar
O. İRFAN IŞIK
Cehaletin masalı
Bu metin,Ünye Kent ve Şirin Ünye gazetelerinde bölümler halinde üç haftada, sitelerinde ise bir defada yayımlanacaktır.

Bir varmış bir yokmuş…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal, pire bakkal iken. Ben babamın beşiğini tıngır-mıngır sallar iken, Ünye ile Fatsa arasındaki bir köyde, servi boylu, edalı, ipek saçlı, sürmeli ceylan gözlü, kiraz dudaklı, iliklere düğme tutturmaz dik memeli, pamuk elli, ince belli, kalçaları löp etli, uzun bacaklı, arap tayı bilekli, kaymak tenli iki gelin varmış.

Kayın-Ata’ları  (kaynata)  kayın-ana’ları  (Kaynana)  gelinlerinin pamuk ellerini, sıcak sudan soğuk suya sokturmaz, bir dediklerini iki ettirmezlermiş. Çünkü oğulları, sevgili gelinlerinin kocaları  ESGERdeymiş.

Kocalarından uzak oldukları için,  mahzunmuş gelinler. Ama güzellikleri gene de göz kamaştırıyormuş. Bu yüzden, yedi köyün genç-yaşlı tüm erkekleri ayıplı bakışlar fırlatmaktan kendilerini alamıyorlarmış.  Gelinler de, bir tadıp bir yitirdikleri cinselliğin açlığıyla, kaçamak karşılıklar  verirlermiş gençlerin ayıplı  bakışlarına.

Böyle-böyle,  derken, köyün genç bıçkınlarından bazıları, samanlıkta, kuytuda, tarlada, ormanda, denk getirdikleri karanlıklarda, gelinlerle birlikte olmanın yolunu bulmuşlar.

Bu arada olanlar da olmuş.

Hamile kalmış servi boylu gelinler.

Mızrak çuvala sığar mı?

Minareye kılıf olur mu?

Gizli aşikar olmaz mı?   

Gizli aşikar olmadan gelinler aralarında, minareye kılıf, mızrağa çuval aramağa başlamış ve de bulmuşlar.

Münasip zamanlarda, müsait yerlerde, kayın-ata ve kayın-analarının önünde, düşüp-düşüp bayılıyor, sayıklamağa başlıyorlarmış. Yatağımdan git duman-gelme duman!.. Diye

Hocalar-hacılar, üfürükçü ve parpucular, çare olamamışlar servi boylu,pamuk elli gelinlerin bayılıp sayıklama hastalıklarına.

Sıra, yatırlara-evliyalara adanmağa gelince, aralarında anlaşan gelinler, ille de Kavaklar mevkiindeki, Kavaklar deresinin denize döküldüğü yerin çok yakınında medfun yatırdan başkasına gitmeyeceklerinde direnmişler. Çünkü başlarındaki belanın ol cihetten geldiği iftirasında bulunmak konusunda sözleşmişlermiş.

 [ Kavaklar mevkiindeki yatır denilen mezar kompleksi,Canikli Ali Paşanın aile kabristanlığıdır Komoleks, kimlikleri yazılı dört mezardan oluşmuştu. Biri Canikli Hacı Ali Paşanın babası, Canik eşkiyası elinde sebepsiz yere öldürülen eski Canik muhassılı  Hacı Ahmet Ağa, İkincisi Ali Paşanın kızı Şerife Emine hanım, Üçüncüsü, Mehmet Paşa zade Süleyman bey ve dördüncüsü, Kimliği tespit edilemeyen bir zata ait büyük bir kabirden oluşan mezarlar kompleksiydi. Dört baş taşı yazılı olan kompleksteki, kimliği okunamayan  en büyük mezarın Trabzon eyaleti valisi Ali Paşaya ait olduğu söylenmişse de Paşanın Erzurumda öldüğü ve orada medfun bulunduğu kanıtlanmıştır Bu Kompleks şimdi  yok edilmiş durumdadır..]     Yatırın yanına gider gitmez tutarak hastalıkları gelecek onlar düşüp bayılacaklarmış.

