Ünye’de çözülememiş ve bir türlü oturtulamamış şeylerden biri de şehrin balıkhanesidir. Modern şehirlerde önce bu tür yerlere çözüm bulurlar.. Benim bildiğimden beri balıkhane hemen hemen aynı yerdedir.. Atmışlı yıllarda bugünkü konservatuarın olduğu yerde sıra sıra kasap dükkanları vardı, burası şehrin kasaphanesiydi, ön tarafı da balıkhane. Balık işleri ile uğraşan belirli aileler vardı, bugün de onların çocukları aynı işi yapmaktadırlar. Kasaplar da öyle.. Bugün aynı işi geçmişte meşhur kasapların çocukları ve torunları yapmaktadır.
Şehrin kasaphanesi de yoktur. Kasaplar büyük caminin arkasındaki sağlıksız dükkanlarda çoğu zaman etler dışarıda asılı şekilde mesleklerini yapmakta çoğu dükkanlarını Ünye’de yeni moda olan köfteci -kasap dükkanlarına çevirmişlerdir. Dükkanların önlerinde hayvan sakatatları kelleleri, bacakları, sağlıksız bir şekilde satılmaktadır. Her şey dağanık, rastgele, denetimsizdir.
Balık ve balıkhane de öyledir.
Balıkhane, koskoca Ünye’de yer yokmuş gibi iki bina arasına sıkışmış, kirli ve bakımsızdır.. Belki ileride daha temiz ve düzenli bir yer düşünülmektedir, ama şu an durum acil hale gelmiştir.
Görüntü Ünye’ye yakışmamaktadır.. Ordu bu konuda örnek teşkil edecek çok güzel bir çalışma yaparak balık satıcılarına modern bir yer yapmıştır.
Ünye’nin de tüm balık satıcılarını bir yerde toplayacak bu tür yere çok acil ihtiyacı vardır. Bugün köylü pazarında bile balık satılmaktadır.. Ünye’de rastgele yerlerde balıkçı dükkanı her sokak başında el arabası ile balık satan bir süre satıcı vardır. Bunların bir düzeni olması lazımdır. Her yere balıkçı dükkanı açılmaz, her köşede el arabasında balık satılmaz, burası köy mü? Balıklar bayat mı, hastalıklı mı bakan eden yok.. Saldım çayıra mevlam gayıra.. Komşu şehirler bu tür problemlerini halledip daha önemli projeler yaparken biz her geçen gün geriye gitmekteyiz, her tarafımız dökülüyor..
Ünye karşıdan bakıldığında veya otobüsle geçerken gayet güzel.. Yeşilçam filimlerinin dekoru gibi.. Ama içine girip arka sokaklara gidildiğinde sefalet, perişanlık derbederlik bakımsızlık diz boyu.. Niksar Caddesinden stad tarafına girildiğinde minübüs garajlarının hali 2010 yılındaki Ünye’ye hiç yakışmamaktadır. Onun devamı olan sokaklarda kamyon parkları, yarım kalmış inşaat artıkları her şey karmakarışık,
Stadın karşı tarafına bakıldığında artık içinde Rus kalmamış Rus Pazarı’nın ve esnafının yürekler sızlatan durumu onun çevresindeki dağınıklık bozuk sokaklar, her şeyini yaya kaldırıma taşımış esnafın durumu Ünye’nin Allaha emanet edildiğini anlatmaktadır.
Buna bir de Çarşamba günleri kurulan köylü pazarını eklersek..
Köylü pazarımızın düzeni, yeri ve dizaynı iyi düşünülmemiş, kullanılan malzeme ve tezgahlar doğu bloku ülkeleri ve komünist rejimle idare edildiği yıllardaki Bulgaristan pazarlarına ve duvar yıkılmadan önceki Doğu Berlin pazarına benzemektedir. Yurt dışına gidip gelirken Sofya’da durur pazaryerinden meyve alırdık.. Bugün Ünye köylü pazarının durumu aynen Sofya pazarına benzemektedir.
Peynir, yağ, çökelek, süt, meyve, sebze tavuk horoz gibi canlı hayvan bakımsız, paslı tezgahlar üzerinde veya yerlerde, yağmurlu havalarda çamurun içinde, düzensiz, denetimsiz, ilgisizlik, bakımsızlık, bilgisizlik içinde satılmaktadır. Bu karmaşık tablo karşısında şaşırmamak mümkün değildir. Halkın sağlığı ve şehrin düzeni hangi makamın sorumluluğu içinde ise bir an evvel kolları sıvasınlar..
Bütün bu perişanlık kader olamaz. Bu iş bilmemek, ilgisizlik ve halkı adam yerine koymamaktır.
Bu işler neden Ünye’de bu kadar karmaşıktır bilinmez. Başkaları sessiz sedasız şehirlerini cennet yaparken biz batırmak için elimizden geleni yapıyoruz..