Sonra da, kendi icatları olan bir makamla şarkı-türkü söyler gibi sayıp dökeceklermiş yatırdan olma hamileliklerini.

Önce güzel gelinlerden biri, büyük bir kalabalıkla, ilahiler eşliğinde getirilmiş yatırın yanına.   

Aralarında kararlaştırdıkları gibi, yatırın yanına gelen ilk gelinin kiraz dudaklı ağzı köpürmeğe başlamış. ceylan gözleri büyürken küt diye düşüp bayılmış.

Eli-kolu, ayağı, uzun bacakları, löp etli kalçaları, iliklere düğme tutturmaz dik memeleri, zangır- zangır titremeğe, daha önceden köpürmeğe başlamış kiraz dudaklı ağzından ilk sözler kendilerine mahsus makamla dökülmeğe başlamış.

Kurtar beni evliya buba! Esger garısıyım ben. Duman olup yatağıma giren ruhundan kurtar beni.

Gelini yatıra adamağa getiren kalabalık şaşkınlıklarından şaşı olmuşlar. Gelin hem ağlıyor, Hem de… Tövbe estağfurullah!!..

Şey yapar gibi… kasılıp- kasılıp gevşiyor, bir taraftan da, köpüklü-köpüklü konuşuyormuş.

Eyyy duman olup yatağıma giren ruhhh!..

Kaç zamandan beri,  bu kaçıncıdır bana aştığın?..  (…..) demiş en son..

Kulaklarına inanamayan adak alayının korku ve hayretten irileşerek şaşılaşmış  gözleri önünde birden kendine gelmiş

Gelin, ağlayan, yalvaran ceylan gözleriyle tek- tek herkese bakmış. Özellikle de Kayın-Atasına… Herkesin gözlerindeki inanmış saygıyı sevinçle okumuş servi boylu gelin.

Sonra da haykırarak:

Kurtarın beni bu dumanın elinden kurtarın!...Aylardır her gece yatağıma geliyor. Bağırsam bağıramıyorum. Kaçsam kaçamıyorum. Elim kolum bağlı gibi ona teslim oluyorum.

Şimdi bile… Şimdi sizin gözlerinizin önünde bile gene geldi.  Bağırdım aldırmadınız. Kaçmak istedim kaçamadım. O işini gördü. Duman olup savuştu. Yatağıma da bir duman gibi giriyor. Ete kemiğe bürünüp beni biliyor… (…….) sonra gene duman olup yitiyor demiş…

Nutku tutulmuş gelini dinleyenlerin. Tekbirler,  Salavatlar getirmişler.

Duman tecavüzünün  etkisinden sıyrıldıktan sonra, başta kayın-ana ve adak alayındaki diğer kadınlar, cünup gelini alıp kavaklar deresine indirmiş, guslettirmişler. Daha sonra da büyük bir saygıyla köye götürmüşler.

Derken  sıra ikinci servi boylu geline gelmiş.

Onu da alıp götürmüşler yatırın ravzasına.

Ne hikmetse, ikinci gelin de düşüp bayılmış yatırın yanında. Löp etleri, dik memeleri zangır-zangır titremiş. Kalın, kiraz dudaklı ağzından köpükler saçılmış. O da şey yapar gibi kasılıp-kasılıp gevşerken, Evliya bubasına  yalvarıyormuş.

Dokundurma evliya buba bana bu ruhu. Esger garısıyım ben. Eğer beni gorumazsan hamile kalırım. Acı bana diyormuş.

Birinci düzenbaz gelin ne söylemişse, ikinci düzenbaz da tam-tamına aynını söylemiş.

Kendine gelip doğrulunca, Aylardır yatağıma giren duman, gözünüzün önünde beni şey etti de siz, beni kurtarmak yerine, bakıp seyrettiniz diye yırtına- yırtına ağlamış…

Bir kez daha donup kalmış gelini yatıra getiren kalabalık.

Ona da derede guslettirmişler.

HAFTAYA : Evliya ravzasında adak kurbanı şöleni

 

 

                                                  İKİNCİ   BÖLÜM

 

 

Gelinle beraberindeki kalabalık daha köye varmadan, yer-gök, dağ-taş, köy-kent olayı duymuş. Duymuşta, olayı kutsamış…

Tam da çapkın gelinlerin istediği gibi…

Bundan sonra gelinlere bir güven, bir inanç, bir saygı, bir sevgi başlamış ki köylerde…Dostlar başına…

Gelinlerin karınları büyümeğe başlarken, uzak köylerden gelenler- gidenler… Hediyeler… Hediyeler…

Gelinlerin evi ziyaretgah olmuş. Durum o raddeye gelmiş ki…Çevre köyler bir olup gelinlerle birlikte yatırın yanında bir toy şölen tertipleyip kurbanlar kesmeğe; Gelinleri ve doğacak bebeleri kutsamağa karar vermişler.

Günlerden bir Cuma günü, cümle köyler yatırın bulunduğu kutsal alanda toplanmışlar.

Kurbanlık koçları, boğaları, kınalayıp, balonlar, kurdeleler, krapon kağıtları, gelin telleriyle süsleyip yatırın yanına getirmişler. Çuval-çuval pirinç, çuval-çuval bulgur, teneke-teneke tere yağlar yığılmış meydana.

Köylülerin en fakirleri bile bu şölenin sevabından nasipdar olmak için karınca kararınca misali bir çömçe bulgur, bir kaşık yağ katkıda bulunmuşlar.

Çoban ateşleri yakılıp üstüne kazanlar kurulmuş. Ezanlar, ilahiler, tekbirlerle koçlar, boğalar kurban edilip yüzülmüş. Doğranıp yahni olmak üzere kazanlara doldurulmuş. Pilavlar buğulanıp tütmüş. Tereyağlar, mis kokular saçmış etrafa.

Yatırın mezar duvarı üstüne oturtulmuş gelinlerin önünde onlarca sofra kurulmuş.

Doğacak mübarek bebeklerin yüzü suyu hürmetine bir dolu yenmiş içilmiş.

Dualar edilmiş.

Sonra bir aklı evvel çıkmış köylülerin arasından. Yolcuyu doyurmak Allah emridir demiş.

Haydaaa!...

Millet, karı-kız –kızan çıkmış kara yoluna. Zaten Sahil Karayolu, yatırın hemen yanındaymış.

Trabzon yönünden Samsun’a, Samsundan Trabzon yönüne gitmekte olan her araç durdurulmuş. Araçlardakilere ikram başlamış.

İki yönde durdurulan araçlar onlarcadan- yüzlerceye ulaşmış.

Köylerden yeni koçlar, yeni çuvallar, yeni tenekeler gelmiş.

Duraklama saatlerce uzayınca , araçlardakiler isyan etmeğe başlamışlar. Sinirler gerildikçe gerilmiş. Ağız bozmalar saldırılara dönüşmüş. Burun kanamaları, dudak patlamaları, kafa yarılmaları artınca olaya önce, Fatsa ve Ünye Cendermesi müdahil olmuş. Yetmeyince, Ordu-Samsun cendermeleri gelmiş.

Köylüler, kadın-erkek, çoluk-çocuk, kız-kızan derdest edilip, davaları ağır cezada görülmek üzere Ünye’ye sevkedilmişler. O tarihlerde, Ordu ve Samsun’dan sonra sadece Ünye’de varmış ağır ceza mahkemesi. Ayrıca Kavaklar mevkii de Ünye sınırları içinde olduğundan, suçlular arasında Fatsa’nın da birkaç köyü olduğu halde. Herkes Ünye’ye götürülmüş.

Şölen kalabalığında, gelinlere can ve gönülden inananlar yanında, az sayıda da olsa akıl sahibi insanların da bulduğu ve de bunların bir bölümünün hin oğlu hin olduğu hesaba katıldığında şöyle olayların da cereyan etmesi olasıymış.

Filan köyden anasının gözü falanca, cenderme müdahalesi sırasında:

Kaybolmasın, saklayalım bahanesi, sonra ortaya çıkarırız avazesiyle , atlara yüklediği çuvallardan, çuval-çuval pirinç, çuval-çuval bulgur, tenekelerden, teneke-teneke yağ. Kurbanlardan, üçer-beşer butları, kolları, ormanların kuytusundan evine ulaştırmış, kendisi dahi derdest olunacağını sezip sıvışmışmış.

Sonraları duyanlar derler ki:

Anasının gözü şölen tertipçisi falanca, Ziyafet mutfağından yürüttüklerini afiyetle yerken,Yatırın ruhuna, mübarek bebekleri doğuracak gözel gelinlerin löp etleri, dik memeleri, uzun bacakları aşkına dualar ettim diyesiymiş.

    Yol derdest edilen köylülerden arındırılınca, araçlar birer-birer  ağır hızla  hareket etmişler.

Arbede, şölen gününün öğle saatlerinden ertesi günün sabahına kadar sürüp mayna olunca sıra soruşturmaya gelmiş.

   

                                            Haftaya:Ünye’deki tutuklama ve soruşturma

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ   BÖLÜM

 

 

 

Devir DP iktidarı devri imiş.

DP nin il-ilce, ocak-bucak başkanları hatta delegeleri, afi kesiyorlarmış o devirde.

Bunlardan biri, istediği an, Valilere, kaymakamlara, hakimlere, genel müdürlere, daire başkanlarına, vekillere, bakanlara, hatta-hatta, Beyefendiye:

Efendim;

Hamili kart yakinimdir. Dileğinin ifası ricasıyla…  Deyip kart-vizit’ini gönderiyormuş.

Hamili kart ise, beğenmediği bir yerden, beğendiği bir yere tayinini isteyen bir memur olabildiği gibi, bir tahsis malının tevzii işinin kendisine verilmesini isteyen bir tüccar da olabiliyormuş.

Daha?...

Diyelim ki bir vali, kaymakam, hakim, ve dahi, kıçı kırık bir daire amiri memur,  partililerin işine gelmeyen bir icraatta bulunmuştur.

Ossaat gelsin yukarıya telefonlar, mektuplar.

Ertesi gün o icraatı yapmak enayiliğinde bulunan memur, o ilin en büyüğü bile olsa, Şavşat’a, Çemişkezek’e Hakkari’ye sürülürmüş.

Yönetici memur kısmının tümü o devirde öyle bir duruma getirilmiş ki:

Partililer bunlardan birine HÖT dese, al sana bir DÖT deme modundaymışlar.

İşte  tam böyle günlerin birinde vuku bulmuş evliya şöleni ve derdest olayı.

Üç-beş KÖV ün Kövlüsü, tıkış-tıkış Ünye’nin karakollarında, okullarında gözaltında iken, zamanın HÖTçülerinden, Kocaoğlu Mahir nam kişi olaya müdahale etmiş. Kendisi, o Kövlerden birinin çocuğu olup, partideyse, en sözü geçen kişilerden biriymiş. Cenderme kumandanına, savcıya, kaymakama gitmiş:

Bunlar benim cahil akrabalarımdır. İnanmışlar bir kere düzenbaz gelinlere demiş. Şikayetçilerle yaralılar çoktan evlerine gittiler. Zaten en çok yaralı bizden ve de en çok şikayetçi gene bizden. Soruşturmağa gerek yok deyip gönderelim bunları evlerine demiş. Ricada bulunmuş.

Bu Kocaoğlu’lardan Mahir nam kişi, parti içinde öyle tanınır, sevilip sayılırmış ki, bir iddia üzerine, -yaparsın yapamazsın diye- Beyefendinin poposuna parmak!?.. (…) deydirmiş düşme numarasıyla. Beyefendi dahi onu çok seviyormuş zaten. Teması, poposunun en nazik yerinde irkilerek hissettiği halde, kazayı merdivende düşerken yapan kişiyi görüp tanıyınca, gülmüş geçmiş poposuna değen parmak  kazasına.

İşte bu Kocaoğlu’lardan Mahir nam kişi Hötçülüğünü pek öyle öne çıkarmazmış  ama bir dudak büzerek gülümsemesi varmış ki hergelenin, ricaya gittiği yönetici o gülümsemeyi görünce  ( AL  SANA  BİR  DÖT ) dercesine ricayı baş üstü ediveriyormuş hemen.

Ricanın kabul edilmesi üzerine azat olan evliya zedeler yorgun-argın, yaralı-bereli, gelinlerini aralarına alıp köylerine dönmüşler.

Sonra ne mi olmuş?...

Bebekler doğmuş mu doğmamış mı? Bilinmiyor. Çünkü gelinler de söylentilerle birlikte duman olmuşlar ortalıktan. Evlerinde mi gizlenmişler, köylerinde mi? Bilinmez

 Esger dönüşü kocalar mı duman etmişler löp etli kaymak tenli gelinleri,yoksa kayın-ataları mı?..  orası hiç kurcalanmamış.

Bu masal burada bitti

Herkesler okudu evine gitti. Bitlerse damlarına.

Ama bu masal gibi olayın tanıkları, 80-85 yaşlarında da olsalar henüz sağ ve salimler.

Kocaoğlu Mahir nam kişi, zamanının büyük bölümünü bastonuna dayanarak doktor-doktor, eczane- eczane dolanıp ihtiyarlığına derman arıyor, zaman-zaman da, ahir günlerini hastane odalarında geçiriyor olsa bile, Dudağındaki hergele gülücük hala solmadı.

Daha uzun yıllar solmaz inşallah.  

Ama hötçülüğü sökmüyor artık

En uslu şahitlerden biri de Yeğin oğullarından Cevat. O dahi şimdilerde, hac ve umre yollarında say etmekle meşgul. Çelik gibi maşallah. Bu masalı en iyi bilenlerin başta geleni…  

Her şey masal oldu, bitti gitti de, bir şey hiç bitmedi.

Hatta, daha da azgınlaştı. Nedir o?

HÖÖÖT!!...

Şimdilerin hötçüleri de, höötleri de başka.

Partilerine,Partinin genel başkanına  yan bak da gör!

Allah saklasın! Ne Orta Asya kalır artık ne Ergenekon.

Ellerine, dillerine, savcılarına, mapuslarına düştün demektir.  Bu da ateşten gömlektir sana.

Bir de üstelik…Ne dinsizliğin kalmıştır artık, ne de imansızlığın!!…



Bu Haber 1134 Kişi Tarafından Okundu.
YORUMLAR
Başlık : yorum Tarih : 22 Mart 2010 / Pazar Üye Adı :derya şenalp
Mahir Kocaoğlu'nun torunu olarak yorumu yazıyorum.Yazınızı okuduğumda açıkcası çokta hoşuma gitmedi.daha doğrusu niyetinizin iyi mi kötü mü olduğu konusunda birşey anlıyamadım.belki de kötü düşünmeme sebep olan çok sık kullandığınz 'höt'-'döt've yaşlılığıyla dalga geçmeniz olabilir ki duyduğuma göre sizde dedemin arkadasıymışsınız.Belki de bu benim kuruntum olabilir yada okuduğumu anlamama gibi bir 'cehaletim' olabilir..yine de kaleminize sağlık.
Başlık : yorummm Tarih : 22 Mart 2010 / Pazar Üye Adı :derya şenalp
Mahir Kocaoğlu'nun torunu olarak bu yorumu yazıyorum.Açıkcası yazıyı ilk okuduğumda herhalde iyi birşeyden bahsediyo dedim.ama anlamam için defalarca okudum.sonra pekte iyi niyetle yazılmamış gibi geldi.belkide bunu düşünmemi sağlayan çok sık kullanılan 'höt','döt' ve yaşlılığıyla ilgili yazdıklarınız olabilir.Dedemle konuştuğumda beni sevdiğinden yazmıştır diyor.umarım öyledir.yine de Türkçeyi çok iyi kullandığınız!! ellerinize , kaleminize sağlık diyorum